Ana içeriğe atla

Yeryüzü Tanrıları Şirk Psikokojisi, Dr.Hamdi Kalyoncu


Yeryüzü Tanrıları Şirk Psikokojisi - Dr.Hamdi Kalyoncu. Marifet Yayınları, 3.Baskı, Kasım 2008.

     "La ilahe illallah demeden; yani 'tanrı olduğu zannedilenler ya da tutum, davranış, söz, yönetim ve yöntemleriyle kendilerini ilahlık mevkiinde görenler ilah değildir' demeden ve böylece inanmadan kimsenin imanı sahih olmayacağına göre konu son derece önemli. Kul ile Tanrısı arasında ruhi bir bağ olan iman, bu ilah kavramı üzerine kurulu." Sayfa 17.

     "Abdulkadir Geylani; 'Allah'tan başka her kime itaat ediyorsan o senin ilahın olur. Kimden korkuyor ve kurtuluşu kimden bekliyorsan onu ilah seçmişsin demektir. Zarar ve menfaati kimden biliyor ve Allah'ın o işi onun eliyle yaptığını görmüyorsan o senin için ilahtır. Ey kalbi ölü olanlar! Ey güç ve kuvvetlerinin putlarına tapanlar; geçim kaynaklarını, mallarını ve memleketlerini sultanlarını putlaştıranlar! Kim zarar ve menfaati Allah'tan değil de başkasından görüyorsa o Allah'ın kulu değil, onun kuludur.' diyor ve devam ediyor;

     'Yalnız dille şehadet getirmek sana fayda vermez. Çünkü kalbinde birçok ilah vardır. İdarecilerden olan korku kalbine ilahtır. Çalışmasına, kuvvetine ve yaptığın ticaretine güvenmen sana birer ilahtır. Onları kalbinden çıkarmadıkça, Allah'tan başka ilah yoktur demen faydasızdır. Neye, kime itimat ediyorsan sana ilah odur.'" Sayfa 19.

     "...inanan bir kişinin öncelikle 'ilah'ın anlamını bilmek mecburiyeti vardır. Aksi halde sözle 'ilahi birlemek' yani 'la ilahe illallah' demek bir anlam ifade etmez. Kişi bir yandan 'başka ilah yoktur' der ama kafasında, gönlünde ve davranışlarında ilaha has olması gereken düşünce, duygu ve davranışlarla başkalarına yönelirse çelişkiye düşer ve bunun karşılığı da 'iman' değil 'şirk' yani 'ilaha ortak koşmadır.

     'İlah'ın anlam olarak içeriğinde şunlar var; dua edilen, yardım istenen, sığınılan, güvenilen, her söylediği mutlak hakikat olan, mutlak itaat edilmeye layık, en çok sevilen, en çok korkulan, kurtarıcı.

     Bu manalara göre ilahi birlemek yani ilah ancak Allah'tır demek şu demektir: Yalnızca ona dua ederim, yalnızca ondan yardım isterim. O'na sığınır, O'na güvenirim. Sadece O'nun her sözü mutlak doğrudur. Kayıtsız şartsız mutlak itaata layık olan tek O'dur. O'nun korkusu önüne hiçbir şeyin korkusunu geçirmem. En çok onu severim ve tek kurtarıcının o olduğuna inanırım." Sayfa 22.

     "Şirk olayı, esasen Allah'a has olan ilahlık kavramının ifade ettiği anlamların, Allah dışındaki varlıklara atfedilmesi, Allah'ın sıfatları ile bildirilen kudretinin inkar edilmesi, çoğu zaman sözle açıkça ifade edilmese de hatta bazen tersi iddia edilse bile, daha çok düşünce, duygu ve davranışlarla kendini gösteren bir inkar (negasyon) ve isyan halidir." Sayfa 23.

     "Kişi ister, yani yönelir. Allah yaratır. Her şey O'nun kudret elindedir. Dilerse olur, dilemezse olmaz. İnsan iyi ya da kötüyü tercih edişinin mükafat ve sorumluluğunu yüklenmiş olur böylece." Sayfa 27.

     "Başkalarına karşı büyüklenme sonuçta Tanrıya karşı da bir büyüklenme ve kibir haline varır ki bu; insanın Tanrı karşısında kendi nefsi ile şirke düşenlerden olması ile sonuçlanır." Sayfa 34.

     "İnsan, tüm sahip olduklarını kendisine veren ve kendisini de yaratan Rabbinin yolunda pek azını sarfetmekten bile kaçınır. Kazandıklarını elinde tutma yolunda pek çok zillete de boyun eğer ki bu, toplumların şirk içinde yönetilmesine ses çıkarmama, hatta rıza göstermesinin baş sebeplerindendir. 

     Ezilenler de hükmedenlerin safında, hem de ağır bir hesap yüklenerek böylece yer almış olurlar. Sefasını sürmedikleri şeylerin cefasını çekmeye razı olmaktan başka bir şey değildir bu!' Sayfa 60.

     "Buradaki korkunun kaynağı Allah sevgisine layık olamama endişesidir ve daha çok takva kelimesi ile ifade edilir.

      Buna göre takva, Allah ile kul arasında bir sevgi ve dostluğun oluşup devam etmesi esasına bağlıdır. Bu sebeple Kur'an'da 'Allah muttakilerin dostudur' (Casiye 45/19) buyurulmuştur.

     Dolayısıyla buradaki korku; saygı ve sevgi dolu bir korkudur. Sevdiğinin sevgisini kaybetme, gözden düşme korkusu.

     Allah'tan korkmayı kendine yediremeyenler ise nefsini tanrılaştıranlar, yani büyüklenenlerdir." Sayfa 64.

     "İnanç böyle olunca hiçbir fani ve beşeri gücün önemi yoktur. Tek ilah olarak Allah'ı kabul edenler, iki korku arasında, yani Allah korkusu ile beşer korkusu arasında kalınca tercihleri Allah korkusu yönündedir. Onlar Allah'ın her an kendileri ile beraber olduğunu bilir ve onun hükmüne rağmen korkutmaya ve yanlış iş yaptırmaya çalışanlardan değil korkmak, onlara karşı da kendilerini öncelikle tebliğle görevli bilirler." Sayfa 68.

     "Binbir zahmetle biriktirilenlerin her an kaybedilmesi korkusu, sahip olduklarının hepsini bırakıp bu dünyadan gitmek mecburiyeti, ölüm gerçeği.. Bütün bunlar insan için kolay kabul edilecek ve kulak arkası edilebilecek cinsten gerçekler gibi görünmüyor.

     Kazanılan her şey burada kalırken, hiçbir şey götüremeden gitmenin dayanılmazlığı! Biriktirirken zahmet, muhafaza ederken endişe ve korku, bırakıp giderken mahzun olma, ayrılınca da yakıcı bir hasretin kaçınılmazlığı bu fani hayatın dramı.

     Bütün bunların önüne geçecek tek çare ne olabilir? İnsanoğlunun huzur içinde yaşaması ve bu hayattan göçüp giderken gözünün arkada kalmaması ne ile mümkündür? 

     Allah yolunda Allah için verenlerin mahzun olmayacağı, onlar için korkunun da olmadığı bildiriliyor. Onun gösterdiği yolda verilen her kuruşun asla zayi olmayacağı, teminat altına alındığı; kaybetme korkusuna yer bulunmadığı vurgulanıyor. 

     İnanmayan bir kişinin malının elinden alınacağı endişesine karşılık, mal ve parasından almayı kabul eden muhtaç kişilere karşı şükran hisleri içinde olmak!.. Ne etkin bir inanış! Birinde huzursuzluk ve endişe ile sıkan ve cimrileştiren korkunç duygu birikimine karşılık, berikinde cömertleştiren huzur ve mutluluk bahşeden rahatlık..!" Sayfa 70, 71.

     "Esas amacı çocuk üzerinde otorite kurmak ve kendini saydırmak olan anne, amacına ulaşmak için öcü veya babasına söyleme ile başlattığı tehdidini Tanrı ile korkutmaya kadar vardırır. Onu yapma, şunu yeme, onu elleme, Allah seni çarpar, yakar, öldürür, cehennemde yanarsın gibi tehditler Tanrı ile ilgili ilk telkinlerdir. Bunlar çocuğun gözünde Tanrı ile öcüyü eş anlamlı hale getirir.  

     Bununla esas amacı kendisini çocuğa saydırmak olan anne, çocuğun ruhsal yapısı üzerinde ne derece tahribatta bulunduğunun farkında bile değildir. Öyle bir şartlanma oluşur ki Allah kelimesi cehennemle birlikte birçok kötülükleri çağrıştırır ve Allah anıldığında kişiye stres yükler. İnsanların ekseriyetinin dinden, Kur'an'dan, Allah'tan bahsedildiğinde sıkılmaları ve huzursuz olmalarının altında nefsinin ve şeytanın telkinleri yanında bu tarz oluşmuş Tanrı figürünün şuur altına yer etmiş olmasının da önemli bir etkisi olsa gerek.

     Bu tarz telkinler kişinin zihninde ölümü de asla kabullenemeyecek bir konuma sokar.
 
     Tehdit edici telkinler, çocuğun ruhsal yapısı üzerinde ürkütücü, korkutucu ve nefret duyguları uyandırıcı bir sonucu ortaya çıkarır. Çocuk en müsait çağında olumlu bir tanrı fikri ile tanışması gerekirken, tam tersi bir şekilde yıkan, yakan, azap eden, ürkütücü, soğutucu ve olumsuz bir tanrı imajı ile karşı karşıyadır. 

     Böyle bir otorite benimsemesine maruz kalmış çocuk ileride, birbirinden farklı normal dışı birçok davranışları sergilemeye namzettir." Sayfa 72, 73.

     "Yetenekçe müsait olanlar ise bu şuuraltı birikim ile bütün otoritelere karşı negatif bir tutum içine girer. Mesela böyle bir genç, anne-babasından öğretmenine, amirinden tanrısına kadar otoriteyi temsil ve ifade eden her makama karşı dik kafalı, isyankar bir tavır sergilemeye meyillidir...Bu tavrın en üst ifadesi de terörist örgütlere katılarak topluma ve yasal düzenlere karşı savaşmaktır. 

     Geliştirilebilecek bir başka davranış ise korkutucu Tanrı figürünün meydana getirdiği anksiyete karşısında inkar mekanizmasını kullanmak. Tanrıyı yok farzederek, cezalandırılma korkusunun meydana getireceği sıkıntı ve nahoş duygulardan kurtulma yolunu seçmek, ateist olmaktır. 

     Korkuya dayalı sevgisiz otorite benimsemesi sonucu gelişebilecek bir diğer tavır da sıkıcı tanrı imajı karşısında bir başka objeye sığınma şeklinde görülür. Sığınılacak yer sevgi ve dostluk objesi olmalıdır. Bu; kişiye sevgi gösteren herhangi bir şahıs, bir sevgili, hatta bir genel kadın olabileceği gibi; cinselliğin, sıradışı gençlik akımlarının, uyuşturucu kullanımının ya da uç inançların öne çıkarıldığı bir cemaat, tarikat, örgüt ve toplum dışı sapık bir grup da olabilir. Kişiliği tamamen pasifize eden bu sığınma olgusu, şahsın sığındığı yeri ya da objeyi hayatı pahasına müdafaa ettirir. Bu ise nihai tahlilde sığınılanı ilah edinmekten başka bir şey değildir.

     Putuna, liderine, şeyhine ya da peygamberine bir kurtarıcı olarak sarılan kişi, böylece kafasında kendini sürekli rahatsız eden korkunç tanrının hıncından ve gazabından onlar tarafından kurtarılacağına inanarak rahatlar.

     Tanrının cezalandırmasından kurtaracak; o hınç dolu Tanrı ile aralarını düzeltecek, barıştıracak bir vasıta, aracı ve yardımcı bulduğuna inanan kimseyi koruyucu, yardımcı tanrılarından soğutmak ya da koparmak öyle kolayca mümkün olmaz. Çünkü onlardan ayrılmak, korkunç tanrının azabı ile doğrudan karşılaşmak demektir ki bunu hayal etmek bile zordur. Ancak büyük ölçüde şok etkisi yapacak olayların meydana getireceği değişimler büyüyü bozup, kopmaları sağlayabilir. Ama kişi yine de sevgi ve merhamet dolu olumlu bir tanrı anlayışına varamaz ise başka sığınacak tanrılar arar. Bu yeni tanrı bir başka kurtarıcı lider, sahte şeyh ve bir sevgili olabileceği gibi içki ve her nevi uyuşturucu madde de olabilir.

     İnsanoğlu çocukluktan beri sevgi ve korku üzerine yapılan telkinlerle pek çok 'olmazsa olmaz' putlarının cenderesi altına girer. Kendi varlığını birinin ya da bir şeyin var oluşuna bağlamak; onsuz hayatı anlamsız ve çekilmez olarak görmek, yokluğuna tahammül edememek. Onu, o şeyi kendisi için hayatın şartı 'olmazsa olmazı' olarak görmek ilah edinmenin bir başka boyutu." Sayfa 74, 75.

     "Birçok kimse için; iş, eş, para, mal, mevki, meslek, meşrep, şeyh, başkan, lider, grup, doktrin, ideolojik tercih vs yaşamın 'olmazsa olmazlarını' oluşturur. Bu ve benzeri şeyler, kişi için; iyilik, mutluluk ve kurtuluş şartı ve hayatın vazgeçilmezleri olarak görülüyorsa sanıldığından da önemli bir psikolojik problemle karşı karşıyayız demektir.

     ...kaybedildiğinde yokluğu hayatın sona ermesi ölümle eş görülüyorsa ve belki dayanamayıp intihar bile göze alınıyorsa!.. burada bir ilahlaştırma söz konusudur.

     Doktrin ve ideolojileri ve bu ideolojileri temsil eden kişileri, kendisi için tartışılmaz, erişilmez, eleştirilmez, değişmez ve vazgeçilemez olarak algılamakta da yine ilah edinme anlamında bir problemli bağlılık vardır.

     Tek vazgeçilmez olanın, bir Allah olduğu şuuruna varamayışın, kurtuluşu ve mutluluğu Allah'tan başkasında arayıp, kurtarıcılara köle oluşun cezası... ruhların esaretinin ifadesi...        
     Kurtarıcısından kurtarılmaya muhtaç hale düşmenin zavallılığı!.. İlahlar edinmenin en trajik yönü de bu olsa gerek!" Sayfa 76, 77.

     "Hem sonsuz kudret sahibi bir yaratıcının var olduğuna inanmak, hem de ihtiyaçlarını ondan başkasından istemek, ummak, beklemek! Bu zıt yönlü ikili duygu ve davranışın aynı anda bir arada yaşaması mecburiyeti, psikiyatride ambivalans diye isimlendirilen belirtiyle ruhsal hastalıklara zemin teşkil eden önemli bir faktördür. Bunun için birlik inancından (tevhidden) ayrılmakla meydana gelen tezatlar, ruhsal bütünlüğü zedeleyen, akıl yarıklığına neden olan önemli sebeplerin başında sayılabilir." Sayfa 97.

     "Tanrının çok uzak ve ulaşılamaz olarak tahayyül edilişi ile büyük tanrının böyle basit işlerle uğraşmaya tenezzül etmeyeceği zehabı, vekil tanrılar edinmenin temelini oluşturur." Sayfa 99

     "Toplumsal egoizmin ve üstün gelme arzularının tatmin edici vasıtası olan milli tanrılar, daha çok çöküş dönemi toplumlarının hastalıklı zeminlerinde ortaya çıkar. Büyük felaketler yaşamış ve ezilmiş olan toplumların bu tanrılara sığınarak ezilmişliklerinin verdiği sıkıntıdan ve aşağılık duygularından kurtulmaya çalıştıkları görülür.

     Bir millet, tapınma ölçüsünde; 'kurucu', 'kurtarıcı', 'yoktan var edici' milli kahramanlara ne kadar ihtiyaç duymakta ise o derece sağlıksız bir ruh hali mevcut demektir. Bu milli tanrıların etkinliği ve yaygınlığı, toplumun ruh sağlığının bozulma seviyesini gösteren önemli kriterlerden biridir. Sayfa 100.

     "İnsanları başka ilahlar aramaya iten sebeplerden biri de bir makam sahibi (vali, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı) gibi kimseler ile görüşmek ve onlardan istekte bulunmak için bir vasıtaya ihtiyaç duydukları gibi, yaratıcı tanrıyla yakınlık kurmanın, ancak bir aracı ile mümkün olabileceğini düşünmeleridir." Sayfa 101.

     "Biz bunlara hürmet ediyoruz ama bunu onlar için değil, onların bizi Allah'a yaklaştırması için yapıyoruz' diye ileri sürdükleri gerekçe, vicdanları rahatlatan bir rasyonalizasyon (aklileştirme) ve meşruluk kazanma gayretinden başka bir şey değildir." Sayfa 103.

     "Birtakım kimselere veya nesnelere hizmeti, itaat ve ibadet etmeyi, dolaylı olarak Allah'a yapılan ibadet ve hizmet olarak tasavvur etmek, şirk kültürünün en eski ve önemli temellerinden biri.

      Bu anlayışın günümüze yansıması da birine ibadet şuuru ile hizmet etmenin tanrıya yapılmış hizmet anlamına geleceği şeklindeki düşüncedir. Lidere, başkana, şeyhlere gösterilen saygının ve hizmetin, ibadet anlayışı ve huşu içinde yapılması da çoğunlukla aynı duygunun eseri." Sayfa 104.

     "Kur'an; Allah'ın 'oku' buyurduğu, çoğu insanın inadına okumadığı 'Kitap'. Sadece inanmayanın değil, inananın bile ömründe bir kez içinde anlatılanları merak edip okumadığı, okumamakta ısrar ettiği...Okumamakla Allah'a muhalefetini ilan ettiği, o yüce 'oku' emrini hiçe saydığı, böylece kendini ışığından mahrum ve karanlıkların girdabına mahkum ettiği o müthiş uyarı ve muhteşem kurtuluş reçetesi Kur'an!" Sayfa 115.
     "
     "Bu Kur'an'ı bir daha indirmiş olsaydık, dağın ezilip büzülerek Allah korkusuyla paramparça olduğunu görürdün.' (Haşr 21)

     İnsanlardaki bu ne kayıtsızlık, ne gaflet!" Sayfa 116.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...