Bilginin İslamileştirilmesi-İsmail R.Faruki. Risale-Bilimevi Basın Yayın, 2.Baskı, 2012.
"İki asır önce sanayi devrimi geçirmiş olan Avrupa kentlerinin ne kadar berbat ve hatalı yanları varsa hepsini aynen tekrarlayan kalabalık kent merkezlerimiz var. Her şeyin karması olan evlerimiz, mobilyalarımız ve süsleme sanatlarımız, kim ve ne olduğumuz konusundaki kafa karışıklığımızı pek güzel yansıtır biçimdedir. Kısacası, aksine iddialara rağmen, müslüman kendini Batılılaştırdığı oranda berbatlaşmıştır. Hayatı, kendi mazisiyle irtibatsız her tarzın görüldüğü bir yığındır. Kendisini ne İslam ne de batılı sayılabilecek bir kültür garibesine döndürmüştür.
Ümmetin bunalımının kaynağı ve güç merkezi, hiç kuşkusuz mevcut eğitim sistemidir. Eğitim sistemi, Müslüman gençliğin yoğrulup kıyıldığı, bilincinin Batının bir karikatürü biçimine sokulduğu bir laboratuvardır. Müslümanın mazisi ile irtibatı burada koparılmakta, atalardan gelen birikimi öğrenmeye olan tabii merakı burada yok edilmekte...." Sayfa 25.
"Batı üniversiteleri son iki asırdır milliyetçiliğin etkisi altındadır. Çünkü romantizm, hristiyanlığın ölü tanrısının yerine, nihai hakikat olarak; 'milleti' oturtmuştur." Sayfa 28.
"İslam alemindeki üniversite öğrencisi, ders kitabı ve sınıfta kendisine sunulan yabancı ideolojiler karşısında, tank ve makinalı tüfeği kılıç kalkanla karşılayan bir asker kadar çaresizdir. Batılı orta dereceli okullarda Batı geleneği; ısrarla, evrensellikle, ciddiyetle ve bağlılıkla öğretilmekteyken, İslam aleminin okullarında İslami temel görüş hiçbir zaman bu evrensellik, ısrar, ciddiyet ve bağlılıkla öğretilmemiştir. Hatta hiçbir İslam ülkesinde öğrencilerin zorunlu dersleri arasına girmemiştir." Sayfa 30.
"Bilgi sahibi oğulları ve kızlarına saygı duymayan, onlara ecdadının kültür ve maneviyat mirasını intikal çabasında bulunmayan ve gençlerine geleneklerini zenginleştirecek kabiliyeti veremeyen Müslümanlardan hayır gelmez ve böyle bir halkın istikbali de olamaz. Eğitimcilerin ne öğreteceklerini ve nelerle ilgilenmeleri gerektiğini siyasi yönetimlerin emirlerine göre ayarlamaları da kesin çöküş belirtisidir.
Müslümanlar ve liderleri, gençlere İslami temel esaslar öğretilmemesinden hem hukuken sorumludur hem de Allah katında cezaya layıktır." Sayfa 33.
"Müslüman öğrenciye İslam, çok küçükken baba otoritesinin yetkin sesi ile sunulmuştur. O zaman kafası objektif iddiaları anlayıp takdir edecek olgunlukla değildi. Bu sebeple kendisinin İslam'a bağlılığı akıl yürütüp ikna olarak değil, duyguları yoluyla gerçekleşmişti. İslam'a bağlılığı 'bilimsel', 'objektif' ve 'modern' gerçeğin taarruzu karşısında tabiatıyla tutunamaz. İslami görüşler aynı objektiflik ve bilimsellik gücüyle, aynı çağdaş olma cazibesiyle sunulamayınca Müslüman üniversite öğrencisinin Avrupai fikirlere eğilim gösterip benimsemesi söz konusu olmaktadır. Müslüman üniversitelerde İslam'dan uzaklaşma süreci böyle başlamaktadır.
Üniversitedeki dört yılı boyunca karşılaştığı bu yabancılaşmaya bir de basın, çevre ve toplumdan gelen etki eklenince, Müslümanın İslami şahsiyeti tahrip olmaktadır. Bir kültür ukalası, ne İslamı ne de Batıyı bilen bir tip, o an gönlünü okşayan sözler sarf eden herkesin peşinden gitmeye hazır bir zavallı haline gelmesine şaşmamak gerek." Sayfa 34.
"Maziden farklı olarak çağımızın çarpışan güçleri, ülkesini işgal etmeden de herkese erişip egemenliğine alabilmektedir. Farkında olsun olmasın, kafasını şekillendirebilmekte ve kendi dünya görüşüne çekebilmekte, hatta onu bir kukla gibi kullanabilmektedir. Bu güçlerin dünya egemenliği için birbirleriyle çekiştikleri bir gerçektir. Yarının muzaffer gücünün İslam olması, Müslümanların ya tarih sayfalarına gömülmesi ya da yeni şerefli sayfalar yazması bugünün müslümanlarına kalmış bir iştir." Sayfa 36.
"Vahiy ile aklı birbirinden ayırmak kabul edilir bir şey değildir...Buna bağlı olarak İslam, insanı aklını kullanmaya ve her konuya eleştirici bir gözle yaklaşmaya, alternatifleri gözden geçirmeye, her zaman ikna edilmek ve tutarlı olmak istemeye, ancak yüzde yüz emin olduğu hakikatleri dile getirmeye ve gerçekle daima dirsek temasını korumaya davet eder.
Bu yoldaki tavsiyeler, emir ve direktifler Kur'an'ın hemen her sayfasında bulunur. Aklı kullanmadan Vahyin gerçekleri takdir edilemez. İlahi vasıfların anlaşılması ve kabulü de onsuz mümkün değildir." Sayfa 47.
"Sonraları düşünce ile eylem arasındaki bu birlik parçalandı. Birbirlerinden koptukları an her biri kötüleşmeye başladı. Siyasi liderler ve iktidar sahiplerinin başı, düşüncesizlikten ve alimlerle istişareden uzak kalmak yüzünden bunalımlardan kurtulamadı. Sonuç ise akıllı vatandaşların yönetimden soğutulması ve liderleri daha da tecrid eder biçimde her şeyin ele yüze bulaştırılması oldu.
Kısa bir sürede Müslüman halk kendi siyasi yönetimi üzerinde etkisiz hale geldi Sayısız zorba ve ahlaksız yönetici, taht hırsızları ve güçlü sultanlarca kullanılan kukla halifeler ümmetin moralini bozdu ve onu siyaset sahnesinden tamamen kopardı.
Kısa bir zamanda, sultanlar hiçbir karşı koymayla karşılaşmadan yönetimlerini sürdürmeye başladılar. Müslümanların akli enerjisi de tasavvufun biçimlendirdiği ruhsal, kişisel ve öznel değerlere doğru yöneldi. Ruhsal olanın dünyevinin eşiti ve dengi halini alışıyla ilk dönem özelliği yok oldu. Yerine, dünyeviyi kaybetmek pahasına ruhsalı, yani bu dünya yerine öteki dünyanın peşinde koşmak geldi.
Ümmetin gerçek deneyimleriyle dirsek temasını kaybeden İslam düşüncesi hukukta tutucu ve lafza bağlı; Kur'an tefsirinde ve dünya görüşünde tahminci (speculative); ahlak ve siyasette dünyaya değer vermez ve tabii bilimlerde batıni hal aldı. Büyük düşünür, hukukçu ve veliler siyasi otorite ve eyleme çok aşağılık, tiksinilecek bir şeymiş gibi tepeden baktılar; önce dünyaya karşı direniş ve sonra da onu tamamen red faziletin ilk şartı oldu. Müslümanlar Hz. Peygamberin hayatında yüce örneğini verdiği, kişisel değerlerle kamu değerleri arasındaki dengeyi kaybetmiş hale geldi." Sayfa 49, 50.
"Allah nazarında şirkten daha iğrenç bir şey yoktur ve ırkçılık aslında şirkten başka bir şey değildir. İnsanlar arasında düşmanlıklara, savaşa ve kan dökülmesine sebep olmada ırkçılıktan daha üretken bir şey bulunamaz." Sayfa 70
"Müslüman bir ırkçı. bu sebeple terimsel bir çelişkidir. Irkçılığın peşinden giden bir Müslüman ya münafık ya da dinsizdir veya İslam'a bağlılığı rüşvet ve kişisel çıkarın cazibesine dayanamayacak kadar zayıf biridir." Sayfa 71.
"Batılı disiplinler din ve ahlak olarak Hristiyanlığın gereksizliğini kabul etmişlerdir. Bunları okuyan müslümanlara da sekülerliklerinin hem evrensel hem de zorunlu olduğu, Müslümanların da inançlarını bırakmaları veya etkisinden kurtulmaları gerektiği kanaatini aşılamışlardır." Sayfa 90.