Düzeltilmesi Gereken Kavramlar-Muhammed Kutub- Risale Yayınları, 4.Baskı 2011
"Bu kitap bazı İslami kavramların düzeltilmesi için yapılan mütevazi bir çalışmadan ibarettir. Kavramların Allah' Teala'nın kitabı, Rasulü'nün (s.a) ve ilk dönem müslümanlarının (r.anhum) örnek hayatlarından kaynaklanan ilk şeklini gösterip, İslam ümmetinin tarihi boyunca eklenen sapmaları çıkarmaktadır.
Bu eserde İslami beş temel kavramı işledim: 'La ilahe illallah' (Allah'tan başka ilah yoktur), ibadet, kaza-kader, dünya-ahiret, uygarlık ve dünyanın imarı.
Okuyucu kitabın büyük bir bölümünde 'La ilahe illallah' ve ibadet kavramlarının işlendiğini görecektir. Yersiz de değildir bu.
'La ilahe illallah' İslam şartlarının birincisi ve en büyüğüdür. Müslümanların hayatındaki en büyük sapma da onda olmuştur. İbadet de öyle." Sayfa 11, 12.
'La ilahe illallah' Kavramı
"'La ilahe illallah', İslam'ın birinci ve en büyük esasıdır. Namaz, oruç, zekat ve hacdan önce gelir. Bu, dinde her şeyden öncedir." Sayfa 13.
"Arap cahiliyesi, daha önce bütün Rasullerle gelen bu davetin ilk kez karşısında değildir.
Sadece bir cümle için mi? Yoksa o cümlenin anlamı ve gerekleri için mi? Onların hissinde bu cümlenin kesin anlamı neydi acaba?
Kureyş'e aynı anda siyasi ve dini bir merkez olma ayrıcalığı veren bir 'dini' liderliği vardı. İçlerinden bir peygamberin çıkması, dini liderliklerini daha da güçlendirecekti. Buna bağlı olarak siyasi ve ekonomik yönlerini de güçlendirecekti.
O halde Kureyş'i -sadece söylenecek bir sözden ibaretse- bu cümleyi ağzına almaktan alıkoyan nedir?
Rasullallah müslüman olmasını istediği amcası Ebu Talib'e; 'Onu söyle! O; Allah'ın yanında sana şefaatçi olacağım bir cümle...' diyordu. Bu yalın, gereği olmayan veya onunla bazı değişiklikler gerekmeyen bir cümle olsaydı, Ebu Talib onu geri çevirir miydi?
Vahiy olayını yalanlıyorlardı...Öldükten sonra dirilmeyi, hesaba çekilmeyi ve cezayı yalanlıyorlardı. İlahların tek bir ilah olmasını kabul etmiyorlardı. Babalarının yaptığını bırakıp Yaradan'ın indirdiğine uymayı, helal ve haramlarının O'nun helal ve haram olarak belirledikleri olmasını da kabul etmiyorlardı.
Özetle; inanç, helal-haram, ahlak ve düşünceyi içeren kapsamlı anlamıyla Yüce Allah'tan bir din kabulünü benimsemedikleri gibi, O'ndan inen bir dinin bağlayıcılığını da kabul etmiyorlardı.
Kur'an-ı Kerim'in önemle vurguladığı, bütün sorunları içeren iki temel konu vardı: İbadetin tek olan Yaradan'a yapılması ve helal-haramda O'nun indirdiğine uyulması." Sayfa 19, 20.
"Şirk, inançta Yaradan'dan başka ilahların varlığına inanma, amelde ve ibadette de O'ndan başkasına yönelme ve O'ndan başkasının haram-helal belirlemesidir.
İşte bunun için müşrik Araplar, 'La ilahe illallah' ı söylemeyi kabul etmediler." Sayfa 21.
"...Bir peygamberin gönderildiği her cahiliye toplumunda peygambere engel olmaya, onu yalanlamaya, onun çağrısına set olmaya koşuşan bir 'mele (toplumun ileri gelenleri)' ve liderlerine (küçük bir azınlık dışında) uyan 'yığınlar' görürüz.
Onlara göre gerçek sorun egemenlik sorunudur. Onlar mı? Yoksa koyduğu kuralların uygulanması yoluyla Allah mı?
Bütün cahiliyelerdeki azgınlar ve zorbaları 'La ilahe illallah' çağrısıyla savaşa iten gerçek sebep budur.
Ne var ki toplumun üst kademesi, ister açık bir diktatörlük, isterse perde gerisinden bir diktatörlükle yığınlar üzerinde otorite kurmuş, onların da arzu ve şehvetlerini gideriyor veya sadece kendi arzu ve şehvetlerine hizmet ediyor olsalar, bu gerçeği bilmezlikten gelirler. Onlar otoritelerini kanunlar veya -yazılı ya da örfi- yasalarla helal-haram, mübah-yasak koyma yetkisini sürdürürler.
İşte bunun için, yönetimi elinde bulunduranlar, 'La ilahe illallah' çağrısından, koltuklarına aday olanlardan daha fazla çekinirler. Bütün güçlerini bu çağrıya savaş için hazırlarlar. Savaşta kullandıkları araçlardan biri de kimi zaman olayı ters yüz ederek kandırdıkları, kimi zaman da korkutarak kullandıkları yığınlardır." Sayfa 22, 23.
'Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır' (Araf54).(Ayeti) aynı anda iki şeyi vurguluyor. Emir yalnız O'nundur. Emir burada mutlaktır; herhangi bir alan veya konuyla sınırlı değildir.
'Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek Allah'a aittir. İşte bu Allah benim rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim' (Şura 10). Önemli bir ilkeyi vurguluyor. İnsanların yaşamlarında yüzleştikleri şeylerde çözüm Yaradan'a bırakılmalı. Ayetteki 'herhangi bir şey' geneldir, mutlak olarak her şey demektir. " Sayfa 36.
"O örnek neslin içinde, hiç kimse 'bu emirler (Allah'ın kitabı ve peygamberin sünnetiyle gelenler) bağlayıcı mıdır? Bunlar imana dahil midir, yoksa fazladan mıdır? Allah'tan olduklarını tasdik yeter mi, yoksa uygulaması da mı gerekiyor? İnsan, içlerinden birini yapmasa yine mümin olur mu?' gibi sorular sormadı." Sayfa 39.
"Müslüman bir toplumda bir kişinin İslam'ın hiç bir amelini yapmadan 'müslüman' ismini taşıyor olabilmesi düşünülemez." Sayfa 40.
"...Peygamberlerin gönderilmesi, kitapların indirilmesi somut bir tebliğ ve bildiri için değil, insanların hayatında uygulamaya yönelik bir hedefin uygulanması içindir. O hedef ise; Allah'ın yolunun uygulanması, insanların bu dine ve yola baş eğmeleridir. Zira insanların arasında adaleti getirecek tek yol budur...Din sadece gerçekte uygulanırlığı olmayan sloganlar, ileri veya geri götürmeyen, insanların hayatında bir şey değiştirmeyen, kalplerdeki kuruntular olarak kalır." Sayfa 42.
"Allah Teala, kalplerde örtülsün, göğüslerde yerleşsin ama insanların hayatında bir değişiklik yapmasın, hakkı destekleyip batılı kaldırmasın, iyilikleri uygulamasın, kötülüğe de tepki göstermesin diye mi kitaplar indirdi, Rasuller gönderip onları sabır ve sürekli cihatla mükellef kıldı? Şu ümmetin varlık amacı bu mu?" Sayfa 47.
"Haçlı emperyalizmi ayaklarını bastığı her beldeye gelir gelmez İslam hükümlerini kaldırdı. Sonra insanlara denildi ki: Size zararı yoktur! Namazınızı kılıp orucunuzu tuttukça müslümansınız, O'nun diniyle yönetilmeseniz de!
Peşinden de Haçlı emperyalizmi (ve içindeki Yahudi) insanların üzerine onları namaz ve oruçtan alıkoyacak şeyleri salıverdi. 'La ilahe illallah dedikçe müslümansınız, zararı yok'.
Böylece İslam'ın insanla tek bir bağı kaldı. İnsanların hayatında asla bir gereği olmayan 'La ilahe illallah' ın dille söylenmesi. Ardından yeni Mürcie zehriyle geldi ve 'insanlar için bir sakınca yoktur! İman tasdik ve ikrardır. La ilahe illallah diyen, İslam amellerinden hiç birini yapmasa bile mümindir' dedi.
Bu son yüzyılda müptela olduğumuz problemlerden biri de insanlara abdesti bozan şeyler anlatıyor ve bunu yüzlerce sayfada yüzlerce defa dini okullarda talebelere öğretiyoruz da 'La ilahe illallah' ı bozan şeylerden söz etmiyoruz." Sayfa 72.
"Sonra, müslüman ismini taşıyıp, Yaradan'ın indirdiği dışında bir şeyle hükmeden yöneticiler geldi. İnsanlara da; onlar müslümandırlar, 'zaruret', Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hüküm vermeyi gerektiriyor deniyordu.
Egemen güçlerin etkisiyle insanların İslam'dan kopukluğu arttı. Açıkça; kalkınma, uygarlık, ilerleme ve kurtuluş için O'nun dininden uzaklaşmak, medeni Avrupa'nın izinden gitmek gerektiğini söylediler. 'Gelişme' yoluna girilmeliydi. 'Din insanları hareketten alıkoyan bağlardır. Kabul etsek de etmesek de yolumuz Avrupa'nın yoludur; dini attıktan sonra ilerlemiştir onlar'....
Bunlar olup biterken de insanlara 'La ilahe illallah' dedikçe 'müslüman' oldukları söyleniyordu!
'Modern, günümüz müslümanının' hali budur." Sayfa 79.
İbadet Kavramı
'De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur.' En-am 162, 163.
"İnsanın mükellef olduğu ibadet budur işte: Namazı, nüsük'ü (ibadet sembollerini) ve onunla beraber hayatı kapsar. İlk nesil de ibadetin manasını böyle anladı. Onu sadece belirli ibadetlere hasretmedi; sadece onları eda ettikleri anları ibadet anı, hayatlarının da geri kalanı 'ibadet dışı' olmadı!" Sayfa 113.
"Fakat (İslam'ın garip yaşadığı günümüzde) şaşılacak husus, doğru olanın yanlışla yer değiştirmesi ve yanlışın doğruymuş gibi revaç bulmasıdır. Birisi çıkıp bize doğru olanı, kitap ve sünnette, ilk nesil müslümanların hayatında olduğu gibi sunsa onu aşırılıkla suçluyor, doğrudan kaçınıyoruz!" Sayfa 118.
"Milyonlarca insan, sadece bazı ibadetleri yerine getirmenin, imanı olgunlaşmış bir mümin olmaya yettiğine inanmaktadır." Sayfa 124.
'La ilahe illallah' ve gereklerinin ibadet dairesinden çıkarılarak, ibadetin bazı ibadetlerle (namaz, oruç vb gibi) başladığı ve onlarda kaldığı kuruntusunun yerleşmesi, günümüz müslümanının hayatında İslam'la uyuşmayacak büyük sorunlar getirmiştir." Sayfa 125.
"Sonuç olarak siyasi amel, inanç ve ibadetin bir parçası olur, dışında kalmaz. Ümmet böyle anlamıştı onu. Hz.Ömer'e (r.a.) tebaasından biri çıkıp; 'bugün bize seni dinlemek ve itaat yoktur, ta ki giydiğin elbiseyi nereden aldığını açıklayıncaya kadar' diyebilmişti. Mehirlerin arttırılmamasını istediği zaman da bir kadın; 'genişi daraltıyorsun, Allah, onlardan birine servet dolusu da verseniz, diyor, sen ise insanları zorluyorsun' demiş, Hz.Ömer de 'Ömer yanıldı, kadın isabet etti' demişti.
Ne var ki ümmetin hayatında erken başlayan Emevi'lerin siyasi baskısı ve ona ek olarak tekliflerden sıyrılma ve mistik hayat, imanı tasdik ve dille dile getirmeyle sınırlayan Mürcie akımı... Bütün bunlar, insanların hissinde ibadeti, belli ibadetlerde sınırlamıştır. Böylece insanlar İslami siyaset çalışmasından uzaklaştılar. Halbuki o, müslüman cemaatin en büyük özelliklerindendir, onun sebebiyle Allah, insanlar için çıkarılmış hayırlı ümmet niteliğini verdi ona:
'Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a iman edersiniz' (Al-i İmran 110).
Yönetim işinin ibadet dairesinden çıkarılmasıyla İslam'ın halkalarından biri çözülüverdi. Hüküm halkası...En doğruyu söyleyen Allah Rasulü'nün (a.s.) buyurduğu gibi çözülen ilk halkaydı bu:
'Bu dinin halkaları tek tek çözülecektir, ilk çözülen hüküm, son çözülen de namaz olacaktır' (Ahmed'in rivayeti)." Sayfa 127.
"...İbadetin onların (ashabın) hissinde her fikir ve düşünceyi, ömrün her anını kapsadığı, sürekli aralıklarla eda edilen belirli ibadetlere sınırlandırılmadığı gerçeğini görelim...
Bir de şu kadına bak: Sarasından dolayı açılıp savruluyordu. Rasulullah'tan (s.a) şifa bulması için dua etmesini isteyince ona; 'İstersen sabret, cennet senin olsun; istersen de Allah'a dua edeyim sana afiyet versin' buyurunca; 'sabredeceğim, yalnız açılıyorum, Allah'a dua et da açılmayayım' dedi ve ona dua etti.
O bu sözleri söylerken ibadetin doruğunda değil miydi? Ama günlük ibadetlerden birini de yapmıyordu o anda. Sadece bulunduğu anın gerektirdiği ibadeti eda ediyordu. Hem de zirvede bir eda ile!
Şu fakir adama ve hanımına bak: Adam fakirliğinden Rasulullah'a (s.a) şikayetlenip, gereksinimini giderecek bir şey vermesini istemeye niyetlenirken hanımı; 'Allah'ı peygamberine mi şikayet edeceksin' diyor ve adam oturup sabrediyor!
O an, ibadet değil mi? Hem de ibadetin zirvesi?" Sayfa 131, 132.
"... İbadet kavramının sarsılması ve günlük ibadetlere özgü kılınması, ahlakı ibadet dairesinden çıkarmıştır. Ya sonuç ne oldu? Sonuç şudur:
İslam dünyasında, mescide devam edip, orada namaz kılan birinin yalan söylediğini görebilirsiniz...Adamın mescitte kıldığı namazdan çıktıktan sonra müslümanları aldatması olağan duruma gelmiştir...Namazdan çıkan birinin verilen emanete hıyaneti ya da verdiği sözden cayması olağan duruma gelmiştir.
İbadet namaz, oruç vb. olduğuna göre onları eda eden gerekli ibadeti yapmıştır. Ya şu ahlaki düşüklükler? Eh onlar da ayıptır...Vaizler her konuşmalarında onları dile getirir, ama ibadet dışında bir alana sokarak. İbadet, sadece namaz, oruç gibi ibadet çeşitleriyle dondurulmuştur!" Sayfa 139, 140.
"İslam, Asya ve Afrika'da -savaşsız- davet için değil de ticaret için giden tüccarların eliyle geniş bir alana yayıldı. Onların İslami ahlakı, insanlara onları ve onları terbiye eden dini sevdirdi." Sayfa 142.
Kaza ve Kader Kavramı
"...evrende ve insan hayatında olan her şeyin O'nun kaza ve kaderi ile olduğuna ve bu büyük evrende, insan hayatında Yaradan'ın takdiri dışında bir şey olmayacağına imandır." Sayfa 158.
"Onların (ilk müslümanların) kuralı 'çalış ve Yaradan'a tevekkül et' idi. O halde bu çalışma ve aktivite, pasiflik ve oturup onun kaderini beklemeye nasıl dönüştü? Evet ilk müslümanın hissinde kaza ve kadere imanı, hataya düştüğü zaman göreceği cezadaki zorunluluğunu kaldırmıyordu." Sayfa 160.
"Yüce Allah insanlara, içinde bulundukları kötü durumu değiştirmek için çalışmama anlamında bir teslimiyet emretmemiştir." Sayfa 164.
"Sebeplere, Yaradan'a ibadet ve O'nun işleyen kanunuyla hareket etmek için bağlanır o (mümin). Elde ettiği sonucu da tuttuğu sebeplerin sonucu değil de O'nun belirlediği kader olarak görür. Çünkü sebeplerin bizzat kendisi sonuca kesinkes götürmez; ancak Allah'ın kaderi ile olabilir bu. Allah Teala, sebeplerin sonuca götürmemesini dilerse bilfiil uygulanan, Allah'ın iradesi olur, sebepler değil." Sayfa 172.
Dünya-Ahiret Kavramı
"İlk müslüman nesillerin zihinlerinde sonraki nesillerde görülen dünya ve ahiret arasındaki kesin ayrım yoktu. Onların duygularında ahiretten tamamen kopmuş, yalnız dünya için olan ve dünyadan kopmuş, yalnız ahiret için olan ameller yoktu.
Onların hayatlarına egemen olan, düşüncelerini yönlendiren ibadet kavramının doğru şekliydi:
'De ki: Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun hiç bir ortağı yoktur' (En-am 162,163)
'Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım' (Zariyat 56)
Bu kavramda ibadetlerin amelden veya dünyanın ahiretten kopması mümkün değildir. Bunun için de onların anlayışında hayat, biri öbüründen ayrılmayan birleşik halkalardı. Onda namaz, hac, yeme-içme, cinsel ilişki, Allah Teala yolunda cihat, rızık peşinde koşma, ilim tahsili, dünyanın imarı... Hepsi ibadettir. Hepsi aynı anda dünya ve ahiret içindir. Gündüz veya gece insanın geçirdiği her bilinçli an ve O' na yönelerek ve O'nun indirdiğine uyarak yaptığı her amel, ibadet çeşitlerinden biridir, birbirine de bağlıdır." Sayfa 175, 176.
Uygarlık ve Dünyanın İmarı Kavramları
"...İslam'ın uygarlık anlayışı, bir tutam toprakla Allah Teala'nın ruhundan bir nefesten yaratılan insanın uygarlığıdır. Oluşu itibariyle bütün değerleri, ahlak ve ilkeleri reddeden Darwin'in hayvanı olmadığı gibi, arzusuna uyup, yeryüzünde Yaradan'a kullukta büyüklenerek zalimleşen ilah da değildir.
Bu esas üzerine İslam uygarlığı tarihte 'tek' olarak kurulmuştur.
Hem de en sıradan maddi olanaklarla: Birkaç çadır, toprak evler, hurma bahçeleri, atlar, develer, koyunlar, oklar ve kılıçlarla.
O bu haliyle tarihin mucizelerinden biriydi." Sayfa 215.
"...Avrupa'nın modern ilmi hareketi de müslümanların medreselerinde öğrendikleri üzerine kurulmuştur.
Modern nesillerin, bu asalet, bu derinlik, bu bolluk nasıl elde edildi diye hayret ettiği büyük fikir mirasını da geliştiren odur." Sayfa 216.
"Ama bu uygarlığın en çok özelleştiği şey, dünyanın imarında gerçekleştirdiği her şeyi doğru inanışın gölgesinde gerçekleştirmiş olmasıdır, hatta onunla paralel hareket etmiştir. Dünyada yaptığı imarda, Allah Teala'ya ve ahiret gününe iman ediyor, O'na ve ahiret gününe imanın gereklerini yapıyordu.
Bu uygarlık, daha sonra lükse düşünce, ümmetin tarihinde çözülmenin ve yıkılmanın da başlangıcı oldu bu." Sayfa 217.
"'Modern müslümanlar' da medenileşmeye koyuldular! Geri kalmışlığın tozlarını üzerlerinden atmaya, yüzyıllar boyu kaybettiklerini birkaç yılda kazanmaya çalıştılar.
Yüce Allah'ın yolundan kaçarak veya koparak, Batılı anlayışa göre 'medenileştiler'" Sayfa 219.
Geleceğe Mesajlar
"Bugün cahiliye, İslam'la karşılaşırken maddi kalkınmasının ve uygarlığıyla övünmenin zirvesindedir. Müslümanlarsa o alanda şiddetli bir geri kalmışlık içindedirler.
Bunun sonucu olarak müslümanların o uygarlıkla da yüzleşmeleri gerekiyor... İlk müslümanların Fars ve Bizans uygarlıklarıyla onlar maddi imkanlarının zirvesinde iken yüzleştikleri gibi..(İlk karşılaşmada İslam) bilinen kanunlarla kazandı...Harikalarla değil...
Yüce Allah'ın işleyen kanunlarından biri: Hakkın olmadığı alanda batılın yayılması, hak gelince batılın zail olmasıdır;
'De ki: Hak geldi, batıl ortadan kalktı. Zaten batıl ortadan kalkmaya mahkümdur.' Sayfa 226, 227.
