Nitekim birçok insanımıza göre putperestlik veya Allah'a eş koşmak, çok eskilerde kalan hadiseler olup, günümüzde böyle ilkel şeyler hiç söz konusu değildir.
Öyle bir çağda yaşamaktayız ki putperestleri veya müşrikleri İslam'ı reddedenlerin arasında değil, kendilerini İslam'a nisbet edenlerin arasında bulmamız mümkündür. Kendisini müslüman zanneden nice insan vardır ki itikadıyla yönelişiyle yaşantısıyla müşriklerden veya putperestlerden herhangi bir farkı yoktur." Sayfa 8.
"... (Şirkin) İslami pratikteki anlamı ise alemlerin Rabbi olan Allah'a (c.c.) zatında ve sıfatlarında eş koşmak veya Allah'a ortak isnat etmektir. Allah'a eş veya ortak koşmayla ilgili bütün fiillere 'şirk' denildiği gibi, bu fiillerin faillerine de 'müşrik' denir." Sayfa 9.
"Allah' birleyen muvahhid müslümanlar, kendilerini Allah'ın hoşnutluğuna götürecek cennet yolunu Kur'an ve sünnette ararlarken, bazıları firavunların izinde, bazıları bel'amların dininde, bazıları sapıkların tekkesinde aramaktadırlar!
Asr-ı Saadet döneminde sadece Efendimiz (s.a.v) 'in pak eteğine tutunarak cennete gidebileceğini zanneden tek bir müslüman yokken; günümüz hem kirli eteklerle ve hem de cennet umuduyla bu eteklere tutunan etekçilerle doludur.
Netice olarak insanları tevhide yöneltmesi gereken cennet umudu, birçok insanın şirke yönelmesine neden olmaktadır. Yaşadığımız dünyada cennet umuduyla cehenneme yönelmek, yaygın ve çağdaş birer hastalık durumuna gelmiştir." Sayfa 25.
"Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) insanları bazı duyu organlarıyla yaratmasına rağmen, bu duyu organları her şeyi kuşatabilecek, her şeyi algılayabilecek keyfiyette değildir. Ancak insanlardan birçoğu bunun pek farkına varmazlar. Onlar için varlık alemi, duyu organlarıyla müdahale edebildikleri şeylerdir. Ellerinde tahta kılıçlarıyla dünyayı fethedeceğini zanneden çocuklar gibi, bunlar da duyu organlarıyla kainatı fethedebileceklerini zannederler!
Ancak benim gördüğüm ve benim işittiğim vardır demek aynı zamanda ben her şeyi görürüm, işitirim demektir.
Görmediğime inanmam diyen ateistlerin bu sapıklığı, farklı boyutta müşriklerde de bulunmaktadır. Nitekim canlı ve cansız sembollere ilahilik nisbet eden müşrikler, göremedikleri tanrıyı, görülebilir hale getirmekten yanadırlar.
Netice olarak 'görmediğime ibadet etmem' diyen ateist ile 'ancak gördüğüme ibadet ederim' diyen müşrik arasında önemli bir fark yoktur. Her ikisi de görülebilir bir tanrı istemektedirler. Birisi görmediği tanrıyı inkar etmekte, diğeri ise göremediği tanrıyı, canlı cansız sembollerle görülür hale getirdiğini zannetmektedir.
Her ikisinin de kalkış ve batış noktası duyu organlarıdır." Sayfa 25, 26, 27.
"Cahili toplumun insan üzerinde baskısı, bu insanı doğrudan, bu insanı iyiden, bu insanı güzelden uzaklaştırıcı bir baskı olmaktadır. İşte böylesi toplumlarda, toplumun yanlışlığına rağmen doğruyu görmek, toplumun kötülüğüne rağmen iyiyi tercih etmek her kişinin değil, er kişinin işidir...
Dolayısıyla kendi kişiliğini içinde bulunduğu grupta veya toplumda bulan kimseler için böyle bir tercih mümkün değildir. İçinde yaşadıkları grubu veya toplumu reddetmek, kendi benliğini, kendi kişiliğini reddetmek gibi imkansız bir iştir bu kimseler için!...
Bu kimselerin mantığına göre iyi veya doğru, çoğunluğun yani toplumun kabul ettiğidir. Oysa şanı yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de 'Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler (6.En-am 116)' buyurmaktadır... Peygamberlerin gönderildiği toplumlar, hak tebliğe topluca karşı çıkmıyorlar mıydı? Yakın tarihten örnek verecek olursak, mesela Hitler; koca bir toplumun desteğini almamış mıydı? Sayfa 29.
"Müşriklik ve kafirlik açısından akibete ilişkin herhangi bir fark olmadığı için şeytan sinsice davranmakta, geleneksel bir inanç ve yaklaşım ile Allah'a inanan insanları Allah'ın varlığını inkara değil, Allah'a eş koşmaya davet etmektedir." Sayfa 33.
Tabiata Tapanlar;
"...Tabiatperest denilen bu kimseler bir yaratık olan tabiatı yaratıcı yerine koymaktalar ve kainatın yaratılışını tabiata nisbet etmektedirler... Bilimsellik adına ileri sürülen bu gibi safsataların yanısıra; yıldızların insanların kaderi üzerinde müessir olduğuna, yıldıznameye ve yıldız falına inanan kimseler de aynı sapık fırkanın, sapık müntesipleridir" Sayfa 34, 36.
Cinlere Tapanlar
"Mesela sabahın erken saatinde camilerde üç-beş insan bulunmasına karşın, cinci hocaların kapıları, sıra kapmak isteyen insanlarla doludur.
İnsanları Allah'ın huzuruna değil de cinci hocaların huzuruna götüren etken, hiç şüphesiz ki bu şirk etkenidir. İnsanlar Allah'tan isteyecekleri, Allah'tan bekleyecekleri şeyleri cinci hocalardan ve cinlerden bekler duruma gelmişlerdir.
Kendilerine entel veya elit tabaka denilen kimseler ise aynı yönelişin modern boyutu olan medyumluğu tercih etmektedirler. Ruhlarla ilişkiye girdiklerini zanneden fakat aslında cinlerle ilişkiye giren ve cinlerin maskarası olan bu kimseler, cinlerin kendilerine bildirdiği her şeye ilahi vahiymiş gibi inanmaktadırlar. Halbuki yaşanan zamanlardan bazı doğru bilgiler verebilecek olan cinlerin, henüz yaşanmamış bir zaman diliminden verdikleri gaybi haberler, en basit ifadesiyle spor toto tahminleri gibidir. Nitekim cinlerin gaybı bilmedikleri ve bilemeyecekleri Kur'an'ı Kerim'de açıkça beyan edilmektedir." (34.Sebe 14) Sayfa 38, 39.
İnsanlara Tapanlar
"İnsanların kendileri gibi birer mahluk olan insanlara tapmaları en tuhaf olduğu gibi aynı zamanda en yaygın şirk türüdür. Tarihin her döneminde kendisini ilahlaştırmaya çalışan firavunlar ve bu firavunlara kulluk yapan köleler olagelmiştir. Geçmiş dönemlerde bazen devlet başkanı, bazen aşiret reisi olarak karşımıza çıkan bu firavunlar, çağımızda dini, politik veya mali kimliklerle karşımıza çıkmaktadır. Allah'ın hükümlerini hiçe sayan bir din adamı, bir politikacı veya bir patron ile geçmişteki firavunlar arasında herhangi bir fark yoktur. Bunların hepsi az veya çok bir insan kalabalığına tahakküm etmekte, şeytani hükümlerle bu insanları kendilerine kul yapmaktadırlar." Sayfa 40.
Ölmüşlere Tapanlar
"...ölmüş olan salih veya azgın kimselerin, onlarda olmayan vasıflarda yüceltilmesi, çok ulvi makamlara çıkarılması ve onlara bu itikatla yönelinmesi üzerine gerçekleşmektedir. Müşrikler bu şekilde yücelttikleri bir mevtaya yönelmekte, bu mevtanın görüş ve ilkelerine itaat ederek, bu mevtanın sevgi ve rızasını gözeterek, ihtiyaçlarını bu mevtaya arz edip, bu küfre girmektedirler." Sayfa 44.
Putlara (Sembollere) Tapanlar
"Geçmiş dönemlerdeki putlar sayılabilecek kadarken, günümüzde artan nüfusa ve ihtiyaca göre sayılamayacak bir çoğunluğa ulaşmıştır. Sayfa 45.
Sebeplere Tapanlar
" Sebepleri yaratan Allah'a sebeplerle eş koşma, sebeplere tapınma, geçmişte ve günümüzde yaşanan yaygın bir hastalıktır. Nitekim yakın tarihte yaşanan bazı olaylar da bu sapık yaklaşıma örnekler niteliğindedir. Mesela düşman istilasına uğrayan herhangi bir ülkedeki insanlar, yardım etmesi için Allah'a dua ediyorlar ve Allah'ın yardımıyla üstün geldikleri zaman Allah'ı değil komutanlarını yüceltip, komutanlarına şükrediyorlarsa bu ülkedeki insanlar açık bir sapıklığa girmektedirler." Sayfa 49.
"Tevhidin idrakine varan muvahhid bir müslüman, falanca meseleye böyle, filanca meseleye şöyle bakmaz. Tevhidi bir bakış bütün bir kainata aynı özden, aynı gerçeklikten bakmaktır. Beşeri dünya görüşlerinde ise kapsamlı bir birlik, çelişkisiz bir bütünlük kesinlikle yoktur." Sayfa 58.
Allah'ın razı olacağı dini, yani İslam'ı yaşayan toplumlarda, Allah'ın hükümleri karşısında herkes eşittir. Bu hükümlerden muaf tutulan ayrıcalıklı ya da dokunulmaz sınıf yoktur. Peki bu durumdan herkes memnun mudur? Elbette ki değildir!
İnsanları ezmek ve sömürmek isteyen müstekbirler bu durumdan hiç memnun değillerdir. Çünkü ilahi hükümlere göre insanları ezmeleri, insanları sömürmeleri mümkün değildir. Bu durumda yapacakları iş, kendi çıkar ve menfaatlerine dokunan ilahi hükümleri tevil ve tahrif etmek ve yaşam şeklini belirleyen hükümler koymak, yeni kanunlar çıkarmaktır.
Allah'ın hükümlerine rağmen yaşam şeklini belirleyen yeni hükümler koymak, yeni kanunlar çıkarmak ne demektir? Allah (c.c) böyle bir yetkiyi kime vermiştir.
Okuduğu Kur'an'ı Kerim'i anlamaya çalışan herkesin bildiği gibi Allah (c.c) böyle bir yetkiyi peygamberlerine dahi vermemiştir. Çünkü insanların nasıl ve ne şekilde yaşayacaklarına dair mutlak hükümler va'zetme yetkisi sadece ve sadece Allah (c.c.)'a aittir... Daha açık bir ifadeyle böyle bir yetki veya böyle bir hak, İlah olmakla ilgili bir hak olup, yegane ilah olan Allah (c.c.)'ın hakkıdır...bilerek veya bilmeyerek insanları aldatan din adamlarına ve aldatılan bütün şaşkınlara soruyoruz. İnsanların nasıl ve ne şekilde yaşamaları gerektiğini beyan eden Allah'ın hükümlerine rağmen, kendi çıkar ve menfaatlerine uygun şeytani hükümler va'zeden, Allah'ın helal dediğine haram, haram dediğine helal diyen bu firavunlar kimdir? İnsanların nasıl ve ne şekil yaşayacaklarına dair hüküm va'zetme meselesi İlah'lıkla ilgili bir mesele olduğuna göre bunlar İlah mıdır? Bağırsaklarında pislik taşıyan bu mahluklar elbette ki ilah değildir...İşte ilahlaşmaya çalışmak veya insanlara ilahlık taslamak budur. Bu anlaşıldığı zaman, 'La ilahe (Allah'tan başka ilah yoktur)' hükmünün va'zedilme nedeni ve hikmeti daha iyi anlaşılacaktır." Sayfa 67, 68.
"Pratik yaşantıda 'tağut' nedir sorusuna 'puttur, şeytandır, şeytanların üzerine indiği kahinlerdir, Allah'tan başka ibadet edilen her şeydir' gibi, birbirini tamamlayan cevaplar verilmektedir. Tağut en kısa ifadesiyle şirk, küfür, isyan ve azgınlık vasıflarını üzerinde taşıyarak insanları kendisine davet eden her şeydir.
Şeytan bir tağuttur, meydanlara dikilen ve kendisine saygı gösterilmesi istenen putlar ve putperest davetçiler bir tağuttur.
İnsanları, Allah'ın hükümlerini inkara dayanan kanunlara çağıran kişi ve kuruluşlar bir tağuttur.
İnsanları Allah'a isyana ve kendilerine kulluğa davet eden bütün kişiler, bütün kuruluşlar, bütün devletler birer tağuttur." Sayfa 85, 86.