Ana içeriğe atla

Kur'an'ın Dört Temel Terimi - İlah·Rab·Din·İbadet. El-Mevdudi



Kur'an'ın Dört Temel Terimi - İlah·Rab·Din·İbadet. 
Seyyid Ebu'l-Ala El-Mevdudi. Özgün Yayıncılık, 8.Baskı, Nisan 2001

    "İLAH, RAB, DİN ve İBADET; bu dört terim Kur'an terminolojisinde temel bir öneme sahiptir.

    Kur'an'ın tüm daveti yalnızca Allah Teala'nın Rab ve İlah olduğu şeklindedir. Ondan başka ne herhangi bir İlah ve Rab, ne herhangi bir uluhiyet ve ne de rububiyet vardır. O'nun şeriki de yoktur. Bu yüzden sadece onun İlah ve Rab olarak kabul edilmesi, O'na ibadet edilip başkalarına edilmemesi, dinin sadece ona hasredilmesi, diğer başka dinlerin ise reddedilmesi gerekmektedir." Önsöz Sayfa 9

     "Kur'an-ı Kerim'in öğretisini anlamak için bu dört terimin sahih ve mükemmel anlamını tam manasıyla kavramak zorunludur. Eğer herhangi bir kimse İlah ve Rab'bin manasının ne olduğunu, ibadetin ne anlama geldiğini ve dinin neye isnad edildiğini bilmezse onun için Kur'an'ın tamamı anlaşılmaz bir hal alır.

     (Çünkü) O (böyle bir durumda) ne tevhidi bilebilecek, ne şirki anlayabilecek, ne ibadeti yalnız Allah'a mahsus kılabilecek ve ne de dini Allah'a has kılabilecektir.... O lailaheillallah demeye devam etmekle birlikte putları da ilahlaştırmaya devam eder. Allah'tan başka rab olmadığını devamlı ilan etmesine rağmen, kendisine Allah'tan başka birçok rab edinmekte devam eder. O tüm iyi niyetiyle birlikte Allah'tan başkasına ibadet etmediğini her fırsatta bildirmekle birlikte diğer birçok mabudlara ibadetle meşgul olur. O tüm gücüyle Allah'ın dininde olduğunu haykırdığı ve kendisini başka dinde görenlerle kavgaya hazır olmakla birlikte, birçok dinin yuları kendi boynunda asılıdır. Kendi ağzından Allah'tan başkası için İlah ve Rab sözcükleri hiçbir zaman çıkmazken, bu sözcüklerin ortaya koydukları manaları itibariyle onun birçok ilah ve rabbi olur. Hal böyle olmasına rağmen o zavallının gerçek Allah'tan başka, kendisinin ilah ve rabler edindiğinden haberi bile olmaz. Eğer siz ona kendisinin Allah'tan başkasına ibadet ettiğini, dine şirk bulaştırdığını söylerseniz, size taş ve sopayla saldırır ve fakat ibadet ve dinin hakikati açısından o, başkalarının kuludur ve başka bir dine girmiştir. Ancak hareketlerinin gerçekte başkalarına ibadet etmek olduğunu ve içinde bulunduğu durumun kendisini İslam'dan başka dine mensup kıldığını bilmez." Sayfa14

     "Kur'an'ın nazil olduğu dönemlerde anlaşılan bütün bu terimlerin gerçek manaları daha sonraki asırlarda gitgide değişmeye yüz tutar. O kadar ki terimlerin her biri kendi geniş anlamlarından kaya kaya oldukça dar ve anlaşılmaz birer ifade haline gelir... Örneğin; İlah terimi hemen hemen putlar ve ilahlarla özleştirildi. Rab; büyüten, besleyen ve yetiştirenle eş anlamlı bir hale getirildi. İbadetin manası tapmakla özdeşleşti. Din de (aynı şekilde) mezheb, meşreb ve "religion" kelimelerine karşılık olarak kullanılır oldu. Tağut, put ya da şeytan şeklinde tercüme edildi."

     "İnsanlar putları ve ilahları bırakırlarsa Kur'an'ın isteğinin yerine geleceğini sanmaktalar. Oysa onlar ilah tanımı içerisine giren diğer birçok nesneye çok sıkı bir şekilde bağlanmışlar, ancak bu durumlarının Allah'tan başkasını ilah edinmek manasına geldiğini bilmemektedirler." Sayfa16

     İLAH
""Onlar alim ve rahiblerini Allah'a ortak koştular ve Mesih İbni Meryem'i de ilahlaştırdılar. Oysa, onlara kendisinden başka ilah olmayan tek bir ilaha ibadet etmeleri buyurulmuştu."" Tevbe.31
"" Nefsini ilahlaştıranı görmedin mi? Sen onun sorumluluğunu üzerine alır mısın?"" Furkan.43
""Aynı şekilde (ilahlıkta) ortak koştukları, müşriklerin çoğuna evlatlarını öldürmeyi hoş gösterdiler."" En'am.137
"" Onların (ilahlıkta) ortak koştukları, Allah'ın izin vermediği halde, onlar için din cinsinden bir şeriat mı koymuşlar?"" Şura.21

"Burada ilahlaştırılmış olanlarda herhangi bir olağanüstülük söz konusu değildir. Onlar ya insandır ya da insanın kendi nefsidir....Bilakis onlar, koydukları hükümler kanun olarak kabul edildiği, emir ve nehiylerine itaat edildiği, helal kıldıkları helal, haram kıldıkları haram olarak benimsendiği için ilahlaştırılmışlardır...İlk ayette alim ve rahiplerin ilahlaştırılması söz konusu edilmektedir...İkinci ayetin anlamı ise gayet açıktır; nefsi arzularına boyun eğen ve onun emirlerini daha üstün gören kimse, aslında kendi nefsini ilahlaştırmıştır... İlk iki ayetten sonra gelen diğer iki ayette de Allah'ın izni olmadan herhangi bir kimsenin koymuş olduğu örf, kanun ve sistemi caiz görenlerin, söz konusu kanun koyucuyu Allah'a ilahlıkta ortak koştukları açıkça belirtilmektedir." Sayfa 29, 30.

     RAB
     "Bu sözcüğün geniş anlamda incelenmesinden şu gibi manaları kapsadığı anlaşılır:
1. Mürebbi, gereksinimleri karşılayan, terbiye veren ve yetiştiren;
2. Kefil, gözetici, koruyup kollayan, ıslahla sorumlu olan;
3. Çeşitli kimselerin oluşturduğu bir toplulukta merkezi bir sıfata sahip olan;
4. Kendisine bağlananların efendisi, sözü geçen, üstünlüğü ve yüceliği kabul edilen ve tasarruf hakkına sahip, itaat ve boyun eğilen efendi, güç ve egemenlik sahibi reis.
5. Malik, efendi." Sayfa 48.

"...Buraya kadar sapık kavimlerin batıl inançları bağlamında yapmış olduğumuz incelemeler, başından beri vurgulamak istediğimiz bir gerçeği ortaya koymak içindi. Bu gerçek en eski devirlerden Kur'an'ın indirildiği çağa kadar, Kur'an-ı Kerim'de zalim, fasık ve sapık olarak betimlenen ne kadar kavim varsa, onlardan hiç birisi Allah'ın varlığını inkar etmemiş ve yine hiç birisi Allah Teala'nın mutlak manada rab ve ilah olduğunu yadsımamış olmalarıdır. Söz konusu kavimlerin hemen hepsinin asıl sapıklığa düştükleri nokta; bu bölümün başında dil yönünden ve Kur'an'ın delilleri aydınlığında tanımladığımız rab teriminin yüklendiği beş ayrı anlamı birbirinden bağımsız iki farklı anlam grubuna ayırmalarıydı.

     Onların gözünde metafizik manada yaratıkları rızıklandırması, ihtiyaçlarını görmesi, sıkıntılarını gidermesi ve koruyup kollaması anlamlarıyla Rabb kavramı başka bir keyfiyete sahipti. Bu anlayışları itibariyle onlar her ne kadar en yüce Rabb olarak sadece Allah'ı kabul etmiş olsalar da melekler, ilahlar, cinler, görünmez güçler, yıldızlar, gezegenler, peygamberler, veliler ve ruhani liderleri de onunla birlikte rububiyete ortak görüyorlardı. 

     Yine Rab kavramının, emretme ve nehyetme yetkisine sahip tek mercii, egemenliğin tek sahibi, hidayet ve yönlendirme kaynağı, kanun koyucu, ülkenin başkanı ve toplumun merkezi olması şeklindeki anlamı onların gözünde tamamen başka bir niteliğe sahipti. 

     Bu anlayışları nedeniyle onlar teorik plandan Allah'ı mutlak otorite, egemen güç vs.  anlamlarıyla Rab olarak görüyorlardı. Pratik hayatlarında ise toplumun katında güçlü olan, nüfus sahibi kimselerin ahlaki, siyasi ve toplumsal anlamdaki rububiyetlerini kabul ederek onlara itaat ediyorlar, onların siyasal otoritelerine tabi oluyorlardı." Sayfa 92, 93.

     İBADET
     "Dil yönünden yapmış olduğumuz bu İncelemeden sonra Kur'an-ı Kerim'e yöneldiğimizde, bu yüce kitapta, söz konusu kelimenin çoğunlukla ilk üç manasının (köle, itaat ve kulluk) kullanılmış olduğunu görüyoruz. Bazen birinci ve ikinci manalar (köle bir itaat) birlikte kullanılırken kimi ayetlerde sadece ikinci manası (itaat) bazen de sadece üçüncü manasıyla (kulluk) kullanılmaktadır. Bazı durumlarda ise kavramın her üç manası birden kastedilmektedir." Sayfa 106.

     ""De ki: «Allah katında, ´kesinleşmiş bir ceza olarak´ bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah´ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan da daha çok sapmışlardır."" (Mâide 60)
""Andolsun ki biz her kavme 'Allah'a ibadet edin ve tağuta ibadetten kaçının' diye bir elçi gönderdik"" (Nahl 36)
"" Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı!..."" (Zümer 17)

     "Bu üç ayette de 'tağuta ibadet' le kastedilen tağuta itaat ve köleliktir... Kur'an terminolojisinde tağut kavramıyla Allah'a isyan ederek Allah'ın mülkünde kendi buyruk ve yasalarını hakim kılmaya çalışan ve O'nun kullarını ya zorbalık ve terörle ya da vaad, ulufe veya propaganda gibi aldatıcı yollarla kendisine itaat ve kulluğa çağıran her türlü devlet , hükümet, düzen, sistem, önder, kişi ve zümre ifade edilmektedir. Kur'an'a göre bu tür sistem, koyduğu buyruk ve yasalara bilerek isteyerek uymak açıkça tağuta kulluk, tağuta ibadet etmek demektir"

     ""(Kıyamet günü Allah Teala şöyle buyurur) Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp ta taptıklarını bir araya getirip toplayın. Onları cehennem yoluna koyun..."" Saffat 22, 23.
     ""Birbirlerine dönüp sorgulamaya başlarlar. (tâbi olanlar tâbi olduklarına) Doğrusu siz bize hayır yoluyla gelenlerdiniz deyince (onların tâbi oldukları) hayır siz inanmış kimseler değildiniz. Sizin üzerinizde bizim bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis siz azmış bir kavimdiniz, derler."" Saffat 27, 32.

     "Bu ayet-i kerimelerde Allah'tan başkalarına kulluk edenlerle kendilerine kulluk edilenler arasında geçen temsili söyleşide aktarılan soru ve cevaplar açıkça göstermektedir ki bu ikinciler tanrı yerine konulan sembolik varlıklar ya da putlar değil, insanların önüne kurtarıcı ya da yol gösterici kılığında çıkıp onları Allah'ın yolundan çeviren, onlara Allah'ın dininden başka dinler öneren lider konumundaki nüfuzlu kimseler, kavim, kabile, aşiret büyükleri yahut din adamlarıdır. Söz konusu önderler tesbih, cübbe, seccade vs ile Allah'ın kullarını aldatarak kendi amaçlarına ulaşmış, ıslah ve yardımseverlik iddialarıyla kötülük ve bozgunculuğu yaymışlardır. Bu gibi kimseleri körü körüne taklit etmek, hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan buyruklarına boyun eğmek bu ayette ibadet kavramıyla ifade edilmektedir." Sayfa 110.

     DİN
     "Kur'an mesajı içinde din kavramı, aşağıda sıraladığımız dört ana kısımdan oluşan mükemmel bir düzeni tarif etmektedir:
1. Hakimiyet ve egemenlik.
2. Hakimiyet karşısında boyun eğme ve itaat.
3. Söz konusu hakimiyetin etkisi altında kurulan fikri ve ameli düzen.
4. Bu düzene bağlılık ve itaat sonucu elde edilen mükafat ya da isyan ya da karşı çıkmanın neticesi olarak, yüce egemenlik tarafından verilen mükafat ya da ceza." Sayfa 128.

1.ve 2. Manasıyla Din

     "Allah'a dini has kılmanın manası şudur; kişi, Allah'tan başkasının hakimiyet, egemenlik ve hükümranlığını reddederek itaat ve kullukta kimseyi O'na ortak koşmaksızın itaat ve kulluğunu yalnızca Allah'a halis kılmalıdır. Yani Allah'tan başka kime itaat edilirse edilsin, bu itaat Allah'ın itaati altında ve O'nun belirlediği sınırlar dahilinde olmalıdır...Eğer hükümet, Allah'ın kanunları yerine insanların ortaya sürdüğü kanun ve düzenlemelerle hareket ediyorsa böyle hükümete itaat etmek Allah'a isyandır. O'na karşı gelmektir." Sayfa 130.

     3.Anlamıyla Din

     ""... İşte biz Yusuf için böyle bir düzen hazırladık (yoksa) hükümdarın dinine göre kardeşini yanında alıkoyamazdı."" (Yusuf 76) ve Yusuf 40, Rum 26-30, Nur 2, Tevbe 36, Şura 21...

     Bütün bu ayetlerde din kelimesi ile kastedilen mana; kanun, kural, şeriat, yol ve insanların yaşamını ona bağımlı olarak sürdürdüğü düşünce ve hayat nizamıdır. Eğer bir kimsenin birtakım kanun ve kurallara uyarak, tabii olduğu egemenlik Allah'ın egemenliği ise o kişi Allah'ın dinindedir. Yok eğer bu egemenlik herhangi bir despotun, bir kralın, bir şefin egemenliği ise kişi o despotun, kralın, şefin dinindedir. Eğer egemenlik herhangi bir ruhban sınıfın elindeyse kişi onların dinindedir. Öte yandan egemenlik herhangi bir aile, hanedan ya da halkın çoğunluğunun egemenliği şeklinde ise kişi söz konusu zümrelerin dinindedir. Özetle kişi son noktada kimin hüküm ve iradesini göz önünde bulunduruyor, kimin yasa ve önerilerini ölçü ve esas olarak alıyor, onunla amel ediyor, hayatını düzenliyorsa onun dinini benimsemiş, onun dininin takipçisi olmuştur." Sayfa 133

     En Genel Kavram Olarak Din

     "Kur'an-ı Kerim Din kelimesini bu son anlamıyla şöyle ifade eder: Din, insanın benimseyip, itaat ederek boyun eğdiği herhangi bir yüce egemenliktir. Bu egemenliğin koyduğu yasa ve kurallar çerçevesinde hayatını sürdürür. Boyun eğdiği egemenliğin siyasal otoritesine itaat etmesine karşılık izzet, yücelme ve mükafat bulmayı umar. İsyan etme ya da otoriteyi tanımama durumunda alçaklık ve perişan hale düşmekten, en ağır azaplarla karşılaşmaktan korkar." Sayfa 134.



Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...