LÂ - Mustafa Çelik. Yenda, Nisan 2012
"...İnsanlar üzerinde ilahlık iddiasında bulunan tağutları, azmanları, çağdaş firavunları, nemrutları ve bunların oluşturdukları kurum ve kuruluşları temelden tanımayıp inkar edeceğine, onlarla ilişkisini keseceğine, kalbini bu pisliklerden arındırmak için bütün gücünü, kuvvetini kullanacağına dair Allah-u Teala'ya söz vermeyen bir kimse, ne kadar alim olursa olsun Allah'ın dini İslam'ı dosdoğru anlayamaz. Bu nedenle tevhid penceresinden İslam'a yaklaşmak ve İslamı öğrenmeye çalışmak esastır.
" Sayfa 11.
"Çünkü La yeryüzündeki tüm sahte ilahların, kanun koyucularının, nizam belirleyicilerinin beynine ve hayatına inen eskimez, paslanmaz, değişmez rahmani bir baltadır. Tevhid ile şirk arasındaki değişmez bir ilahi engeldir. Kelime-i Tevhidin başındaki La yı kaldırdığınız zaman iman ile şirk tamamen birbirine karışır. La; taştan, tahtadan, etten, kemikten, tunçtan, betondan ve kağıttan meydana gelmiş küçük ve büyük her türlü putun başına inen ilahi bir balyozdur." Sayfa 19.
"Esasen toplumda kendi görüşlerinin Vahyin yerine geçmesini isteyen her güç sahte bir ilahtır. Vahyi bilgi yerine zanni bilgiyi temel alan bir düşünüş şekli de ilahlığa teşebbüs, uluhiyete ve ubudiyete kalkışma düşüncesidir.
Yeryüzünde beşerin hayatını ifsad eden ve dünyayı bir kan gölü haline getiren tağutlar, dinsiz ve düzmece düzenlerdir." Sayfa 19, 20, 21.
"Hayatta en büyük devrim, Allah'ın kanunlarına, hükümlerine rağmen ve onların yerine geçsin diye kanun uyduran krallara, şahlara, ağalara, padişahlara, parlamenterlere, parlamentolara, kavimlerarası kurum ve kuruluşlara La diyebilmektir.
Bize göre ilah; siyasete, ekonomiye, eğitime, sosyal ve hukuki hayata, eğitim ve kültür hayatına ve bunun gibi toplumun her alanına düzen veren bir ve tek olan Allah'tır. İslam sadece ruhlara huzur veren, onlara güven ve mutluluk aşılayan bir din değil, dinamik, aktif hayatın problemlerine çözüm üreten ve müslüman olan her milletin yönetiminde söz sahibi, otoriter bir nizamdır." Sayfa 22.
"La; 'hayır,kabul etmiyorum, reddediyorum, veto ediyorum' anlamına gelir. 'İlahe' ise 'bütün ilahları, sistemleri, ideolojileri, Allah'a baş kaldırmış tüm kurum ve kuruluşları' demektir. 'İllallah' 'yalnız Allah vardır, O'nun hükmü, onun hakimiyeti, onun kanunları vardır' demektir.
Kelime-i Tevhide iman etmek demek, bütün bu sayılan manaları düşünerek söylemek ve kabul etmektir.
La; Rabbani inkılabın hem başlangıcı ve hem de gücüdür. Asrımızda imanı yaralanmış, izzeti paralanmış, namusu ayaklar altına alınmış, her cephede yenik düşmüş bir ümmetin ayağa kalkması, Kelimeyi Tevhidin başındaki La yı idrak etmesine ve La nın manasını hayatın bütün katmanlarına yaymasına bağlıdır." Sayfa 23.
"Kelime-i Tevhidin başındaki La nefyi edatı, İslam ile beşeri kanunlar ve beşeri sistemler hususunda seçmeciliğin ve sentezciliğin Tevhid akidesi nde yerinin olmadığını da bize öğretir. La aynı zamanda pazarlıklı, buçuklu imana reddiyedir." Sayfa 27.
"Geçmişte olduğu gibi bugün de kişiyle Allah'ın ahkamı arasında sayısız engeller vardır. Tağutlar dini, atalar dini, cahiliye zannı, şeytandan gelen umniye, heykeller, kuru kalabalıklar, hurafeler ve adetler, gelenek ve görenekler, bidatlar, tağutlaşan ene ve tabiat, insan uyduruğu kanunlar, izmler, felsefi kuruntular Allah'a iman etmek isteyen bir kimsenin önündeki engellerdir. Bir kişinin 'illallah' diyebilmesi için bu engellerin tümünün kalkması lazımdır. İşte 'la ilahe' ibaresi yukarıdaki tüm engelleri parçalayan rahmani bir kılıçtır. Bunun için Kelime-i Tevhidin başına La gelmiştir." Sayfa 30.
"Sadece la ilahe illallah cümlesini tekrarlamak yeterli değildir. Bunu söylemekle birlikte, onun taşıdığı manayı ve hakikati ifade ederek hayatın her şubesinde tatbik etmek gerekir. la ilahe illallah ı sadece dil ile ikrar edip pratikte onun gerektirdiği ile hükmetmeyenler, Allah'tan başka ilah edinenler, O'nu yeryüzünün egemenliğinden, toplumsal, ekonomik ve hukuki alanlardan uzaklaştırarak, sadece göklerin ve gaybın Rabbi kılmak isteyenler, apaçık delaletlidirler ve kıldıkları namaz, tuttukları oruç ve diğer ibadetler gerçekten kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır." Sayfa 33.
"İbn-i Kayyim el-Cevzi de şöyle diyor: 'her toplumun bir tağutu vardır. Her toplumun tağutu, Allah ve Resulü dışında muhakeme olundukları veya Allah'tan başka tapındıkları, Allah'ın emir ve hükümleri karşısında basiretsizce tabi oldukları veya itaatte bulundukları şeylerdir." Sayfa 37.
"Her kim tabi olduğu alimi, mürşidi, Allah ve resulünden fazla sever veya bunların emirlerini Allah ve resulünün hükmüne tercih ederse bu kimsenin ilahı, tabi olduğu alimi veya mürşididir." Sayfa 64.
"Bir millet Allah'ın göndermiş olduğu kanunlara ihtiyaç duymaz ve kendi kendini idare etmeye kalkışırsa Allah'ın dininden çıkmış, halkın dinine girmiş olur. Halkın dini, milletin iradesini Allah'ın iradesine tercih etmektir. Yani Allah'ın inzal etmiş olduğu kanunları reddedip bunların yerine insanların uydurduğu kanunları kabul etmektir."; Sayfa 112
"Demek ki halkın dininin galip olduğu yerlerde hayatın emniyeti yoktur. Helaller ve haramlar insanların tercihlerine bırakılmıştır. Allah'ın tercihi reddedilmektedir. Bunun için de Yunanlı filozofların ortaya atmış oldukları Demokrasi kavramını şöyle tarif edebiliriz:
Demokrasi Allah'ın tercihinin beşer tercihine kurban edildiği, helal ve haram sınırlarının tahrip edildiği bir ortamdır. Halk tümüyle birleşerek faizi isteseler veya zina etmek için genelevi yapmak isteseler, bu istekleri Demokraside gerçekleşir. İşte bu halkın dinidir. Halk ne isterse onu yapar. Velev ki Allah'ın inzal ettiği hükümlere muhalif olsun." Sayfa 116.
"Allah'tan başka ilah edinmenin çeşitleri birden fazladır. Allah'tan başka ilah edinmenin somut tezahürlerinden birisi, gökte İlah kabul edilenin yerde İlah kabul edilmemesidir. Bu tarz ilah edinme Allah'tan başkasını yaratıcı olarak kabul etme değil, Allah'a rağmen hayatı düzenleyen kurallar vazetme şeklinde ortaya çıkmaktadır." Sayfa 139.
"Ayetlerle insanın hükmeden değil, Allahu Teala'nın hükümlerinin uygulayıcısı olduğu (olması gerektiği) açıklanır. Kısacası hüküm Allah'ındır ve insanlar onun hükümlerine uymak zorundadırlar. İnsanlar için başka bir hak veya yetki söz konusu değildir." Sayfa 166.
"Cahiliye, yaşanmış bir tarihi dönem değildir. İnsanın insana kulluğu söz konusu olan bütün hayat sistemleri ve nizamları cahiliyedir. Bugün yeryüzünde egemen olan bütün hayat sistemleri ve düzenleri, istisnasız olarak bu kapsamın içindedirler. Beşerin tabi olduğu bugünkü sistemlerin tümünde insanlar, düşüncelerini, ilkelerini,ç ölçülerini, değerlerini, şeriat ve kanunlarını, gelenek ve göreneklerini kendileri gibi insanlardan alıyorlar. Bu durum, her yönüyle cahiliyenin ta kendisidir." Sayfa 183.
"Diyelim ki siz işçisiniz, işinizi iyi biliyor ve çalışmanız gerektiğine de inanıyorsunuz. Üstelik bunu dilinizle de ifade ediyorsunuz. Ama bütün bunlara rağmen işe gitmiyor, çalışmıyorsunuz. Ay sonunda ücret için sıraya girmeye hakkınız var mı? Eğer girerseniz bu tavrınız 'çalışanlar enayidir' anlamına gelmez mi? Eğer size ücret verilirse bu büyük bir zulüm ve adaletsizlik olmaz mı?
'İnsanlar yalnız iman ettim demekle, hiç denenmeden bırakılacaklarını mı sandılar?' Ankebut 2." Sayfa 205.
"...anlamadıkları için adeta Allah Teala ile pazarlığa giriyorlar ve adeta şöyle diyorlar: Ey Allah'ım! Kainatı sen yarattın. Yeri ve gökleri yaratan da sensin. Geceleri ve gündüzleri düzenleyen, bize rızık veren de sensin. Biz arada bir sembolik olarak sana ibadet etmek için cuma ile Bayram namazlarına gideriz. Sen gökyüzünü idare et. Yeryüzünü idare etme yetkisi sana deği, şu kimselere aittir. İnsanların nasıl yiyip ne şekilde giyineceklerini, nelere uyacaklarını, nelere uymayacaklarını, insanlar için neyin suç olup neyin suç olmadığına, hangi suça hangi cezanın verileceğine sen karar veremezsin. Bütün bunları düzenleyecek ve reislerimiz, hahamlarımız, rahiplerimiz, ağalarımız, padişahlarımız, bakanlarımız, parlamenterlerimiz, parlamentolarımız, partilerimiz, parti başkan ve şeflerimiz, moda evlerimiz, eğlence yerlerimiz, derneklerimiz ve kulüplerimiz vardır. Sen bunların hiçbirisine karışamazsın.
Şimdi bu düşünce ve felsefeye sahip olan laikliğe iman etmiş demokrat sağcı ve solcu müşrikler günde bin sefer, milyon sefer 'Allah vardır', 'Allah birdir' deseler iman sahibi olabilirler mi? Elbette olamazlar. Evet Allah Teala'nın reddettiklerini reddetmeyenler, Allah Teala'nın kabul ettiklerini de kabul etmeyenler Allah'a iman etmiş olmazlar." Sayfa 208.
"Demokrasi; 51 kişinin 49 kişiye ilahlık etmesidir. Başka bir ifadeyle demokrasi; 49 kişinin 51 kişiye kulluk etmesidir. Sayfa 268.
"Hiçbir beşeri sistem kamil olamaz ve insanlar, beşeri sistemlerde deneme yanılma yoluyla mesafe alabilirler. O bakımdan beşeri sistemler esas mahiyetleri itibari ile bir yazboz tahtasıdırlar.
Demokrasi bir yönetim biçimidir; yönetimleri belirlemek biçimi değil! Kendisi bir düzendir; başka düzenlere kapı değil! Davul tutanları seçme işidir; tokmakları değil! Egemen güçler tarafından kuralları belirlenmiş oyundur; oyun kurallarını belirleme işi değil! Demokrasi kitabına uydurma rejimidir; kitaba uyma değil! Demokrasi ile disiplini esas alan arasındaki fark önemsizdir. Totaliter rejimlerde kral veya general; 'ben böyle istiyorum!' der; demokrasi ise 'sen böyle istiyorsun!' der." Sayfa 273.
"Laiklik; insanoğlunun hayatını birbirlerinden bağımsız iki ilahın hükümlerine göre tanzim etme zorunluluğunun adıdır. Allah'a iman etmekle birlikte laikliğe sarılan bir kimse; ahiret ile ilgili hayatını Allah'ın hüküm ve kanunlarına göre, dünya ile ilgili hayatını Allah'ın dışında sahte bir İlaha göre tanzim etmek mecburiyetindedir." Sayfa 276.
"Kur'an-ı Kerim'e göre Laiklik; hakiki kafirliktir. Allah'ın hükümlerinin bir kısmına inanıp bir kısmını da inkar etmektir. Camide Allah'ın hükümlerine uyacaksınız, mahkemede ise Allah'a başkaldıran ilahların hükmüne tabi olacaksınız. Allah ezeli ve ebedi hayat rehberimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor; 'O kimseler ki Allah'ı ve peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve bir kısmına inanırız bir kısmını inkar ederiz derler ve böylece imanla küfür arasında orta bir yol tutmak isterler. İşte bunlar, gerçekten hakiki kafirlerdir. Biz de kafirler için rüsvay edici bir azap hazırlamışızdır.' " Sayfa 278.
"Kur'an, Allah'a teslim olur gibi herhangi bir kimsenin emrine girmeyi, ona kul köle olmayı, onun arzularına, emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız itaat etmeyi 'endad edinme' olarak 'Allah'a şirk koşma' olarak değerlendirmiş; herhangi bir şeye veya kimseye karşı beslenen aşırı sevgi ve kayıtsız şartsız itaati de onu putlaştırmak olarak nitelemiştir." Sayfa 396.
"İslam hakka teslim olmaktır. Ahir zamanda, iman ateşten gömlek gibidir. Çıkarsan cehenneme düşersin, taşırsan yanarsın. Cehenneme düşüp yanmaktansa bu dünyada o gömleği taşıyarak yanmak daha mantıklı ve karlıdır. Ebedi hayata inananlar ve cenneti umanlar bu gömleği hiç çıkarmazlar üzerlerinden." Sayfa 409.
"Şunu bilelim ki; insanlar, güçlerinin yettiğini köle etmeye, güç yetiremediklerine de köle olmaya meyillidirler. Kimisi siyasi ve askeri gücünü, kimi zenginliğini, kimi de dinini kullanarak insanları köle gibi kullanırlar. Peygamberler ise Allah'tan başkasına köle olmamaya çağırırlar. Bu büyük bir hürriyet çağrısıdır. Çünkü Allah'tan başkasına köle olmamak hürriyetin doruk noktasına ulaşmak olur." Sayfa 541.
"Mesela bakın rızık konusunda Allah'a tümüyle güvenmeyip de ikinci, üçüncü derecedeki rezzaklarının korkusundan ötürü bir kısım görevlerini yapmaktan çekinen kişinin günde yüzbin defa da 'Ya Rezzak' demesinin hiçbir kıymeti yoktur. Veya ilimde Allah'a tam olarak güvenmeyip, onun eksikliğini tamamlamak üzere bir takım gayb biliciler aramaya kalkışan bir adamın milyon kere 'Ya Alim' demesinin bir kıymeti yoktur. Rububiyette Allah'a güvenmeyip Allah'ın bu eksiğini tamamlamak üzere bir kısım kanun koyucular arayan, bir kısım program yapıcılar arayan ve bunların kanunlarını da kanun bilen bir insan günde milyon kere 'Ya Rab' diye zikretse de boştur." Sayfa 544.