Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010
"Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21
"İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30
"İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31
"Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonalizmin, dinin yeni yorumunda Protestanlığın ve yeni bir insan anlayışının yani hümanizmin bu dönemin belirgin özellikleri olarak ortaya çıktıklarını görürüz." Sayfa 33
"Müslüman için üç güvenlik çemberi bulunur. Mümin, sorunlarını bunların içinde kademeli olarak çözmeye çalışır. Bunlardan ilki aile, ikincisi cemaat, üçüncüsü ise ümmettir." Sayfa 40
"İslam için eğitimin başlangıcı ailedir. Okul, bilginin aktarım araçlarından sadece biridir. Bilgiyi, öğrenmeyi okul ile özdeş kılmak, Modernitenin tuzağına düşmek demektir ki İslam'ı Modernitenin gözlükleriyle okuyan Müslümanlar böyle düşünmekteler." Sayfa 41
"Eğer yılbaşını kutlamak için bir neden yoksa kutlamayın. Ona muhalif bir şey yaparak onu protesto etmek, bence onun negatifini üretmektir. Şekil olarak farklı bir şey yok. Yani birilerinin heykeline karşılık Fatih'in heykelini yapıp sokakları onlarla doldurmak gibi." Sayfa 42
"Batıda Tanrı dünyayı yaratmış, elini eteğini çekmiş, dünyanın dışında duruyor. Yani Tanrı aşkınlaştırılmıştır. Oysa Uzakdoğu dinlerindeyse Tanrı içkinleştirilmiştir, yani bizzat varlığı kendi içine içeriklendirilmiştir. Ama bizde ise varlık, bizzat ilahi olana işaret eden bir ayettir. Hepsi o kadar." Sayfa 50
"Demokratik bir toplum, eşitlik üzerine kurulmuş bir toplumdur. Teorik düzlemde de olsa öyledir. İslami bir toplum ise adalet üzerine kurulmuştur. Eşitliği temel almaz." Sayfa 57
"Konformizm, günümüz Müslümanına kendi elleriyle yardım dağıtmayı irrasyonel göstermekte. Bu yüzden yardım kuruluşları çoğalmakta, dev bürokratik yapılara dönüşmekte. Yardım, insani ilişkilerin dünyası olmaktan çıkıp, yoksulla kurum arasındaki mekanik bir ilişkiye evrilmekte." Sayfa 88
"Biz nasıl bir dünyada ümmet olmak istiyoruz, sorusu da sorulmalı. Ümmet olma şartlarını iyi tespit etmezsek, ümmet olma çabamızı bu şartların belirleme tehlikesi de vardır. Yoksa ümmet olalım derken toplum oluruz, ulus devlet oluruz, işin bir de böyle bir boyutu var." Sayfa 90
"İslam, ayrılığa sebebiyet verecek şeyi; 'Allah'ın ipinden uzaklaşma' olarak tanımlar. İslam'a göre millet, bu dine inanan insanlar topluluğudur. Oysa bugün ulus devlet, milleti bir ırka ait insanların topluluğu olarak bize dayatıyor." Sayfa 96
"21. yüzyılda laikliğin de dindarlığın da İslam'ın da Hristiyanlığında içi boşalıyor 21. yüzyılın hakim kültürünün özelliği, her şeyin içini boşaltmaktır." Sayfa 173
"Günümüzün kamusallığını, başta televizyon olmak üzere görsel teknoloji temsil ediyor. Çünkü bu çağın kültüründe görünür olmak ve görüntü her şeyden önemli. Müslüman kesim, içi boşaldıkça dindarlığını muhafaza etmek için görüntüye ve görünür olmaya daha çok önem veriyor." Sayfa 174
"Popüler kültüre, medya malzemesi diyebiliriz. Medyanın ürettiği kültürdür bu. İletişim araçları ile her insana ulaşıyor. Dünyanın her yerinde insanlar bunu benimsiyorlar, düşünce ve davranışlarını buna göre düzenliyorlar. İnsan zihni artık kendi özel tercihleriyle düşünen ve hareket eden bir zihin olmaktan çıktı. Taleplerimizi, arzularımızı, sevinçlerimizi de büyük oranda bu medya malzemesi şekillendiriyor." Sayfa 178
"Ben İslamcılık ile Müslümanlığı birbirinden ayırmanın mümkün olmadığına inanıyorum. İslamcılık, Müslümanın modern dünya içindeki hali, düşüncesi ve tavrıyla ilgilidir. Modern dünyayla yüz yüze gelen Müslümanın red ve kabulünü de içeren entelektüel tutumunu, tavrını ifade eder. İslamcılık, 'öteki' karşısında Müslümanın aldığı pozisyonu ifade eder." Sayfa 191
"Benim Müslüman olmam, dünyaya Müslümanca baktığım anlamına gelmez. Nihayetinde kirlenmiş bir zihne sahibim ve ben, her an kirlenmekteyim. Müslüman, Müslüman olduğunu kabul ettiğinden dolayı dünyaya Müslümanca baktığını zannetmektedir. Oysa Müslümanların çoğunluğu dünyaya artık Müslümanca bakamamaktadır." Sayfa 209
"Din, ahireti hatırlatarak, sahip olduklarımızla bizim aramıza daima bir yabancılaşma ilişkisi sokar. Bugün Müslümanlar bu yabancılaşma ilişkisini ortadan kaldırmaya başladılar. Ahiret fikri zihinlerinde vardır ama eylemlerinde, amellerinde böyle bir fikri esas almazlar." Sayfa 227
"Biz yeni bir dindarlık biçimi ile karşı karşıyayız. Yani büyük oranda içi boşalmış, Müslümanın amelleri ile faaliyetleri üzerinde düzenleyici etkisi olmayan bir dindarlık." Sayfa 231
"Allah nimetlerini kulunun üstünde görmek ister' ama bu nimet nedir hiç tartışmayız. Biz nimeti kazandığımız paranın bize sağladığı imkanlar olarak görüyoruz. Halbuki iman bir nimettir, güzel ahlak da bir nimettir. Oysa günümüzde modern bir hayat yaşamak için, onun konforunu elde etme arzusundan dolayı, bu hadise hep ekonomik anlam yüklemeye çalışıyorlar." Sayfa 237
"Müslümanların gündeminde bugün bidat diye bir şey var mı? Müslümanlar, haramlığı çok açıktan belli olmayan her şeyi onaylıyorlar. Bence bizim gazabımız, şüphe üzerinde olan duyarlılığımızı bitirdiğimiz için olacak." Sayfa 284
"İslam'da nasıl fizik-metafizik, kutsal-kutsal dışı ayrımları bulunmuyorsa din ve dünya ayrımı da yoktur. Ahiret, dünyanın devamıdır. İslam'a göre dinin varoluş sebebi dünyadır. Yani İslam, bizim bu dünyamızı ahiret için düzenlemeye gelmiştir." Sayfa 330
"Günümüz Müslümanlarının çoğunun 'aklının kıblesi' kayıp haldedir. Bu yüzden de inandıkları din, yaşadıkları hayat tarzından etkilenerek şekillenmektedir. Günümüz Müslümanı, iman ile amel arasındaki ilişkinin kopuş sürecinin trajedisini yaşamaktadır. Onun için dindarlık, muttakilik ile şekilciliği birbirinden ayıramamaktadır." Sayfa 241