Kelime-i Tevhid Üzerine Düşünme - Mehmet Emin Akın
Medarik Yayınları, 2. Basım, Eylül 2008.
"Tevhid; Allah'ı isim ve sıfatlarında birlemek, bunda hiçbir şeyi ve hiç bir kimseyi O'na ortak koşmamak ve denk tutmamaktır. Hiçbir kimse ve hiçbir şeyin sevgisini; O'ndan ve O'nun emrettiklerinden ve bize dünyada hidayet ve ahirette de felah olacak kitabından üstün görmemektir.
Bir diğer ifadeyle tevhid; Allah'ı, Rabbimiz ve İlahımız bilip sevmek, O'nun sevdiğini sevmek, O'nun hoşlanmadığından hoşlanmamak, O'nu velimiz kabul etmek, sadece O'ndan korkmak, zorluklardan kurtulmak için O'ndan yardım istemektir. İbadeti ve hamd'i sadece O'na layık görüp dini; kâfirler ve müşrikler hoşlanmasa da O'nun için halis kılıp mutlak itaati O'na has kılmaktır." Sayfa 9.
"Allah'a iman etmeyi; Hristiyanlıktan ödünç alınmış olan kavramlar çerçevesinde değil, Allah'ın kitabı ve Rasulü'nün sünnetinin tarif ettiği şekilde anlamalıyız." Sayfa 10.
"Bugün Türkiye'de Dinin yani İslam'ın anlamını yitirme yolunda hızla ilerlemesinin bir diğer göstergesi de dinin demokrasi olmadan yaşamayacağı iddiasının Müslümanlar tarafından da dile getirilmiş olmasıdır." Sayfa 11.
"Kelime-i Tevhidin kalplerde ve akıllarda yeniden Kur'an'daki manasına uygun olarak yer etmesinin yolu, bütün alanlarda, bütün fikri ve siyasi faaliyetlerde Allah'ın dini olan İslâm'ı gündeme getirmek ve onun düşmanlarını, yıkılmayan bir gerçekle karşı karşıya oldukları konusunda ciddi olarak uyarmaktır. Bu topraklar üzerinde hayat süren kim varsa; hayatını ve bu ülkedeki varlığını ancak ve ancak İslâm'a borçlu olduğunu ve bu ülkenin “vatan” edinilmesinde yegâne ve asla inkâr edilemez bir şekilde tek söz sahibi olan hakikatin İslâm olduğunu kabul etmesi gerektiğini bütün gücümüzle haykırmalıyız. Bu ülke Kur'an'la vatan edinilmiştir, bu ülkenin tapusu İslâm'ındır ve bu tapunun üzerinde İslâm'ın mührü “La İlahe İllallah” vardır. Bu mührü kazımaya kalkışanlar, bu ülkeyi Bizans'a teslim edecek olan ideolojilerdir. Bu ülkede en yüce söz İslâm'ındır ve öyle de olmalıdır. Kim bu sözün bu ülke üzerindeki hakkını inkâr ederse bilsin ki, bundan başka bu hakkı iddia edecek olan ideoloji İslâm'ın bize vatan kıldığı bu ülkenin geleceğini tehlikeye atıyor demektir." Sayfa 13.
"İbadeti, kişinin sadece kendisiyle sınırlı ve gözetim altında eda edilen dua ve namaza hasretmek; dini din olmaktan çıkarmaktır. İnsanlara dinin ancak bu olduğu, bunun dışında bir din tanımı ve dini bir hayat yaşamayı teklif etmeyi yasaklayan ve hatta bunu çağdışı olarak değerlendiren sistemler, Allah'ın varlığını gerçekte kabul etmeyen pozitivist inkârcı sistemlerdir.
Kendisine iman edilmesine izin verilen; fakat itaat edilmesine izin verilmeyen bir ilah anlayışı, ancak laik sistemlerin geliştirdiği “din” tanımında söz konusu olabilir." Sayfa 16.
"Şehadet âleminde Allah'ı Rab olarak kabul etmeyen; Allah'ı, âlemlerin Rabbi olarak da kabul etmiyor demektir. Şehadet âleminde Allah'ı ilah ve rab olarak tanımayan da Müslüman olamaz. Şeriatını inkâr ettiği halde, bu şeriatın sahibine ibadet edilmesine güya izin verdiğini söyleyen zihniyet, İslâm'ı Allah'ın dini olarak tanımadığını söylemektedir. Böyle bir dine rıza göstermiş olanlar; “dini Allah için halis” kılamazlar. Zira dinin Allah için halis kılınması; onu fiillerimizde, tüm söz ve ibadetlerimizde tevhid etmekle mümkündür." Sayfa 17.
"Yeryüzünde yaratılışı kendiliğinden oluşa bağlayanlar, Allah'ın “el-Hakim” sıfatına karşı harb edenlerdir. Hakeza Allah'ın nimetlerini kullarına bir sofra kıldığı yeryüzünü zulümleriyle kana boğanlar ve insanları açlığa, yoksulluğa ve toplu katliamlara mahküm edenler, Allah'ın “er-Rahim” “er-Rezzak” ve “el-Âdil” isimlerine karşı başkaldırmışlardır. Bunun en açık misalini; dünya sermaye efendilerinin yani kapitalist dünya düzeninin, yeryüzünde insanı köleleştirmek için yüz milyonlarca insanı dünyanın her köşe ve bucağında nasıl imha ettiğine bakarak görebiliriz." Sayfa 20.
"İslâm dışı bir düşünce ya da ahiret gününü reddeden bir inanç ve kanaat; ne insanın ihtiyaç ve dertlerini bugüne kadar adil bir şekilde giderebilmiş ve ne de tüm insanlara karşı kuşatıcı bir merhameti sergileyebilmiştir. Bunun içindir ki tevhid dini İslâm; hem sahih bir akletme, hem adalet, hem iyilik ve ihsan, hem de merhametin ta kendisidir. Adaleti, Rabbani oluşundan kaynaklanan İslâm, her şeyi bu teraziyle tartar.
İslâm hakeza her emri, hükmü ve hikmetinde; tüm insanlığın ıslahı için, onların fıtratıyla uyum içinde olan var oluş hikmetinin kabul ettiği; fıtri, ahlaki ve hukuki iyiliği esas alır; yani tevhidi, adaleti ve merhameti bütün ilkelerinin aslı görür." Sayfa 21.
"Tevhid; iman, cihad, adalet, rahmet, doğruluk, cömertlik ve fıtrat üzere olmanın adıdır. Buradan hareketle, muvahhid ve mü'min insanlar, Rabbimiz ancak Allah'tır dedikten sonra; eski ve modern cahiliyyenin; renk, dil, kan, ırk, bölge ve vatan gibi dar, kısır, küt ve gerici tuzaklarına mahküm olarak insanlık değerlerini ve Allah'ın Müslümanlardan istediği görevleri göz ardı edemezler. Müslüman, bu kavram ve anlayışların tamamını Islâmın tevhidi anlayışına göre yorumlar ve her birine ona göre değer verir." Sayfa 30.
"Günümüzde birçok insan namazlarını dahi sahih bir tevhid akidesi üzere kılmamaktadır. Tevhid ile namaz iç içe bir akide ve amel olmasına rağmen, Cuma ve bayramlarda camileri dolduran ve daha sonra camileri yetim bırakan milyonlarca insan, tevhidin namazla olan ayrılmaz ilgisinden uzak yaşamaktadır. Namazın tevhid olduğunu bilen müşrikler her dönemde rasullerin ve nebilerin en çok ibadetlerine düşmanlık etmişlerdir. İslâm'ın gözlerimiz önünde her gün hakarete uğradığı günümüzde, İslâm'ın izzetini tutup kaldırmamakta kelime-i şehadeti ister gerçek, isterse gerçekten uzak bir manada söyleyen herkes Allah katında sorumludur. Bu hakaretlerin birkaç sebebi olabilir. Bunlar; temkin gücümüzün olmayışı, sıdk ve ihlâstan uzak oluşumuz, Allah'ı inkâr edenlere benzememiz veya onlara sevgi beslememiz, emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l münker'den uzak oluşumuz, en tehlikelisi de namazlarımızda Allah için kıyam ettiğimizi sanmamıza rağmen, onda Allah'a yalan söylememizdir. Namazda yalan söylemek ise, tevhidle hamd'in tefsirini bilmemek ya da tevhide aykırı bir inanca rağmen Allah'a hamd ettiğimizi sanmaktır.
Her gün daha da vahim bir hal alan gidişimizden ne yazık ki rahatsız olan o kadar az insan var ki, neredeyse küfrün iğrençliğini, işkencesini ve zulmünü unutur gibi olduk. Küfre, şirke ve eski ve yeni birçok bidate sessiz kalan ve modern Batılı hayat tarzını benimseyen Müslümanları, içlerinde bir yangın hissederek uyarmayan ilim ehli; tevhidin daha da unutulmasına ve İslâm'ın adının sadece din olarak telaffuz edilmesine yol açmaktadır. İslâm'ın ve tevhidin en büyük düşmanı ne yazık ki, Müslümanların dini hayatlarını derinden çürüten ve azimlerin kırılması ve umutların yitirilmesine sebep olan kafirlere ve müşriklere benzeyerek yaşama hastalığıdır." Sayfa 35
"Bu kainatı yaratamayan, nasıl ona sahip olabilir ve üzerinde hükmünü yürütebilir ki? Bunun içindir ki Allah'ın mülkünde kendilerini tasarruf sahibi sananlar, Allah'ın hakimiyetine karşı hakimiyet iddiasında bulunanlardır." Sayfa 82.
"Müslümanların ve insanların kurtuluşuna giden yegâne yol, tevhidin apaçık ortaya koyduğu Kur'ani ve Nebevi yoldur. Bu yolda mü'min, dünyanın değil İslâm'ın insanı, yani “Müslim” olur. Çünkü Rabbani insan, yeryüzünde “ıslah” için mücadele eden insandır. O halde ıslahı insanlığın bütün kesimlerine yaymak ve tevhid davasına yeni topluluklar kazandırmak için, elbette daha çok çalışarak, dışımızdakilerin yani tevhidi tanımayanların da tevhidi tanımalarına vesile olmalıyız. Mücadele zor, şartlar çetin. Her insan, aklı, ilmi ve fiziki imkânları ölçüsünde bundan sorumludur. Dalâlette bulunan, kalplerini karanlık bürümüş ve gözleri gerçeği görmeyenlerin hidayete erebilmesi için, Allah'ı ve Rasulü'nü (sallallahu aleyhi ve sellem) severek ve itaat ederek bu yolda ihlâsla gayret edilmelidir." Sayfa 88.
"Tevhid, Müslümanların yeryüzünde Allah'ın dinini hâkim kılmalarının ve diğer insanları da bu vesileyle dünyaya kulluktan, şehvetlere ve benliklerine tapınmaktan kurtarmanın tek
yoludur. Müslümanların tevhid akidesinin bozulmasından bugüne, hezimetlerinin ardı arkası kesilmemektedir. Bunun da sebebi, dinin Allah için halis kılınmamasıdır. Demek ki, Allah
adına üstün olmanın, zafer elde etmenin ve izzet içinde yaşamanın yegâne sebebi tevhiddir. Çünkü tevhid kalplerde lekelendiği ve karardığı zaman, Allah rahmet ve nusretini üzerimizden kaldırır.
Buna karşılık şirk, yeryüzündeki bütün sapmaların ve zulümlerin aslı ve sebebidir. Müşrik; Allah'ı gerçekten tevhid etmediği için, dine bâtıl ve riya olanı katar ve dini hâlis olmaktan çıkarır. Kâfir ise, Allah'ın uluhiyet ve rububiyetini inkâr edip kendi hevasını ilah edinen, Allah'ın şeriatı ve vahiyleri ile yönetilmesi söz konusu olduğunda, dini kökten veya kısmen reddedendir. Dini kısmen reddetmek küfür olduğu gibi, dinin bir kısmında heva ve heveslerin dini hükümler yerine konması da şirktir.
Dini Allah'ın gönderdiği vahyin ilkelerinin dışında tarif edenler, ya müşrik, ya münafık ya da kâfirdir. Dini ancak Allah Azze ve Celle tarif eder ve kimin de Müslüman olduğunu ancak Kur'an ve Sünnet bize en sağlıklı bir biçimde bildirir." Sayfa 91.
"Bunlar, İslâm'ın demokrasi ile uyum içinde yaşayabileceğini söylerlerken, Müslümanları; yine İslâm'la çok iyi uyum içinde olduğunu söyledikleri demokratik hayat içinde gerici ve yobaz olarak kınayabiliyor ve İslâm'ı irtica ve karanlık çağların dini olarak adlandırabiliyorlar. Demokrasinin İslâm'la barışından söz edenler, kendileri dahi bu safsataya inanmamaktadırlar.
Demokrasinin İslâm ile bir arada yaşayabileceğini söyleyenler, demokrasinin yasalarının tüm dinlerin ve özellikle Allah'ın gönderdiği tüm şeriatları inkâr ettiğini ve buna hayat hakkı tanımadığını görmezden geliyorlar.
Müslümanların demokratik sistemler içinde, sadece seçme ve seçilme oyununa katıldıkları için mi İslâm demokrasi ile uyum içerisinde bir arada yaşamış oluyor, yoksa Müslümanların Allah'ın dininin yasalarından vazgeçmeleri mi demokrasi ile uyum içerisinde bir arada yaşama olarak tanımlanıyor? Bunun genel kabul gördüğünü farzederek kendimize şöyle bir soru soralım: İslâm ile demokrasinin uyumundan söz eden bu müslümanlar, Allah'ın kitabına sırt çevirerek, Allah'ın dininin yeniden tanımını mı yapmaya yelteniyorlar." Sayfa 94.
"Tevhid; esasta ilahın ve hâkimin yalnız Allah olduğuna iman etmek ve Allah'tan gayrisinin din ve şeriat koyma iddia ve konumunu reddetmektir.
Tevhid; imanda, amelde ve yasamada sadece Allah'ı rab ve en üst yetki makamı olarak görmektir. İslâm dışındaki modern sistemler ise, tıpkı Roma paganizminde olduğu gibi, sadece ve sadece “insan” ı en üstün otorite ve yasama mercii olarak görmektedirler." Sayfa 98.
“La İlahe İllallah” demek, tüm şirklerin; akıldan, kalpten ve düşüncelerden temizlenip aklın ve kalbin arındırılmasıdır. Batı dünyası, bütün dünyayı sahte demokrasi ve özgürlük oyunu ve hilesiyle işgal etmeye, kuşatmaya ve sömürmeye çalışmaktadır. Batı'yı izleyen ve Batı'nın çıkarlarını koruyarak onların güdümündeki sistemleri sürdürmek isteyen geri kalmış ülkelerin rejimleri; İslâm'ın ve Müslümanların dünya tarihindeki önemli yerini inkâr edip bugün “La İlahe İllallah” davetini yeryüzünün her tarafında boğma savaşına destek vermektedir.* Müslüman ülkelerdeki demokrasilerin, emperyalist Batı demokrasilerine bakışı ise, ne yazık ki, hâlâ körü körüne taklid ve acı bir aldanmışlıktan öte bir şey değildir.
* ABD'nin açıkça İslâm'a karşı savaş ilan ettiğini Batılı birçok düşünür ve vicdan sahibi ittifakla kabul ederken, Müslüman olduklarını söyleyen ve Müslüman olduklarını söyleyen insanların oylarıyla hükümet olan bir iktidarın, bugün ABD'nin İslâm topraklarında uygulamaya koyduğu zulüm projelerine rağmen onun stratejik bir müttefiki olduğunu ilan etmesi, demokrasinin, İslâm'a ve Müslümanlara karşı beslediği niyeti ortaya koymaktadır." Sayfa 98, 99, 100.
"Demokrasi ve nifak ahlakı; Müslümanlarda, Allah'ın izzetiyle izzetlenmelerini kökten yıkıcı olan bir zihniyeti yaygınlaştırmıştır. Rabbimiz Kur'an'da, şirki ve küfrü en çok dikkat etmemiz ve kendisinden sakınmamız gereken iki fitne olarak bize tanıttığı halde bu ahlak bunu görmezden gelmeyi benimsemeyi gündeme getirdi. Allah'a, Rasulü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Müslümanlara dost olmayı dışlayan bu demokrasi hilesi ve fitnesinden uzak durmanın bir yolunun olduğunu Müslümanlar düşünmek ve bunun uğrunda seslerini yükseltmek zorundadırlar. Çünkü demokrasi; temellendirdiği ikiyüzlülük ahlakıyla dini dışladığı gibi, onu sosyolojik olarak kullanmakta ve de etkisiz hale getirmektedir." Sayfa 108.
