Ana içeriğe atla

Medeni Vahşet - Hüsnü Aktaş


Medeni Vahşet-Hüsnü Aktaş, Ölçü Yayınları, 5.Baskı.

     "Allah'ın indirdiği hükümlerin karşısına dikilen, ayaklanan, Allah'ın emirlerine mukabil yeni hükümler icat eden her varlık, Allah'tan başka itaat edilmesi istenen herhangi bir şey, ister bilerek, isteyerek itaat etsinler uysunlar, isterse zorla tehditle boyun eğsinler, her iki halde de bu uyulan ve itaat edilen şey tağuttur. Bu nesnenin insan olmasının, şeytan olmasının, put olmasının yahut da bunlardan başka herhangi bir şey olmasının önemi yoktur. Halkı Müslüman olan ülkelerde, tağuti rejimler insanları Allah adına aldatabilmenin yollarını aramışlar ve dalkavuk ulema diye nitelendirebileceğimiz tiplerin kendi yanlarından çıkardıkları fetvalarla bu korkunç zulme başarmışlardır. Din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılması veya din ile devlet işlerinin ayrı ayrı mütalaa edilmesi gibi, İslam milletinin alışık olmadığı yeni bir yorum hayata hakim olmuştur. Dini insanların vicdanına terk eden, Allah'ın koyduğu hudutları tanımayan bu anlayışın gölgesinde yeni bir eğitim sistemi ortaya çıkmıştır. Biz bu eğitim sistemine 'cahili eğitim' diyoruz." Sayfa 10, 11.

     "Sınıflı toplumlarda içkinin siyasal iktidarlar tarafından üretildiği gerçeğini gizlemek mümkün değildir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti'nde de durum aynıdır. Ancak devlet kendi ürettiği içkiyle mücadele eden Yeşilay dernekleri gibi suni toplumlara alay edercesine para verir, yardım eder. Bu arada devlet bütçesinden maaş alan din görevlilerine de camilerde 'içkinin haram olduğunu' katiyyen yanına yaklaşılmamasının gerektiğini söylettirir. Böyle bir toplumda illetli ruhların hızla yaygınlaşmaması mümkün değildir." Sayfa 51.

     "Müminler, Allah'ın koyduğu hükümleri ve ölçüleri dikkate almak, dostluk ve düşmanlığını buna göre tayin etmek borcundadırlar. Eğer hudutlar çiğnenmeye ve İslam hükümleri dikkate alınmamaya başlanırsa ortaya çıkacak sonuç bellidir. Nitekim İslami eğitimin yapılamadığı toplumumuzda insanlar Kur'an'da özellikleri sayılan Mümin, münafık ve kafir ölçüleri ile değerlendirilmemeye, ya bir grup ismi ile ya bir parti ismiyle ya kavmi isimlerle anılır hale gelmişlerdir. Elbette sıhhatli bir İslami harekette bu tür sapmaların yeri olamaz. Kendisine Müslüman isminin dışında başka isimler bulan ve 'Müslüman' adı ile yaşamayı ve ölmeyi şereflerin en büyüğü bilmeyen illetli ruhlar çoğalmıştır." Sayfa 54.

     "Vahiy düzenine bağlı olan ve halifeli bir toplum içinde yaşamayı şereflerin en büyüğü bilen Müminler; cahili eğitimin etkisi ile tarih şuurunu yitirmeye başlamışlardır. Bilhassa Ümmet-i Muhammed arasında yüzlerce sınır çizen ve bu sınırlar içerisinde ideolojik devletler kurduran cahili sermaye, ırkların faziletlerine dayanan yeni bir tarih yorumunu zorlamıştır. Her ırk kendi tarihini putlaştırmıştır. Galip gelen kumandanlarını 'Kahraman', mağlup olanlarını ise 'Hain' ilan etmeyi bir görev bilmişlerdir. Bu yorum kuvvetin putlaştırılmasını ve tesadüfi kahramanların çoğalmasını sağlamıştır. Dikkat edilirse Türkiye'de Müslümanlar 'üç kıtada at oynatmak ve Viyana kapılarına kadar dayanmak' gerçeğini dile getirirken, 'Türklerin İslam'a hizmetleri' üzerine sayısız eserler vücuda getirmişlerdir. Resmi ideoloji bu durumu bahane ederek, 'Türkler olmasaydı İslam bu kadar yayılamazdı' gibi ırki gibi bir asabiyeti, hem de yanlış temeller üzerine kurmaya gayret etmiştir. Zira üç kıtada at oynatan ve Viyana kapılarına kadar dayanan ordu, bir Türk ordusu olmaktan çok, her ırktan müminin içinde bulunduğu bir İslam ordusudur." Sayfa 63.

     "Batı Roma devletini yıktıkları için kendilerini gurura kaptıranların, Roma hukukundan kendilerini henüz kurtaramadıklarını kaydedersek iskelete verilecek kanı durdurmuş oluruz. Bugün yeryüzünde Roma hukuku bütün hukuk fakültelerinde ders olarak okutulmakta, birçok ülkede Roma devletinden kalma kaideler uygulanmaktadır. Köleci toplumun temellerini ortaya koyan ve köleleri durdurabilmek için silahlı teşkilatlar kuran, her kötülüğü putlaştıran Roma Devleti, Batı medeniyetinin dayandığı temel kaynaklardan birisidir." Sayfa 83

     "Halkı Müslüman olan ülkelerde, Tağuti rejimlerin güç kazanması, cahili eğitimin kitlelere yaygınlaştırılması ile gerçekleştirilmiştir. 'Egemenlik kayıtsız şartsız insanındır' sloganı ile kitlelerin iradelerini ilahlık noktasına fırlatanlar, kurdukları şeytani tuzaklarla kendi egemenliklerini ilan etmişlerdir." Sayfa 93.

     "Daha çocuk yaşta, her ülkede o ülke resmi ideolojisinin kabul ettiği teorilere göre eğitilen ve beyinleri yıkanan insanların 'hür tercihlerinden' söz etmek gülünçtür. Ancak verilen bilgilere göre daha açık bir ifade ile 'rejime' uydurulmuş kafaların tercihleri söz konusudur." Sayfa 94.

     "Bir kimse Allah'a, ahiret gününe, peygamberlerine, meleklerine ve kitaplarına inandığını ikrar etse, inanılması zaruri olan diğer hususları da kabul ettiğini açıklasa, buna mukabil tağuti rejimleri (demokratik laik, hümanist, kapitalist, sosyalist vs) 'çağdaş devlet modelleri' adı altında benimsese, doğruluklarına itikat etse irtidat etmiş olur, yani dinden çıkar. Nitekim Müslümanlar bu hususta uyarılmışlardır:

'Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tağutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki onlar tağutları inkar etmekle emrolunmuşlardı' Nisa 60.

'Allah da Resulü bir işe hüküm verdiği zaman mümin bir erkekle mümin bir kadın için kendi işlerinden dolayı Allah'ın ve peygamberin hükmüne aykırı olanı seçmek hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse muhakkak açık bir sapıklık etmiş olur.' Ahzab 36. Sayfa 140, 141.

     "Tüm insanların maslahat ve iyiliklerini Allah'tan daha iyi bildiğini iddia ederek, insanlar üzerinde hükümler koymaya ve bunları tatbik etmeye gayret ederse ilahlık iddiasına girişmiş olur. Her kim de bunların bu iddialarını doğrulayarak onlarla işbirliği yaparsa tevhid akidesini parçalamış, ilahlara iman etmiş, kafirler zümresine dahil olmuş demektir. Bu açıdan 'çağdaş devlet modelleri' iyi değerlendirilmeli, isimleri milliyetçi-mukaddesatçı dahi olsa Allah'ın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere doktrinler imal eden, bu doktrinleri insanların hayatına tatbik edeceğini ilan eden insanların tağut olduğu gerçeği unutulmamalıdır." Sayfa 141.

     "İslam dini insanları kapitalist, komünist, milliyetçi, vatanperver, mukaddesatçı, muhafazakar ve hümanist gibi sınıflara ayırmamış, onları 'Mümin' ve 'kafir' ayrımına tabi tutmuştur. İsimleri ne olursa olsun kafirlerin tek bir millet olduğu, aralarında bir mahiyet farkının bulunmadığını belirtmiştir. Kur'an-ı Kerim ve mütevatir sünnetle sabit olan diğer bir husus da siyasi otoritenin durumudur. Bir siyasi otorite, Allah'ın indirdiği hükümleri kabul eder ve insanlar arasındaki bütün ilişkileri bu hükümlere göre düzenlerse İslami devlet olarak isimlendirilir. Bunun dışında her türlü siyasi otorite küfrü temsil eder." Sayfa 142.

     "Şurası muhakkak ki 'devlet mukaddes bir varlık' değildir. Esasen bu anlayış, insanları kafataslarına göre sınıflandıran faşist felsefenin getirdiği bir zulümdür. Bir Müslüman, laik devletin İslam devleti olmadığını ve olamayacağını çok iyi bilir." Sayfa 158.

     "Bir müminin kendi kavmiyle övünmesi ve diğer kavimlerden üstünlüğünü savunması, Kur'an ve sünnette 'cahiliye adeti' olarak isimlendirilmiştir. Tarih boyunca ümmeti Muhammed'in en büyük darbeyi bu cahiliye adetini esas kabul edenlerden yediği bir gerçektir. Zira bu noktada değişik kavimlerden meydana gelen ümmeti Muhammed'in ittihadi zedelenmekte, hatta zaman zaman sırf bu sebeple silahlı mücadeleler görülmektedir. Daha bundan 70 yıl önce Türkçülük ve Arapçılık cereyanları yüzünden ümmeti Muhammed'in bütün toprakları kanla bulanmış, müşrik devletler Osmanlı Devleti'ni yıkıp, sayıları 20'ye yaklaşan küçük devletçikler kurdurmuştur. Bu devletçiklerin hepsi de sanayi devrimini tamamlamış müşrik Batı devletlerinin sömürgesi durumundadırlar. Bu gerçeği bir türlü görmek istemeyen ve hala kendi ırkının tarihini 'Şanlı tarih' adı altında gündeme sokarak, ırkçılıklarını ilan eden insanlara rastlıyoruz." Sayfa 224

     "Müslüman isminin dışında kendisine isimler arayan, insanları kavimlerine, renklerine ve dillerine göre sınıflara ayıran ve bunlar arasında kıymet hükmünü tağutların koyduğu kaidelere göre düzenleyen insanlar, ateş çukurundan tam kenarındadırlar." Sayfa 227.
     

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...