Ana içeriğe atla

Tevhid ve Şirk- Mustafa Siel


Kur'an'da ve Günlük Hayatımızda Tevhid ve Şirk- Mustafa Siel. Ekin Yayınları, Temmuz 2012
     
     "Hakimiyet (mutlak ve eksiksiz egemenlik), göklerde ve yerde dünyada ve ahirette bila kaydu şart (kayıtsız şartsız) sadece yüce Allah'a aittir." Sayfa 31

      "Özetle din, iman, İslam, tevhid, kulluk ve tüm vazgeçilmez kavramlar için tek adresimiz ve mutlak bilgi kaynağımız Kur'an'dır. Zaten bu beş ilkeye iman ederek İslam'a giren bir Müslüman Kur'an'ı okudukça ondan anladığı her doğru, iman ilkesi haline gelmekte; yani kişinin Kur'an okumasıyla kabul ettiği iman ilkeleri ve inanının kuvveti artmaktadır. Bu temel beş ilke İslam'a yeni girişte, mutlaka kabul edilmesi gereken ilkeler olup kişi ben bunlardan başka ilke kabul etmem diyemez. Kur'an'ı okuyup anlamaya çalışmak ve kavradığı her hakkı iman ilkesi olarak kabul etmek durumundadır.' Sayfa 36.

     "...bazı kimselerin Muhammed (s)'in peygamberliğini kabul etmeden; Yahudi ve Hristiyan olarak da hak yolda olunabileceği ve cennete girilebileceği iddiaları; hem Kur'an'ın açık hükümleri, hem de pratik gerçeklerle çatışmaktadır. Çünkü bugün eldeki Tevrat ve İncil tamamen bozulmuş; içlerinde Tevhid ile şirk iç içe girmiştir. Daha önce şirkin zannedildiği gibi Yüce Allah'ın varlığını inkar değil, ona ortaklar koşmak demek olduğunu açıklamıştık. Bu durumda, günümüzdeki Tevrat ve İncil'e iman edenler şirk dolu bir iman içindedirler. Zaten bu kitaplar insanı hakka iletebilecek şekilde temiz olarak kalsalardı Muhammed (s)'in peygamberliği ve Kur'an'ın gelmesinin anlamsız olacağını yukarıda izah etmeye çalıştık." Sayfa 37.

     "Kelime-i Tevhid'in gerçek manasını ve iman ilkelerinin hikmetlerini kavramayan, kavrasa bile Kur'an'la tevhidi bir değişim sürecine girmeyen kişilerin Müslümanlık iddiaları ise boş ve kof bir iddiadır. Bir kişi ben doktorum demekle doktor, ben ustayım demekle usta olamıyorsa; kimse böyle iddiada bulunan birisine tedavi olmuyor ve tamirat yaptırmıyorsa ben Müslümanım deyip, Kur'an'la İslam'ın gereğini öğrenip yapmayanlar da aynı durumdadırlar. Hatta bunların durumu Müslüman olmayanlardan daha kötüdür.

      Nitekim bugün bir milyar civarındaki boş ve kof Müslümanın rezil ve zelil durumu; bu iddiamızın kimsenin tartışamayacağı en büyük delilidir. Bugün müslümanım diyen insan ve toplumların İslam iddiaları, dünyalarına fayda vermezken, ahiretlerine fayda vermesi nasıl beklenebilir?
     
     Kur'an'ın indirilmesinde asıl amaç, onu okuyup kavrayanların; hayatlarının her alanında bu anladıklarını yaşamalarını sağlamaktır. Ancak bu şekilde kelime-i Tevhid ve Kur'an, insan ve toplum üzerinde gerekli etkiyi yapıp; Müslüman olmak iddiası gerçek anlamını ifade eder. Böyle bir Müslümanlık dünyada, ahirette fayda sağlar." Sayfa 39, 40.

     "...Muhammed (s)' in ardından gök kapıları kapanmış, yani vahiy kıyamete kadar kesilmiştir. Artık, velev ki Muhammed (s)'in soyundan bile olsa hiç kimse; Allah'tan vahiy ya da ilham alamaz ve böyle bir iddiada bulunamaz.

     Böyle bir iddiada bulunan nebi, resul, mehdi, masum imam olduğunu iddia eden kim olursa olsun, 6/Enam suresi 93.ayette söz edilen, Allah adına yalan uydurup iftira ederek, şirk koşan kimseler sınıfına girer. Eğer bir kişi böyle iddialarda bulunmayıp, onu takip eden insanlar onun hakkında böyle iddialarda bulunarak ya da bulunmayarak, onu masum konumuna getirirlerse; 9/Tevbe Suresi 31.ayetteki din adamlarını rableştirenlerden olurlar.

     Mesela Şia mezhebindeki masum 12 imam anlayışı ile tarikatlardaki masum şeyh anlayışları bu konuma girmektedirler. Yine ehl-i sünnet mezhebi mensuplarının, itikat ve amelde tabi olduklarını iddia ettikleri mezhep imamlarına ve mezhep görüşlerine, onlar için masum ifadesi kullanmasalar bile; bu görüşlerin, Kur'an'a uygunluğunu araştırmadan kabul etmeleri ve aksi düşünülmeyecek mutlak doğrular olarak kabullenmeleri yanlıştır. Pratikte onları masum konumuna getirmelerine, yani pratikte şirk içine düşmelerine sebep olmaktadır.
     Yine, ülkemizde bulunan İslami gruplardan bazılarında bu anlayış gözükmektedir. Mesela kendilerini Said Nursi'nin talebeleri ve takipçileri olarak gören ve kendi içlerinde de gruplaşmalar bulunan hareket mensuplarının, hareketin kurucusu Said Nursi'nin ilham aldığı ve Mehdi olduğu yönündeki görüşleri de bu ayet kapsamında değerlendirilmesi gerekir kanaatindeyiz. Bu hareket içinde bulunanlardan, Said Nursi'nin ilham aldığı ya da Mehdi olduğu yönünde iddiaları olmayanların da onun eserlerini sanki hatasız ve mutlak doğrular içeren tek kaynakmış gibi görmeleri de sonuçta aynı durumu ortaya çıkarmaktadır." Sayfa 45, 46.

     "...bir Müslüman; 39 Zümer Suresi 18.ayette açıklandığı üzere; kendisine söylenen her söze kulak verir, ancak onların en güzeline tabi olur. Bu ise kendisine söylenen her sözü (fikir, kanaat) Kur'an'a göre değerlendirerek yapılabilecek bir iştir. Bu değerlendirmeyi yapabilmek için de Kur'an'a vakıf olmak gerektiği açıktır." Sayfa 47.

     "Çarpıcı bir misal olarak; günümüzde Allah'ın toplumda ve devlet yönetiminde uygulanmak üzere indirdiği hükümleri reddederek ya da önemsemeyerek, insanların ya da meclislerin koyduğu hükümleri uygulamak gerektiğini iddia etmek ve bu iddiayı kabul etmek; o insanları ve meclisleri rab edilmek olup, bu durumu kabullenenler açık şirk içindedirler. Maide Suresi 38'den 50'ye kadar olan ayetler bu iddiamızı çok açık ortaya koymaktadır." Sayfa 49.

     "Türkçede kulluk ve kölelik iki ayrı kelime ile ifade edildiğinden kulluğun ve köleliğin aynı anlama, yani kişinin seçme ve irade imkanını kendinden üstün gördüğü bir varlığa teslim etmesi manasına geldiği hususu fark edilememektedir.

     İbadetin üç boyutu vardır:
Birincisi; siyasi liderler ve devlete itaatte olduğu gibi, o varlığın kendi üzerindeki tartışılmaz kudretini ve hakimiyetini (otoritesini) kabul edip boyun eğerek itaat etmesi ibadettir.

İkincisi; şeyhler, din adamları ile fikri liderlerde olduğu gibi; o varlığa, ilmi ve duygusal mutlak otoritesini kabullenerek, sorgusuz sualsiz tabi olması ibadettir.

Üçüncüsü; evliya ya da yatırlarda olduğu gibi dua ya da kurban ya da kutsal olduğu iddia edilen yerler ile bir bayrak ya da heykel önünde saygı duruşu gibi içe yönelik ya da kulluğunu ifade eden sembolik fiillerle o varlığın rızasını kazanmaya uğraşmasıdır.

     Yukarıda verdiğimiz misalde olduğu gibi, Maide Suresi 43'ten 50'ye kadar olan ayetlerde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; bir takım insanların ya da meclislerin kendileri üzerine hüküm koyma hakkını kabul eden ve onların hükümlerine boyun eğerek itaat eden insanlar; bunları Rab kabul edip, onlara ibadet etmektedirler.

     Yine Tevbe Suresi 31 ayette açıklandığı üzere; şeyhleri, bazı din adamlarını ya da Şia ve nurcularda olduğu gibi teoride ya da pratikte masum imam ya da yanılmaz lider ve yol gösterici kabul ediyorlar. Bu kişilerin sözlerini sorgulanamaz, tartışılmaz gerçekler kabul ederek, gönülden benimseyip kabul eden ve onlara tabi olan insanlar da tüm bunları Rab tanımış olmakta ve onlara ibadet etmektedirler.

     Yine Araf Suresi 188'den 198'e kadar olan ayetlerde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, evliya-yatır denilen bir ne idüğü belirsiz bazı mezarların başına gidip; onlara, yüce Allah'la aralarında, dünyevi ya da uhrevi istekleri için şefaatçi (aracı- kayırıcı) olmaları için dua edenler ve de isteklerinin kabulü için rüşvet olarak kurban kesenler de o mezarlardaki taş ve kemiklere ibadet etmektedirler.

     Yine kendileri için kayıtsız şartsız yol gösterici, ulu ve ebedi önderler kabul etmek, bunlara kalben ya da söz ya da yazıyla sonsuz şükran ve minnetlerini arz etmek bunların kabirleri ya da temsilleri karşısında, saygı duruşu ve başka yollarla ihtiramda bulunmak da onlara ibadet etmektir.

     ...din kavramı, sadece namaz ve oruç gibi ibadetlerle alakalı olmayıp hayatın tümünü kapsayan bir kavramdır. Nitekim Yusuf Suresi 76 ayetteki din kelimesi bir ülkenin düzeni ve kanunları manasında kullanılmıştır." Sayfa 49, 50, 51.

     "Bu durumda, bir Tevhid dini olan İslam; bir şirk dini haline dönmektedir. Böylece İslam adına şirk kutsallaştırılmakta; Allah rızası diye tarikat şehitleri, din ve fikir önderleri, devlet ve devlet kurucu ve yöneticileri, evliya denen mezarlar ilahlaştırılmakta ve rableştirilmekte; bunlara ibadet edilmekte ve tüm bu durumlar da hak din olarak kabul edilmektedir.

     Tüm bunları yapan insanlar da anlamını bile bilmedikleri kelime-i tevhidi sık sık tekrarlayarak; gerçek Müslümanların kendileri olduğunu söyleyip, dindarlığı da kimseye kaptırmamaktadırlar. Hatta İslam'ın en iyi yaşandığı yerin ülkeleri olduğu iddiasını sık sık gündeme getirerek, dinde bile milliyetçilik yapmakta; tabii ki bu tür iddiaları ile komik duruma düşmektedirler." Sayfa 52.

      "Günümüzde camide Allah'ı, ailede gelenekleri, dergahta şeyhleri, sokakta insanları, siyasette ve hukukta devlet kurucu ve yöneticileri ile devlet organları arasında ilahlık ve rabliği paylaştırıp; hepsine azar azar ibadet (kulluk) eden sözde Müslüman halkın durumu, maalesef mecusilerden, hristiyanlardan, Arap müşriklerinden, Hintlilerden hiç de farklı değildir Tek fark onların şirki açıkça işlerken halkımızın bulunduğu durumun şirk olduğunun farkında olmaması ya da farkında değilmiş gibi görünmesidir." Sayfa 55.

     "Şeytani ideoloji ve düzenlerin insanlara fısıldadığı çağdaş vesveseler şöyle özetlenebilir. İslam, Allah ile kul arasında bir meseledir. Allah insanın dünyası ile ilgili işlerine pek karışmaz. Kur'an insan hayatı için uyulması gerekli hükümler içermez ve bilhassa devlet işlerine hiç karışmaz. İnsanların dünya ve devlet işlerini, insanların içlerinden çıkan ve hiç yanılmayan ebedi liderler Allah'tan daha iyi bilir. İnsanları temsil eden meclisler, ebedi liderlerin belirlediği ilkelere göre kanunlar ve mevzuatlar çıkararak insanları güzel yönetir.

     Bakara suresi 85 ayette Kitab'ın bir kısmına iman edip bir kısmını inkar etmek olarak nitelendirilen; bu ve benzeri görüşleri kabul etmek ve benimseyerek itaat etmek açık şirktir. Maide Suresi 43'ten 50'ye kadar olan ayetlerde, bu durumun insanları kafir, fasık ve zalim konumuna soktuğu; Yahudi ve Hristiyanlar açısından açıkça ortaya konmuştur. Kendilerini halis Müslüman sayıp, en iyi Müslümanlığın; 5 vakit namazı kılmaktan ibaret olduğunu sananların ise Kur'an bütünlüğü konusunda oldukça bilgi eksikleri ve zaafları vardır." Sayfa 76, 77.

     "Muvahhid (şirk koşmadan Allah'a ve ahiret gününe gereğince iman etmiş); gerçek bir Müslüman; Kur'an'ın bir kısmına iman edip, bir kısmını inkar etmez...ismi Müslüman cismi müşrik ve kafir olanları ise Müslümanlardan kabul edip sevip benimsemez. Onlara anlayıncaya kadar hakkı anlatır, ulaştırır (tebliğ eder) ve hakkı anlayıp da bilerek karşı çıkanlarla ilişkisini en aza indirir." Sayfa 78.

     "Kur'an 1400 sene önce inip donmuş bir kitap değildir. Onu devamlı okuyanlar için devamlı inmekte olan; kişilerin samimiyet ve çabalarına ve anladıklarını hayatlarına geçirmelerine göre, içindeki hakkı okuyanlara açan bir kitaptır. Onu herkes okuyabilir, ancak her okuyan durumuna uygun olarak haktan bir şeyler alır. Kur'an bir iki defa okunup bir kenara atılacak; ardından yeni kitap arayışlarına girilebilecek bir kitap değildir. İnsanla konuşan, her bir okuyuşunda insana ihtiyacı olan farklı şeyleri açan bir kitaptır.

      Öyle ki insan aynı ayeti her bir okuyuşunda, daha önce hiç okumamış gibi hissedebilir kendini. Kur'an, okudukça kavranılan, kuşatılan bir kitap da değildir. Tam aksine, okudukça insanı kuşatan, Kur'an'ı anlamada kendini yetersiz hissetmesini sağlayan; bu şekilde tekrar okuma isteği uyandıran bir kitaptır." Sayfa 81

     "Kur'an kesin doğruları içermekle beraber, bizim Kur'an'dan her anladığımız, kesin doğrular demek değildir. Kur'an'dan ancak çapımız ve kendimiz kadar anlarız. Kur'an mutlak doğruları anlamak, anladığı kadarıyla da o doğrulara teslim olarak okunur. Gerek hadisler, gerek fıkıh kitapları ve gerekse hak adına söylenmiş diğer sözler; içlerinde bulunan hak olan fikir ve bilgilerden faydalanarak, Kur'an'ı daha iyi anlamak için okunur." Sayfa 172.
     

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...