Ana içeriğe atla

Gelin Müslüman Olalım-Seyyid Ebu'l-Ala El-Mevdudi


Gelin Müslüman Olalım, Seyyid Ebu'l Ala El-Mevdudi. Pınar Yayınları, 11.Baskı, Ekim 2011

     "İslam doğuştan kazanılan bir hak mıdır?...Müslüman kelimesi gerçekte neyi ifade ediyor? Bir insan doğuştan gelen bir üstünlükle Müslüman olabilir mi?...Bu sorulara cevabınız mutlaka hayır olacaktır. Bir müslüman, sadece Müslüman doğmakla gerçek Müslüman olmaz. Bir müslüman herhangi bir ırka ait olmakla Müslüman olmaz; İslam'ı takip etmekle Müslüman olur. Eğer İslam'ı reddederse Müslümanlığı sona erer.

     ...sahip olduğunuz bu Allah'ın en büyük hediyesi İslam, davranış ve düşüncelerinize bakılmadan, size aileniz tarafından bırakılmış ve ömür boyu sizde kalacak olan bir şey değildir. O kaybetmemek için sürekli mücadele etmek zorunda olduğunuz bir hediyedir. Eğer ona karşı kayıtsız kalırsanız Allah esirgesin elinizden alınabilir.

     İslam'ı kabul ederek Müslüman olacağımıza inanırız. Fakat İslam'ı kabul etmek ne demektir?...İslam'ın Hz Muhammed'in öğrettiği ne varsa hepsinin, müslümanlar tarafından bilinçli bir şekilde düşünerek kabul edilmesi ve ona göre yaşanması demek olduğunu söylemekten başka verecek cevabınız yoktur. Bu şekilde hareket etmeyenler gerçek anlamda Müslüman değillerdir.

     Bu yüzden İslam ilk önce bilgiyi, sonra da bu bilgiyi uygulamayı gerektirir. Fakat Müslümanlık doğumla değil, bilgiyle elde edildiğinden hiç kimse İslam'ın anlamını bilmeden Müslüman olamaz. Hz Muhammed'in temel ve gerekli öğretilerini bilmeden ona nasıl inanır, iman eder ve öğrettiklerini nasıl uygularsınız?" Sayfa 38, 39

     "Hiç kimse sadece isminden dolayı kafir ya da mümin olmaz. Fark sadece giyinmekle ya da kravat takmakla ilgili değildir. Asıl fark bilgidedir. Bir kafir Allah'la arasındaki ilişkiyi anlamaz. Allah'ın iradesini bilmediğinden, hayatta takip edeceği doğru yolu da bilemez. Eğer bir Müslüman da Allah iradesinden habersiz yetişmişse onu kafir değil de müslüman olarak adlandırmaya devam etmenin geçerli bir sebebi var mıdır?

     Zamanınızın ve emeğinizin büyük bir kısmını fiziki varlığınızı sürdürmek için harcıyorsunuz. Niçin zamanınızın ve enerjinizin onda birini olsun, size şimdiki ve gelecekteki hayatınızda gerekli olan imanınızı korumak için harcamıyorsunuz." Sayfa 40, 41.
     
     "Kafirler Kur'an okumaz ve içinde ne yazdığını bilmezler. Eğer sözde müslümanlar da onlar kadar cahillerse niçin onlara Müslüman deniyor? Kafirler Hz Muhammed'in öğrettiklerini ve Allah'a ulaşmak için gösterdiği doğru yolu bilmezler. Eğer Müslümanlar da aynı derecede cahillerse nasıl Müslüman olabilirler? Kafirler Allah'ın öğrettiklerinin yerine kendi isteklerinin peşinden giderler. Eğer Müslümanlar da onlar gibi söz anlamaz ve disiplinsizseler, kendi fikirlerini üstün görüp Allah'a karşı kayıtsız kalıyor ve nefislerinin esiri oluyorlarsa kendilerine Müslüman demeye ne hakları var?

     Daha basit açıklayalım. Eğer Müslümanlar da en az kafirler kadar İslam hakkında bilgi yoksunu iseler ve bir Müslüman bir kafirin yaptığı her şeyi yapıyorsa niçin bir kafirden daha üstün ve akıbeti onunkinden değişik olmalı? Hepimiz bu soru üzerinde ciddi olarak düşünmeliyiz.

     Sevgili kardeşlerim Müslümanlara kafir damgasını vurduğumu asla düşünmeyin. Amacım bu değil. Kendi kendime soruyorum ve sizlerden de samimiyetle sormanızı istiyorum. Niçin Allah'ın rahmetinden yoksun yaşıyoruz? Güçlük ve sıkıntılar dört bir yandan üzerimize çökmüş. Neden aramız açık ve birbirimizin kanını döküyoruz? Neden kafirler bizi her yerde yönetiyor? Biz O'na itaat eden kullar, niçin dünyanın pek çok yerinde diğerlerine bağımlı yaşıyoruz?

     Bu durumu düşündükçe kafirlerle aramızdaki farkın neredeyse sadece isimlerimizde kaldığına ikna oluyorum. Çünkü ona karşı ilgisizlikte, onun korkusundan yoksunlukta ve itaatsizlikte diğerlerinden hiçbir şekilde geri kalmıyoruz.

     Hz Muhammed'in Allah'ın Peygamberi olduğunu biliyoruz ama onu izlemeye gelince bir kafir kadar isteksiziz. Biliniz ki Allah yalancıları lanetlemiş, rüşvet alıp verenlerin yerinin Cehennem olduğunu kesinlikle belirtmiş, faizle borç alıp vermenin daha da kötü olduğunu söylemiş, iftirayı kardeş eti yemek kadar aşağılamış, açık giyinmeyi ve konuşmayı, pornografiyi ve ahlaksızlığı yasaklayarak onlara en ağır cezaları vermiştir. Bütün bunları bilmemize rağmen sanki Allah'ın öfkesinden hiç korkmuyormuşçasına bu günahlarla özgürce, iç içe yaşıyoruz.

     Bu yüzden onun rahmetine erişemiyoruz; biz sadece görüntüde müslümanız. Gerçek şu ki Allah'ın hakimiyetini kabul etmeyenlerin bizi yönetmeleri, bizi her fırsatta utanca sürüklemeleri, Allah'ın en büyük hediyesi İslam'ı ihmal ettiğimiz için cezalandırıldığımızı gösteriyor.

     Sevgili kardeşlerim sözlerimle asla sizi suçlamıyorum. Sizi tenkit etmek için gelmedim. Amacım içinizdeki isteği uyandırıp kaybolmuş hazineyi tekrar ele geçirmek. Böyle bir istek, bir insan ne kaybettiğini ve kaybettiği şeyin ne kadar değerli olduğunu anladığı zaman uyanır." Sayfa 46, 47, 48.

     "Fakat bugün Kur'an'ın pek çok müslüman için yararlı olmayışının nedenleri, cinleri ve hayaletleri uzaklaştırmak için evlerinde tutmaları, muskalar içine yazıp boyunlarına asmaları ya da bu muskaları ıslatıp suyunu içmeleri ya da anlamını kavramadan bir ödül almayı bekleyerek okumalarıdır. Onlar artık Kur'an'dan hayatları için yol göstericilik yapmasını beklemiyorlar. İnançlarının, ahlaklarının, uygulamalarının ve davranış biçimlerinin nasıl olması gerektiğini, dost ve düşmanla olan ilişkilerde hangi ölçülerin gözetilmesi gerektiğini, kendilerine ve çevrelerindeki insanların haklarının neler olduğunu öğrenmek için Kur'an'a danışmıyorlar artık. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu, kime itaat edilip kime etmeyeceklerini, dostlarının ve düşmanlarının kimler olduğunu, saygının, iyilik ve faydanın nerede, utancın eksiklik ve kaybın nerede olduğunu ona sormuyorlar. Biz Müslümanlar bu önemli soruların cevabını Kur'an'da aramaktan vazgeçtik artık. Onun yerine kafirlere, putperestlere, yanlış yola sapmış bencil insanlara, hatta kendi bencil egomuza soruyor ve onlar ne derse onu yapıyoruz. Allah'ı önemsemeyen ve diğerlerinin öğütlerini tutanlara ne olduysa bize de o oldu. Şimdi dünyanın her yerinde ektiklerimizi biçiyoruz. Filistin'de, Orta Doğu'da, Pakistan'da Endonezya'da ve daha başka pek çok yerde." Sayfa 49, 50.

     "La ilahe illallah sözleriyle iki şey ifade edersiniz. Birincisi dünyanın ne Allah olmadan, ne de başka ilahlar tarafından yaratılamayacağını kabul etmiş olursunuz. O vardır ve ondan başka ilah yoktur ve tek ölümsüz O'dur. İkinci olarak, aynı Allah'ın bütün evrenin olduğu gibi sizin de İlahınız, Efendiniz olduğunu kabul etmiş olursunuz. Siz kendiniz, sahip olduklarınız ve dünyadaki her şey yalnız ona aittir. O yaratıcıdır ve düzeni devam ettirir...Sadece O hizmet ve ibadete layıktır. O'ndan başka hiç kimsenin kulu ya da kölesi değiliz...Görevimiz ona itaat etmek ve yalnızca onun kurallarını uygulamaktır.

        Bu, la ilahe illallah dediğiniz andan itibaren Allah'la yaptığınız sözleşmedir ve siz bunu yaparken bütün dünya şahidiniz olur 

     Eğer bu sözleşmeyi bozarsanız, elleriniz, ayaklarınız, vücudunuzdaki en ince kıl, yeryüzündeki ve gökyüzündeki her zerre sözünüzden döndüğünüze şahit olan her şey Allah'ın huzurunda size karşı tanıklık edeceklerdir.

     Aptallıkların en büyüğü Allah'la sahte sözleşme imzalamaktır. Önce enine boyuna düşünmeli sonra titizlikle uygulamalısınız. Söz vermeniz için kimse size baskı yapmıyor." Sayfa 57, 58.

     "Allah, oğullarınızın ve kızlarınızın sizin mirasçılarınız olmalarını emretti. Buna da 'hayır, bizim atalarımızın geleneklerinde sadece erkek evlat mirasçı olma hakkına sahiptir. Biz Allah'ın kuralları yerine atalarımızın kurallarını takip edeceğimiz' mi diyeceksiniz? Allah aşkına söyleyin İslam bu mudur? Bu geleneksel kuralı bırakmanız istendiğinde de diğerlerinin de bırakmasını şart koşuyorsunuz. Çünkü eğer diğerleri mallarını kızlarıyla paylaşmazsa o kızlarla evlenen oğullarınız zararlı çıkacaklar. Bu durumun ne anlama geldiğini düşünün. Allah'ın emirlerine, diğerlerinin de uyması şartıyla mı uyacağız?" Sayfa 82.

     "İslam kardeşleri! Anladınız ki Kur'an'a göre insan üç şekilde yoldan çıkar. Birincisi Allah'ın rehberliğine aldırmamak ve kendi arzularımızın kölesi olmak. İkincisi aileyi, kültürü, toplumu, gelenek ve töreleri Allah'tan önde tutmak. Üçüncüsü de Allah'ın ve peygamberinin indirdiklerini önemsemeyerek, sözde önemli kişilerin ve diğer medeniyet ve kültürlerin ardından gitmek." Sayfa 83.
     
     "Bir hizmetkar, efendisi tarafından kendisinden istenen görevleri yerine getirmek yerine onun karşısında ellerini kavuşturup sürekli ismini tekrar ediyorsa onun için ne dersiniz? Efendisi ona, diğer insanlara olan yükümlülüklerini yerine getirmesini emrediyor, fakat o olduğu yerde duruyor. Elleri bağlı, ayakta durarak tekrar tekrar efendisini selamlıyor. Ona hırsızın elini kesmesini emrediyor, fakat hizmetkar verilen emri yerine getirmeye çalışmak yerine, hala olduğu yerde durup 'hırsızın elini kes, hırsızın elini kes' diye neredeyse şarkılar söylüyor.

     Bu adamın gerçekten efendisine hizmet ettiğini söyleyebilir misiniz? Eğer sizin de işçileriniz olsaydı ve bir tanesi bu şekilde davransaydı kararınız ne olurdu?"

     Şimdi başka bir işçiye bakalım. Bu insan gerçek efendisinin kendisine verdiği emirleri sürekli ihmal ederek bütün gün başka insanların verdikleri işleri yapıyor...

     Fakat gerçekte...size farz kılınan ibadet çok daha değişiktir. O da şudur: Hayatınızda attığımız her adımda Allah'ın kanununu takip etmeli ve bu kanuna aykırı olan kanunlara itaat etmeyi reddetmelisiniz. Yaptığımız her şey O'nun gösterdiği şekilde olmalıdır. İbadet ancak ondan sonra hayatınızda yer alabilir." Sayfa 110, 112.

     "Fakat ibadet kesinlikle, günlük hayatı bırakıp bir köşede sürekli Allah'ın adını anmak değildir. İbadet, dünyada yaptığınız her şeyin Allah'ın emirlerine uygun olması demektir. Uyurken, uyanıkken, yerken, içerken, çalışırken Kısacası yaptığınız her işte, eğer Allah'ın emirlerine uyarak yapmışsanız, ibadet etmiş sayılırsınız. Sayfa 116.

     "Üzerinde yaşadığımız dünya Allah tarafından mı yoksa başka bir varlık tarafından mı yaratılmıştır? İnsanları Allah mı yoksa bir başkası mı yaratmıştır? Eğer bu soruların cevabı Allah'sa dünya, insanlar ve insanların yaşaması için gerekli olan şeyler sadece Allah tarafından yaratılmışsa o zaman bütün dünya, bütün insanlar ve bütün zenginlik ona aittir.

     Böyle bir durumda bu dünyada, bir insan nasıl kendi kurallarını geçerli kılmak ve nasıl Allah'ın yarattıklarını onun koyduğu kuralların dışındaki kurallarla yönetmek hakkına sahip olur? Bir insanın ülkesinin başkası tarafından yönetilmesi, birine ait eşyaların başka birisi tarafından kullanılması, bir hükümdarın idaresi altında olan insanların başka bir hükümdar tarafından yönetilmesi size mantıklı geliyor mu? Bunlar gerçekliğe, mantığa ve adalete aykırıdır. Bu yüzden bu gibi durumların gerçekleştiği zamanlarda ve yerlerde sonuç daima felakettir.

     Kimsenin bir başkasını yönetme hakkı yoktur. Herkes Allah'ın yönetimi altında olmalıdır. Bütün insan topluluklarının yapısında öyle bir temel değişim ihtiyacı vardır. Yöneticiler toplumun efendileri değil, Allah'ın hakimiyetini kabul ederek onun temsilcileri ve emanetçileri olmalıdırlar. Görüneni ve görünmeyeni bilen Allah'a eninde sonunda hesap vereceklerinin bilinciyle sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Yasalar, bütün gerçeklerin bilgesi, Hikmet'in kaynağı olan Allah'ın gösterdiği şekilde düzenlenmelidir. Hiç kimsenin Allah'ın yasalarını değiştirmeye, düzeltmeye ya da bozmaya yetkisi yoktur. Aksi takdirde insanın cahilliği, bencilliği ve hırsları yüzünden bir bozulma meydana gelecektir." Sayfa 222, 223, 224.

      "İtaat ettiğimiz bir kişiyi yöneticiniz olarak tanımak onun dinini kabul etmek anlamına gelir. O sizin hakiminiz, siz de onun yönettiği kişi olursunuz. Onun size verdiği emirler ve kurallar, takip etmeniz gereken kanun ve şeriatı oluşturur. Bu yasalara göre yaşamaya başladığınızda ona hizmet eder ve ona olan sorumluluklarımızı yerine getirirsiniz; bu ibadettir. Daha sonra ona istediklerini verir, emirlerini yerine getirir, yasakladıklarından kaçınır, sizin için belirlediği sınırları aşmaz, hayatınız hakkında verdiği emirlere ve kurallara uyarsınız.

     Yani din, devlet ya da hükümet gibi; şeriat, bu devletin ya da hükümetin yasaları gibi; ibadet de yasaları kabul etmek ve uygulamak gibidir. Bir kişinin yöneticiliğini ve onun kanunlarına itaat etmeyi kabul ettiğiniz zaman onun dinine girmiş olursunuz. Eğer Allah'ı yöneticiniz olarak kabul ederseniz, Allah'ın dinine girersiniz; eğer belirli bir milletin yöneticiliğine girerseniz o milletin dinini, eğer bu kendi milletinizse kendi milletinizin dinini kabul etmiş olursunuz. Kime itaat ederseniz onun dinine girersiniz ve onun kurallarını takip ederek ona ibadet edersiniz." Sayfa 228.

     "Allah'ın hakimiyeti denince anlaşılması gereken şey nedir? Bu dünyada O'nun buyruğunun her şeyin üstünde olması demektir. Yasal yargılamalar onun şeriatına dayandırılmalıdır, polis onun emirlerine göre işlem yapmalıdır, mali işler onun kanunlarına uygun olarak yürütülmelidir, vergiler onun emrettiği şekilde toplanmalı ve onun belirlediği şekilde harcanmalıdır, devlet ve ordu O'nun kurallarına itaat etmeli ve insanlar da çabalarını, kapasitelerini ve emeklerini onun arzularını gerçekleştirmeye adamalıdırlar. Daha da ötesi sadece ondan korkulmalı, sadece onun emirlerine boyun eğilmeli ve kişi ondan başka kimseye hizmet etmemelidir." Sayfa 231.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...