Kur'an Meali Okuma Kılavuzu, Mehmet Yaşar Soyalan. Ağaç Yayınları, 2.Basım, Mayıs 2008
"Kur'an nazil olmasından bu yana hemen hemen her şey değişti; bir Kur'an değişmedi. İnsanların kafalarındaki tanrı anlayışı, din anlayışı, resul anlayışı ve Kur'an anlayışı değişti ama Kur'an Allah'ın kitabı olarak hep aynı kaldı. O kendi kapağı arasında hep değişmeden bekledi. Belki çok zaman metruk (terk edilmiş olarak) bırakıldı. Ama o, her zaman kendisini açıp okuyacak ve nurlanacak Allah'ın kullarını bekledi.
'Rasul de Ya Rabbi kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş (mehcuren) bıraktılar demiştir.' (25/30)
İnsanlar onun ne için geldiğini hatırlamadılar bile. O, kendisini açıp okuyacak; ama anlayarak okuyacak, uygulamak için, yaşamak için okuyacak insanları bekledi. Zaman zaman onu gerek ezbere gerekse yüzünden okuyan insanların sayısı azımsanmayacak kadar çoğaldı. Bu ezbere ve yüzünden okumaların Kur'an'ın değişmeden bize kadar gelmesinde küçümsenmeyecek bir katkısı olduğunu elbette inkar etmiyoruz; ama onu kavrayarak, özümseyerek, içselleştirerek okuyan insanların sayısı her zaman az ola geldi." Sayfa 10
"Bu vahye inananlar, kendilerine gönderilerini anladıkları için inanmışlardı. Yani duymuşlar ve iman etmişlerdi. Çünkü anlatılan şeyler onları sarmış, içlerindeki fırtınalara tercüman olmuştu. Onda huzur bulmuşlardı. Özlemlerine kaygılarına cevap vermişti. Yüce vahye inanmayanlar da onu, anladıkları için inkar etmişlerdi. Yani duymuşlar ve inkar etmişlerdi; çünkü özlemleriyle çıkarlarıyla yaşantılarıyla çelişmişti. Anlayışlarına, geleneklerine ters düştüğüne inanmışlardı. Onu kurulu düzenlerini sarsacak bir tehlike olarak algılamışlardı." Sayfa 26.
"Yaşanan gerçekler gösteriyor ki Kur'an indiği dönemde gerçek anlamda anlaşılan ve anlaşıldığı için yaşanılan bir kitaptı. Tartışmalar, her zaman onun anlaşılıp anlaşılmama noktasında değil, yaşanıp yaşanmama noktasında cereyan etti. İlk müslümanlar birer canlı Kur'an olarak Kur'an pratiğinin en güzel örnekliklerini ortaya koydular.
Bugün birçok insan, Kur'an'ı okumadan, Kur'an'a inandığını söyleyen ancak, Kur'an'la bir ilişkisi bulunmayan insanlara bakarak Kur'an'ı reddetmektedir." Sayfa 30, 31.
"Ne acıdır ki Kur'an'a düşman bazı kimseler, Kur'an'ın neleri değiştirmek için geldiğinin farkında iseler de bugün Kur'an'a tabi olduğunu söyleyen, Müslüman olduğunu söyleyen insanların büyük bir çoğunluğu, Kur'an'ın amaçlarından habersiz durumdadırlar." Sayfa 32.
"İslam diye anlatılan ve yaşanılan şeylere bakıldığında veya toplumun yapısı incelendiğinde, Kur'an'ın ve mealinin bu insanlar tarafından anlaşılmadığı gün gibi ortadadır. Bu noktada Kur'an'ın veya mealinin günümüzde anlaşılır olup olmadığını tartışmanın fazla bir anlamı yoktur. Çünkü fiili olarak toplumun önemli bir kesimi, hem Kur'an'ı anlamadığını ifade etmektedir hem de ortaya koyduğu yaşama biçimiyle ve anlayışıyla bunu ispatlamaktadır." Sayfa 52.
"Meal okumanın gerekliliği ile mealden dini öğrenme sorunu farklı şeylerdir. Birincisi yani Kur'an mealini okumak, su gibi, hava gibi doğal bir ihtiyaçtır. Mealden belki tüm boyutlarıyla din öğrenilmez ama mealden öğreneceğimiz, hem bilgi anlamında, hem de duygu, ders ve ibret alma anlamında, dolayısıyla kendimizi ölçüp biçme anlamında çok şey vardır. Meal (Kur'an) insanın hayatından çıktığı zaman neredeyse kişinin (ibadetler dışında) Allah ile bütün bağları kesilmiş olur. Bu durum da insanı bir başına, bağsız bağlantısız bırakmak anlamına gelir ki çok geçmeden o insan kendine yeni bağlar, bağlantılar bulmak durumunda kalır. İkincisi ise bazı konuların birbiriyle karıştırılmasıyla ilgili bir sorundur." Sayfa 60.
"Kur'an meali, hakikati arayan her insanın her an başvuracağı bir başucu kitabı olmak durumundadır. Hele bu durum Müslüman olduğunu söyleyen birisi için hayati öneme haizdir. Meal okumak, bu insanların olmazsa olmazlarının başında gelmektedir, öyle olmak durumundadır...Meal okumak bir sistem ve disiplin içinde Kuran'ın anlam dünyasına girmek ve onunla duygusal bir bağ kurmaktır." Sayfa 62.
"Bazı problemler var diye meal okumaya karşı çıkmak yerine, meali şöyle okumak veya şu amaçla okumak veyahut meali okuyan bir kimse şunlara şunlara da dikkat etmelidir gibi uyarılar, yönlendirmeler yapmak, sahip olunan tecrübeleri onlara da aktarmak gerekiyor." Sayfa 64.
"Kur'an ölüleri değil dirileri uyarmak için gelmiştir. Kur'an insanlara sevap dağıtmak için değil, kalbi, kafayı ve hayatı yeniden düzenlemek için gelmiştir." Sayfa 76.
"Kur'an mealini okuyan bir insanın bilmesi gereken şeylerden birisi de okuduğu metin her ne kadar kişilerin hazırladığı bir meal tercüme olsa da bu kitabın asıl sahibi yüce Rabbimizin kendisidir. Okuduğu şeyin aslı ona aittir. Okuyucu bilmelidir ki okuduğu kitap sıradan bir kitap değildir. Okuduğu Metin sonuçta Allah'ın kelamının eksik veya fazla bir tercümesidir. Yani Allah'ın kulu/ kulları ile bir konuşmasıdır. Okuduğu şey en azından bu konuşmanın bir tercümesidir. Okuyucunun, Kur'an mealini okurken onun bu özelliğini sürekli göz önünde bulundurması gerekir." Sayfa 79, 80.
"İnsanoğlunun Kur'an meali okuması, Allah'ın onunla bir nevi konuşmasıdır demiştik. Evet, kişinin kendi yaratıcısı, sahibi ve her şeyin Maliki olan Allah ile bir nevi sohbet etmesi (tek taraflı da olsa) sanırız nimetlerin en büyüğüdür. İnsanoğlu da bu nimetin kıymetini bilmeli, hayatını onun isteklerine göre düzenlemeye çalışmalıdır. İlk önce de şu ayet mealine kulak vermelidir:
'...bunun içindir ki Kur'an okunduğu zaman ona kulak verin, sesinizi kesip dinleyin ki (Allah'ın) esirgemesi ile kuşatılasınız.' (7/204)
Meal okumanın bir nevi Allah ile bir konuşma olduğunu bilen bir insan, okuduğu şeylerin anlamını ve amacını daha iyi kavrar. En azından onu daha iyi kavramak için daha fazla gayret gösterir, Anladığını uygulamaya geçirerek, Allah'tan kuluna doğru, tek taraflı olan konuşmayı böylece (dinlediklerini uygulamasıyla) kulundan Allah'a doğru çevirerek çift taraflı bir konuşmaya dönüştürmüş olur. Böylece vahiy sadece bir söz olmaktan çıkıp yaşam biçimine, bir örnekliğe, (usvetül hasene'ye) dönüşmüş olur." Sayfa 82, 83.
"Aslında Kur'an okumaya neresinden başlanırsa başlansın, okunduğunda mutlaka bir şeyler anlaşılır, bir şeyler öğrenilir." Sayfa 111.
"Kur'an meali okuyucusu; kendisini Kur'an'ın ilkelerine göre yönlendirme ihtiyacı duyuyorsa veya Kur'an'ın ortaya koyduğu inanç sistemini, toplum yapısını ve bu yapının dinamiklerini öğrenmek istiyorsa kendisinin de Kur'an'ın öncelediği konuları öncelemesinde, bunun en kolay yolu olan vahyin geliş sürecini gücü oranında takip etmesinde, kendisi açısından büyük yararlar vardır.
Kur'an meali okuyucusu, Kur'an'ın indiği dönemdeki muhataplarının sadece kimler olduğunu bilmenin ötesinde, bu muhataplarının anlayışlarını, inançlarını, alışkanlıklarını, kültürlerinin neler olduğunu kaba hatlarıyla da olsa bilmesi işini oldukça kolaylaştıracaktır." Sayfa 112, 113.
"...meal okurken üzerinde duracağımız önemli bir konu da onu maymun iştahlılıkla yarım yamalak değil, düşüne düşüne en önemlisi de sonuna kadar okumaktır. Bir kere okumakla yetinmemeli, bu okumayı birkaç kez tekrarlamalıdır. Okuduğu ayetler ile davranışları arasında ilintiler kurmalı, inandıklarını, düşündüklerini, yaşadıklarını sorgulamalıdır.
Okuyucu Kur'an meali okumaya başlarken, kendisine bir 'akıl defteri' (not tutmak için bir defter) tutmalıdır. Çünkü okuduğumuzda anlamadığımız veya halihazırdaki anlayışımızla çelişen ayet meallerini bu deftere not etmemiz gerekecektir.
Bir yandan okumaya, bir yandan not almaya devam ettiği müddetçe birçok konunun kafasında daha da berraklaştığını fark edecektir." Sayfa 117, 118
"...meal okumak Kur'an'ı anlamanın ilk aşaması ve en kolay yoludur. Arapça bilmeyenler için ise yegane ve vazgeçilmez bir yoldur. Kur'an'ı anlamaya çalışmak, onu anlatmak, okumak ve okutmak ilimlerin en önemlisi/faziletlisi olarak kabul edilir. Üstelik Kur'an'ın isimlerinden biri de 'ilim'dir. Bu 'ilim'den en dar anlamıyla da olsa pay almanın bir yolu da Kur'an mealini okumaktır. Meal okumak sıradan, basit ve herkesin yapabileceği bir iş olsa da okuyana birçok sorumluluk yüklemekte, bir çaba ve sabır gerektirmektedir. Kur'an meali okumak sadece bir okuma olayı değildir. Dışarıdan öyle görünse de meal okumaya başladıktan sonra bunun öyle olmadığı anlaşılır." Sayfa 119.
"...meal okuyan insan okuduğu metinle arkadaş, dost olmasını bilmelidir. Bilmelidir ki bu dost, kendisini sürekli doğru yola (sıratı müstakime) çağırmaktadır. Yanlışlardan dönmesini istemektedir. En önemlisi de asıl hayat olan ahirette mutlu olmasını istemektedir. Onu ateşten korumaya çalışmaktadır. Bunun için de okuduğu, anladığı şeyleri, davranış haline dönüştürmesi gerekmektedir. Eğer Kur'an fakirlere verin dediği halde okuyucu vermemek için gönlünde mazeretler üretiyorsa, yalan söylemeyin, insanları aldatmayın, kazıklamayın, zulmetmeyin, zulme ortak olmayın diyor da o bunları hafife alır davranışlar sergiliyorsa, Kur'an'ın kendisine açılmasını, kendisini sarmasını, kendisi de okuduklarından zevk almayı beklememelidir." Sayfa 121, 122.
"Hem dildeki değişimler hem mütercimlerin birikim ve bakış açıları nedeniyle mealler, Kur'an'ın mesajını olduğu gibi ulaştırmaktan uzaktırlar. Dolayısıyla meallerin hemen hemen hepsinde hakim ve geleneksel anlayışların izini görmek mümkündür. Biz bu mealleri okuduğumuzda, mealleri okumanın yanında onu hazırlayanların bakış açılarını da öğrenmiş oluyoruz.
Meal veya tefsiri bakış açımızı yeniden gözden geçirmek, Kur'an'a göre düzenlemek için mi okuyoruz; yoksa, halihazırdaki düşüncelerimizi tasdik ettirmek için mi? Bunun sağlıklı ve samimi bir sağlamasını ve öz eleştirisini yapmak durumundayız." Sayfa 136, 137.
"Kur'an mealinde doğru anlama ulaşmak isteyen kişinin önce kendini sorgulaması ve içindeki Batı kompleksini, bilim kompleksini yenerek/aşarak meale yaklaşması gerekiyor. Yoksa, var olan birikimlerini sorgulamadan, onları ölçü alarak meal okuması ona fazla bir kazanç sağlamayacaktır.
Kişinin ana dilini kullanmada bir zaafı varsa mutlaka dünyayı algılayışında da eksikleri var demektir. Kişi, ana dilini gereği gibi kullanamıyorsa, dildeki birçok inceliği yakalayamıyorsa, üstelik o kişinin bir de okuma alışkanlığı yoksa elbette, okuduğu metni anlamakta zorluk çekecektir." Sayfa 159.
"Çok değil bundan daha 15-20 yıl önce 'meal okunmalıdır, Kur'an anlaşılmalıdır, inandıklarımızı Kur'an'a vurmalıyız, Kur'an'ı ölçü almalıyız' demek cesaret isterdi. Yaftalar hazırdı. Hemen Vehhabi olurdunuz, mezhepsiz, hatta sapık olurdunuz. Tefsir okuyanlara da iyi gözle bakılmazdı. Hatta bugün herkesin baştacı ettiği Fi Zilali'l Kur'an, Tefhimu'l Kur'an gibi tefsirler ambargolu kitaplar arasındaydı...Bugün o köprülerin altından çok sular aktı. Artık belli veya özel kesimlerin dışında herkes; 'Kur'an anlaşılmalı, okunmalı' diyor. Kur'an ile ilgili kitaplar en fazla ilgiyi görüyor. Artık her yayınevi bir meal yayınlıyor." Sayfa 163, 164.
"Kur'an'ı anlama çabasında olan kişi, aynı zamanda onu anlatmak yani anladığını başkasına ulaştırma çabası içerisinde de olacağı için insan, genel anlamda da toplumu muhatap almak durumunda kalıyor. Öyle olunca da toplumun kabulleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu kabulleri görmemezlikten duymamazlıktan gelemiyor. Bu kabulleri bir şekilde yorumlamak veya yanlış ise düzeltmek durumunda kalıyor." Sayfa 229.
"Kısacası Kur'an bir hayat kitabıdır. Bize hayatı nasıl algılayacağımızı ve nasıl yaşayacağımızı anlatır. O insanın ve toplumun öncelikle değer yargılarını, eşyaya bakışlarını, onlardan ne anladıklarını, dünya ve öte dünya anlayışlarını sorgular. Sonra tenkit ettiği bu görüş ve yapılar karşısında kendi anlayışına vaaz eder...Örneğin Kur'an'ın ortaya koyduğu inanç yapısı sadece beyinde veya kalpte olup biten bir şey değildir. O (iman) kalpte kökleşip, yerleşmenin yanı sıra bireysel ve toplumsal hayata da yansımak durumundadır. Aynı şekilde ibadet dediğimiz rükünler de sadece bireyin yüreğinde oluşan duygular ve sadece Tanrısı ile kendi arasındaki bir rabıta değildir. Hemen hemen bütün ibadetlerin toplumsal bir yanı, topluma yansıyan bir yanı vardır. Kur'an, bireyin zihin dünyasına seslendiği gibi, onun hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda yaşantısına da seslenmektedir. Bu nedenle, Kur'an insanoğluna yaşanılsın diye gönderilmiştir. Ancak onun yaşanabilmesi için de kavranması gerekmektedir. Kavranmayan bir emrin, bir buyruğun davranış olarak ortaya çıkması mümkün müdür? Bir buyruğun davranışa dönüştürülebilmesi için içselleştirilmesi gerekir. İçselleştirilecek bir buyruğun da önceden kavranma zarureti vardır.
İşte biz kitabımızın başından bu yana, hem Kur'an'ı gereği gibi kavramanın önemini ve gereğini vurguladık, hem bugün Kur'an ile aramızda bir şekilde oluşmuş engelleri ve bu engelleri nasıl aşabileceğimizi tartıştık. İnsanoğlunun mutluluğunun, Allah'ın kelamını, bu kelamda insanoğluna sunulan mesajları anlamaktan ve kavramaktan geçtiğine inanıyoruz ; Arapça bilmeyen toplumlar için bu mesajlara ulaşmanın yolu, kendi dilinde yapılmış bir Kur'an mealidir. Ancak gerek mealleri hazırlayanlardan gerekse bizim bakış açılarımızdan kaynaklanan 'bazı sorunlar' vardır ve bu sorunlar onu okurken bazı zorluklar çıkarmaktadır. Hem bu sorunları aşma noktasında hem de bir mealden azami istifadenin nasıl elde edileceği noktasında bazı önerilerde bulunduk." Sayfa 235, 236, 237.