İnsanın Dünya ve Ahiretini Mahveden Virüs-ŞİRK-Ahmed Kalkan
"İslam, sadece inanılıp kabul edilmesi gereken esaslara iman etmeyi değil; aynı zamanda reddedilmesi gereken esasları inkar etmeyi de içerir.
(Şirk) Allah'a zatında, sıfatlarında veya fiillerinde ortak ve denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir.
Put, kişinin Allah'ın dışında hayatının amacı kıldığı maddi-manevi her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak da şirktir. Put sadece tapılan birtakım nesneler değildir. Eğer hayatın amacı haline gelir ve insanı Allah'a isyana sevk ederse yerine göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi bir şey insanlar için put olabilir.
Müşriğin mantığı her devirde aynıdır. Bu mantık Allah'ı yeryüzüne karıştırmama, yeryüzünde ilah olarak kendini veya başka bir şahsı tanımaktır. İşte şirkin aslı budur. Zamanımızda da insanlar her ne kadar kainatı yaratanın, yağmuru yağdıranın, öldüren ve diriltenin Allah olduğunu kabul etseler de O'nun tasarruflarında ortak tanıyorlar, dünya ile ilgili işlerde Allah'ın belirttiğinin aksine hükümler koyuyorlar.
Şirk sadece putlara tapmak değildir. Nefsin istekleri peşinde koşmak, Allah'ın sevgisi yerine dünya sevgisini tercih etmek, bunların sonucunda Allah'ın hükümlerinden birini dahi reddetmek şirktir." Önsöz
"Şirk küfürdür, müşrik aynı zamanda kafirdir... Aslında şirk de bir inkardır; Hak'tan gelen gerçeğin üzerini örtmektir (küfürdür). Ancak 'küfr' kelimesi 'şirke' göre biraz daha kapsamlıdır. 'Küfr' kavramı bütün inkarcıların eylemini ifade ederken; 'şirk' Allah'ı kabul ediyor görünürken O'na ortak koşmayı, birden fazla ilah edinmeyi, bir şeye Allah'ın özelliklerini vermeyi anlatmaktadır...(Şirk) İnsanın, fıtratından gelen inanma ve ibadet etme ihtiyacını karşılarken düştüğü alçak seviyeyi, haktan yüz çeviren insanın içindeki kaosu, inanma adına insanların düştüğü cahillik ve sapıklığı anlatmaktadır. Yine 'şirk' kavramı, insanların kendi kafalarından uydurdukları inançları ve bu inançlar adına yaptıkları yanlışlar, fesatlar ve zulümleri gözler önüne sermektedir." Sayfa 12
"Kur'an şirk üzerinde ısrarla durmaktadır. Çünkü tarih boyunca dinsiz toplumlardan çok şirk koşan toplumlarla ateist insanlardan çok müşrik insanlarla karşılaşıyoruz.
Tevhidden uzaklaşanlar veya Tevhidi bilmeyenler, her ne kadar göklerin ve yerin sahibi, yağmuru yağdıran, dünyayı yaratan ve yöneten bir ilahın olduğunu kabul etseler de; hakimiyet, sosyal hayatın düzenlenmesi, ibadet, helal haram gibi konularda kendi hevalarına veya egemen güçlerin isteklerine ve tağuti yasalara uyarlar." Sayfa 13, 14.
"...çağımızda yepyeni şirk örnekleri gelişmiştir. Artık atalar dini, eskiden beri devam eden putçuluk, falcılık, kurtarıcı liderlik, siyasal güçler, mezarda yatan ölüler, spor klüpleri, ikon (put) haline getirilen sevgililer, her bir şeyi taklit edilen sanatçılar, dünya çıkarları, makamlar, heykeller ve ölümlü kişiler birer şirk aracı haline getirilmiştir. Allah'a inandığını söyleyen niceleri, O'nun rabliğini göklere gönderirken, O'nun yalnızca göklere karışmasını isterken, kendi hayatına ve toplum hayatına başkalarının ilkelerini daha uygun görmekte, Allah'ın peygamber aracılığıyla gönderdiği ölçüye aldırış etmemektedirler. Bir kişinin veya bir siyasal gücün ilkelerini Allah'ın hükümlerinin önüne getirebilmektedirler. Çok üstün sandıkları bir takım kişilere ve şeylere Allah'tan ve onun hükümlerinden daha fazla değer vermektedirler." Sayfa 18.
"Türkiye bir din devletidir. Okullara ve her türden resmi kurumlara baktığınızda bunu kabullenme zorunluluğu vardır. Kemalizm dini tek dindir ve kimse Atatürk'e hiç bir şeyi ortak koşamaz.
Laik olduğu iddia edilen T.C. aslında Kemalist bir teokrasidir. Devletin resmi lügatinde bu ilan edilir. 1948'de basılan Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlüğüne göz atılırsa sadece devletin değil tüm Türklerin de dini Kemalizm'dir. Bu resmi sözlüğe göre; 'Kemalizm: Türklerin dinidir'... Sanıldığının aksine, resmi inanışa göre o, yalnız askeri ve siyasi bir deha değil, aynı zamanda dini liderdir de. Günümüzde devletin okullarında okutulan Din Dersi (Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi) kitaplarının kapağına ve içeriğine, ayet ve hadisten daha fazla onun sözlerine referans gösterildiğine bakmak yeterlidir... Anayasa, partiler kanunu ve tüm yasalar onun ilkelerinin hiçbirine ters düşemez. Hangi parti yönetim rolünü üstlenirse üstlensin, aslında Atatürk her dönemde tek başına iktidardır ve iktidarını başkalarıyla paylaşması, yani Atatürk'e şirk koşulması kabul edilemez. Bu ülkede egemenlik kayıtsız şartsız Atatürk'ündür. Bu ülkede din devletinden bahsedilemez ama devlet dininin egemenliğinden rahatlıkla söz edilebilir. Ne diyordu Celal Bayar: 'Atatürk'ü sevmek ibadettir.' Evet devletin gözünde Atatürkçülük bir dindir. Devletin anayasasında Allah, Peygamber, Kur'an, İslam gibi kelineleri bulamazsınız. Bunun yerine sadece Atatürk'e ve onun ilkelerine atıfta bulunulur. Devletin bu mutlak sevgisi ve bağlılığı, bir tapınmanın göstergesi kabul edilebilir.
Kur'an müşriklerin, 'biz atalarımızın yolundan ayrılmayız, onların izinden gideriz' dediğini belirtir...Türkiye düzeni, tüm vatandaşlarının atası kabul ettiği için, atasını sevmeme hakkını kimseye vermez. Atatürk sevgisinden daha büyük sevginin olmaması gerektiğini, onun ilkelerinin tartışılmaz doğru olduğunu bir akide ve davranış biçimi olarak ilan eder ve çeşitli ayinlerle bu tavır, ilköğretimin ilk sınıfından itibaren tüm vatandaşlara uygulattırılmaya çalışılır. Düzene göre onun hata yaptığı kabul edilemez. Kimse Atatürk'ü eleştiremez, heykellerine ve fotoğraflarına yan gözle bakamaz.
Bu ülkedeki tüm problem, çatışma ve gerginliklerin sebebinin dinler arası çatışma olduğunu söyleyebiliriz...Düzen, eğitim kurumlarında kendi dinini, kendi kutsallarını bütün Müslüman çocuklara dayatmakta, bütün çocukların laik ve Kemalist olmasından başka bir seçenek ve özgürlük tanımamaktadır. İslam'ın putperestlik olarak kabul ettiği uygulamalar, törenler, ayinler, övgüler okutulan derslerden de önemli, en öncelikli ders kabul edilmektedir. Siyer dersi işlenir gibi ama farklı bir kişinin hayatı işleniyor; uydurma çoşkularla döne döne her yıl ezberlettirilip körpe beyinlerin yıkanması için anlatılıyor, anlatılıyor." Sayfa 19, 20, 21.
"Bu konular, halkımızın gündeminde yoktur. Aydınlar ve müslüman yazarlar, hocalar da tartışamaz bile. Camiler de devlet dairesine benzediğinden oralarda da bahsedilmez bu hususlar. Abdesti bozan konular, tevhidi bozan konuların önüne geçirilir hep. Kur'an'ın en fazla önemsediği, bütün peygamberlerin en büyük mücadeleyi bu konuda verdiği putperestlik ve şirk konusu, artık çağdaş müslümanı(!) hiç ilgilendirmemektir." Sayfa 23.
"Siyasal şirk anlayışı da bilimsel kılıflarla takdim edilir. ..Hakk'ın değil; halkın egemenliğine, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyi alternatif bile kabul etmeyen bu cahiliye düzenlerini neredeyse tüm insanlar canla başla savunur. Faşist, kapitalist veya sosyalist olsun her farklı grup, gerçek demokrasinin kendi savundukları ideoloji ve düzen anlayışında olduğunu iddia ederlerken, kendini müslüman sayan nice insan da bu orkestraya katılır." Sayfa 27.
"Cahiliye Arapları, yaratıcı olarak sadece Allah'ı kesin bir şekilde kabul ediyorlardı. Modern cahiliye insanı ise Allah'a bu kadar bile inanmıyor; ne olduğu ve hangi vasıflara sahip olduğunu düşünmeden doğa/tabiat ve tesadüfe yaratıcılık atfediyor." Sayfa 28.
"Şirk düzeni; insanları köleleştiren, ilahlık taslayan çağdaş firavunlar ile onlarla işbirliği yapan sahte din adamları yani Bel'amlar ve sömürüye ortak olan, bizzat şirk düzeninden beslenen haramzade, zengin elit tabaka ve bu üç kesime bağlanan, onlara itaat eden, onların koyduğu kanunlarla -Allah'ın hükümlerine aykırı olmasına rağmen- yaşayan halk yığınlarından neydana gelir." Sayfa 30.
"Şirk İçin Bazı Örnekler
*Allah'ın sıfatları konusunda şirke düşmek. Allah'ın isim, sıfat ve fiillerinden herhangi birini inkar etmek veya başkasını bu hususlarda ortak görmek....
*Hakimiyet Şirki; Allah'ın indirdiği emirlerle hükmetmemek ve Allah ve Rasulü'nün hükmünü kabul etmemek...
*Allah'tan başkasına emretme, yasaklama, helal ve haram kılma, kanun koyma ve hakimiyet hakkını verme gibi haller...
*Kur'an'ın hak-batıl, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi ölçülerini kabul etmeyerek başka ölçü ve kıstasları benimsemek şirktir...
*Allah'tan başka ilah kabul etmek...
*Allah'tan başka Rabler edinmek...
*Yakınlaştırna ve vasıta anlayışıyla şefaatçi kabulü ile düşülen şirk...
*Allah ile insanlar arasında, ibadetleri Allah'a çıkaran ve aracılık/arabuluculuk yapan varlıklar olduğuna inanmak...
*Veli/Dost edinme şekliyle şirk; Müminleri bırakıp kafir ve münafıkları Veli/dost edinmek...
*Herhangi bir ibadet şekliyle özellikle dua hususunda şirke girmek, ibadeti Allah'tan başkasına yapmak...
*Allah ve Rasulünden geldiği kesinlikle sabit olan naslara, hükümlere bir bütün olarak tümüne inanmamak...
*Kur'an'la, Sünnetle, Dinle, Peygamberle alay etmek, onlara hakaret etmek...
*Allah'tan başkasına tevekkül etmek, mutlak itimat ve güven duymak...
*Bir insanı, veya nesneyi, ideolojiyi aşırı şekilde severek putlaştırmak...
*Allah'tan başkasının da gaybi yollarla fayda ve zarar verebileceğine inanmak...
*Allah'ın ayetlerinden yüz çevirmek...
*Tağutların hükmünü Allah'ın hükmüne tercih etmek, İslam'ın yaşanıp Kur'an'ın hakim olmasını istememek, Rasulallah'ın örnek ve önder olduğunu kabullenmemek...
*Kötülüğü hoş karşılayıp yayılmasına seyirci kalmak, kötülüğü emretmek...
*Korku yönüyle şirk...
*Cibt ve Tağuta da inanmak...
*Tasarruf ve hulül yoluyla şirk...
*Kur'an'ın zahiri manasına ters düşen batıni anlamlarının olduğuna, bunları da ancak ilham aracılığıyla az sayıda insanların bilebileceğini iddia etmek...
*Tevhid ehli bir mümini haksız yere tekfir edip katlini helal saymak..." Sayfa 49-59.
"İman iddiası, itaat ile ispat edilmeden insanı kurtaramaz." Sayfa 62.
"Şirk, Allah'ın asla affetmediği bir günahtır (39.Zümer 65, 4.Nisa 48, 116)... Şirk insanların insanlara kulluk ettiği düzenin adıdır." Sayfa 72.
"İnsanın aşırı isteklerine, Allah'tan gelen ilme yani vahye uymayan tutumlarına 'heva' denilmektedir...Hevanın ilah haline getirilmesi: Bir insan kendi görüşünden, kendi kararından başkasını beğenmiyorsa kendi zevkinden daha üstün bir şey tanımıyorsa o insan kendi hevasını, kendi nefsini tanrı haline getiriyor demektir. 'Gördün mü hevasını (arzularını, isteklerini) tanrı haline getireni? Onun üzerine sen mi vekil olacaksın?' (25.Furkan 43). Böyleleri hak, hukuk, delil, ayet, şahit tanımazlar, yalnız kendi isteklerini en üstün tutarlar. Onlara göre din de insanların vicdanlarından gelen arzularıdır... Şu ayet, hevaya uymanın zararlarını göstermesi açısından ne kadar dikkat çekicidir: 'Eğer hak, onların hevalarına uyacak olsaydı hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) fesada (bozulmaya) uğrardı' (23.Mü'minun 71)". Sayfa 75.
"Diyelim ki herhangi bir konuda Allah'ın koyduğu bir ölçüsü veya bir hükmü var. Buna karşın aynı konuda bir kişinin, siyasi bir otoritenin, devletin veya başka bir gücün tam aykırı bir görüşü veya ölçüsü bulunmaktadır. Bir insan Allah'ın hükmüne rağmen onları benimser, inanır ve peşinden giderse işte o kabul ettiği hükmü veya ölçüyü koyan kaynağı ilah haline getirmiş demektir. Örneğin, Allah (c.c) Kur'an'da içki içmeyi yasaklıyor, faiz alıp vermeyi haram sayıyor, kadınlara örtünmeyi emrediyor ama bir takım yöneticiler veya yetki sahipleri, içki içmeyi normal görüyor, faizsiz ekonomi olmaz diyor ya da birileri kadınların örtünmesini çağdaş kıyafet değil diye yasaklıyor. Bazıları 'Allah'ın ölçülerinin geçerliliği yoktur, bu zamanda uygulamak zordur ama yöneticilerin koyduğu hüküm daha doğrudur, zamana daha uygundur, biz onları tercih ederiz' derlerse işte bu inanç başkalarını ilah haline getirmektir." Sayfa 83.
"Şirk, Allah'ın zatında O'na ortaklar koşmakken; laiklik de Allah'ın sıfatlarında O'na ortaklar koşmak ve O'nun teşri, terbiye etme, hüküm koyma yetkilerini yaratandan alıp yaratılanlara devretmektir.
Şirkle laikliğin bu uygulamaları neticede aynı kapıya çıkıyordu: Heva heveslere uygun bir hayat sürmek; canları çekince çiğnedikleri ya da değiştirdikleri, kurallarını kendilerinin belirlediği bir hayat..." Sayfa 86, 87.
"(Tevhid, birlemek, Allah'ı bir kabul etmek demektir. Yani, Allah'ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde eşsiz olduğunu bilmek ve öylece inanmaktır). İslam Dini'ndeki tüm hükümlerin bir noktada Allah'ın birlenmesine (tevhide) dayandığı için, İslam'a tevhid dini; müslünanlara da muvahhid denilir." Sayfa 88.
"Allah'ın helal ve haram ölçülerini kabul etmeyip, O'nun gönderdiği ilkeleri bir tarafa atarak, kendi arzusuna göre helal ve haram ölçüleri koyanlar; insanların, partilerin ve devletlerin veya örgütlerin koyduğu haram ve helal ölçülerini kabul edenler müşrik olurlar. Bir insanın, bir örgütün, bir ideolojinin görüşlerini, hükümlerini Allah'ın hükümlerinden daha doğru, daha çağdaş, daha iyi bulanlar; Allah yerine başka ilah tanımış olurlar. (Bkz 9.Tevbe 31).
Ölmüş ya da yaşayan kimi insanların ilkelerini mutlak hüküm ve ilke saymak, onların görüşlerini en üstün, hatta Allah'ın ayetlerinden daha yüce saymak, ölünün mezarı başına gidip ona hesap vermek şirkin, yani Allah'a ortak bulmanın ta kendisidir. İslam ülkelerinde bazı adamlar, müslümanlık iddia etmelerine rağmen, batı dünyasından gelen bütün fikirleri, bütün ölçüleri en üstün sayarlar. Onlara, 'bakınız, Allah'ımız şöyle buyuruyor' denildiği zaman 'o din işi, o ayrı' derler." Sayfa 94, 95.
