Kur'an'a Göre Şirk, Zeynep Işık. Çıra Yayınları, Nisan 2011
"O halde insan, yüce Allah'ı bir ve benzeri, dengi olmayan tek ilah olarak kabul edip, O'nu kendisini tanıttığı gibi bilmelidir. Yoksa yüce Allah'ın kendisini takdim edişini bertaraf edip, kendi başına Allah'ı hakkıyla tanıyamadığı gibi, onun yanında başka ilahlar edinme yanlışlığına da düşer.
Tevhid üzere olmayan insanlar ise çok kişilik taşırlar. Mekan ve zamana göre kişilik değiştirirler. Çok yüzleri vardır. Çünkü onların yol göstericileri, hüküm koyucuları, düzen kurucuları, dostları, yardımcıları, sorumluluk duydukları vs. birden fazladır ve bu çerçevelerde ahlaklanırlar. Yaşam tarzları onlara göre olur.
Tevhidi çizgide tek hedef Allahu Teala'nın rızasıdır. O'na tabi olmak ve itaat etmek onların yaşam sebebidir. Her şeyin başına koydukları 'besmele-Allah'ın adıyla' kendilerine her daim hedeflerini hatırlatır ve bu hedefe doğru şu yöntem ile yol alırlar: La ilahe illallah. Yani Allah'tan başka ilah yok.
Şirkte ise hedef farklı farklıdır. Hedef çeşitli olduğu gibi değişkendir de. Bu nedenle belirgin bir hedefleri yoktur. Mekan ve zamana göre isim alır, sabah farklı, akşam farklı bir isim alabilirler." Sayfa 17.
"İnsanın durduğu yer önemlidir. Durduğu yerde demokrasi savunuluyorsa ve bunu İslam ile süslemeye çalışıyorsa bu istenen İslam değildir ya da bir yandan kavmiyetçilik yapılıp diğer yandan İslam'dan bahsediliyorsa istenen İslam'dan değildir ya da ekonomide kapitalist kararlar alınıp diğer taraftan İslam savunuluyorsa bu istenen İslam değildir.
Halbuki bir İslam vardır. Vahyin belirttiği gibi. Oysa tek başına İslamı yeterli görmeyenler onun yanı sıra başka varsayılan bireysel ve toplumsal yargılar ile takviye yapmaya çalışıyorlar. Yani dinden eksiltme ve artırma yapıyorlar. Başka yargıları yamamaya çalışıyorlar. Bununla dinin sınırlarını değiştirip kendilerine göre yeniden sınırlar çiziyorlar.
Sizce bu ne anlama gelir? Allah'ın sınırlarını beğenmeyip kendince sınırlar çizmek değil midir? Üstelik biraz İslamdan biraz da başka yargı ve anlayışlarla karıştırıp yeni bir din üretmek değil midir? İşte karma olan bu yeni din, şirkin ta kendisidir.
Ve çeşit çeşit anlayışlarla eşleştirilmeden dolayı ortaya binbir çeşit İslam anlayışı çıkıyor. Bu sefer birinin dediği diğerine ters düşüyor. Birbirlerini tekfir ediyorlar. Birisi İslam ile tanışmak istese hangi kesime başvuracağını şaşırıyor." Sayfa 22, 23.
"Şirkin en tehlikeli yüzü insanın kendini kandırmasına fırsat vermesidir. O insan kendini Müslüman olarak görür ama gerçekte müşrik olarak rabbinin huzuruna durur. Böyle tehlikeli bir sonuçla karşılaşmamak için şirk tuzaklarına karşı çok uyanık olunmalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en büyük sapmanın şirk üzerinden olduğu anlatılır." Sayfa 26.
"...Ya da Yüce Allah er-Rezzak diyoruz. Rızkı onun yasaları dahilinde aramamız gerekirken, bu sınırın dışına çıkarak haram kapılarda dolaşmak onun sıfatının iyi bilinmediğini göstermez mi? Her şeyin yaratıcısı olarak Allah'ı bilmemize rağmen, rızkın başka kapılardan geldiğini düşünmek, onun sıfatı olan Rezzak sıfatını başkalarına yakıştırmak olmaz mı?" Sayfa 38.
"Örneğin; çocuğu olacak anne, karnındaki bebek için Allah'a hamd ediyor ama çocuğunun Allah için dünyaya geldiğini kabullenmiyor. Sanki kendisi için dünyaya gelmiş gibi...Allah'a göre değil, kendine göre yetiştiriyor " Sayfa 41.
"İnsanlar hem Allah'a hem de başka varlıklara kulluk yaptılar mı ibadetlerde de şirke düşmüş olurlar. Örneğin Allah'a iman ettikleri halde başka dinde olanların düşüncelerini, ibadetlerini, ayinlerini taklit etmeleri gibi... Hem namaz kılıyorlar, hem kuyulara para atıyor, ziyaret yerlerine mum dikiyorlar vs." Sayfa 43.
"Rabb'inin rızasına nasıl ulaşılır? Elbette onun iradesini yani ne istediğini bilmek ile olur. Bunu da vahiy ile bildirilen Kur'an-ı Kerim'den öğreniyoruz. O halde Allah'ımızın isteğini bildiren vahye sarılmak zorundayız. Kur'an bütünlüğünü, Kur'an düşüncesini ve Kur'an atmosferini anlamayan insan, iradesini ilahi iradeye göre yönlendiremez. Bu yüzden Müslüman olan insanın sadece Kur'an-ı Kerim'i okuması ile sorunu çözülmüyor. Önemli olan Kur'an-ı Kerim ile bildirilen o iradeyi kavramasıdır." Sayfa 45.
"Allah'ımız sadece 'ne helal, ne haram' diye bildirmemiştir. Nasıl helal, nasıl haram, ne zaman helal, ne zaman haram' bunu da bildirmiştir. Hiç kimse kendi kanaatince sorulara cevap vermemelidir. Efendim kız evlensin sonra örtünsün veya iş yerinde namaz kılınmayabilir, sonradan hepsini evde kaza edebilir veya faiz fakirlere geçerli olabilir veya emekli olunca hacca gidilse daha iyidir gibi ifadeler tehlikeli ifadelerdir." Sayfa 74, 75.
"Din adamlarını hatalardan uzak düşünmek, helali haramı onlara göre kabul etmek, onları aracılar görmek, onların himayesini ilahi himaye gibi düşünmek...Hepsi din adamlarına tapma anlamına gelir." Sayfa 87.
"Din bazı sözde din adamlarının tekeline bırakılmış gibi davranılıyor. Bazı gafiller bizzat kendi dinlerini kendileri bilmek zorunda değillermiş gibi onların süzgecini kullanmaktalar.
Din adamları Allah ile kul arasında aracılar olarak kabul edilemez. Değil din adamları, hiç kimse, hiçbir şey Allah ile kul arasında aracı olarak kabul edilemez. Kulluk doğrudan yüce Allah'a yapılır." Sayfa 89.
"Tağut da Tuğyan da Allah'ı inkar etmez. Ancak Allah'a alternatif ilahlar kabul ederler. Gökleri Allah'a tahsis ederler, yerleri ise kendilerine. Yerlerin hakimi ve Meliki olarak insanları kabul ederler." Sayfa 91.
"Peygamberlerin söylediklerini, tavsiyelerini, gösterdiklerini gündemine almayanlar ne kadar Peygamberi tasdiklemiş olurlar? Onlara iman ettiklerini nasıl ispatlamış olurlar? Onlar gibi düşünmeyen, hissetmeyen, hayata müdahale etmeyen nasıl olur da onların izinden gittiğini düşünebilir?" Sayfa 98.
"Kur'an'ı ister lafzen, ister mana ile parçalara ayırmak ve dilediğini kabul etmek, dilediğini reddetmek de insanı şirke götürür. Örneğin namazı gündemine getirir, hatta kılabilir, başkalarına da tavsiye edebilir ama aynı titizliği 'İslam kardeşliğinde' göstermez. İnsanları renklerine, kazanımlarına veya ırklarına göre ayırır. Halbuki 'Müminler kardeştir' ilkesi vardır." Sayfa 101
"İnsanlar için mutlak yasa koyucu yüce Allah'tır. O'nun mutlak yasaları da Kur'an-ı Kerim ile bildirilmiştir. Yasamada ilahi iradeyi ve onun Kitâb-ı Hakimini esas almadan yasa yapanlar, Allah'ın Rabliğini dışlamış, kendileri Rabliğe soyunmuşlardır. Yasa çıkaranlar ve yasa çıkarılmasını kabul edenler, tamamen şirkin bir parçası olmuşlardır." Sayfa 112.
"Tevhid dairesinde olan insanlar yüce Allah'ın buyurduğu ve gösterdiği gibi düşünüp davranırlar. Bilirler ki imanın cinsiyeti yoktur, beden kalan, giden ruh olduğuna, ruhun da cinsiyeti olmadığına göre cinsiyeti bir üst kimlik olarak düşünmezler. İnsanlar arasında, cinsiyet farkı koyarak kavmiyetçilik yapmazlar." Sayfa 123.
"Bugün de insanlar Allah'a saha belirlemişler. Allah hangi alana müdahale etsin diye. Hatta yeryüzünde bile buna cüret ediyorlar; camiler onun olsun ya da Allah ile ilgili işler kamusal alana sokulmasın veya İslam sadece evlerde yaşansın gibi, yeryüzünden birer parça alanları Allah'a lütfedenler...
Allah'a alan belirlemek kimin haddine...Hangi yaratılmış buna cüret edebiliyor...İşte bu kadar büyük bir yanlışlığın, suçun ve saygısızlığın altına imza atılıyor. Maalesef bu imza atanlar ve onaylayanlar kendilerine yazık ettiler, müşrik oldular." Sayfa 164, 165.
"İnsan kalbi neye ikna olup iman etmişse o şekilde de amelini yapar. Bu hayatın her alanında geçerlidir. Neye inanmış ise o şekilde hareket eder. İşte bu ameller onun şahididir. İmanın aynasıdır. Allah'a dayandırarak yapıyor ise iman ve amellerini; Allah merkezlidir. Yok eğer başka şeylere iman etmiş ise; amelleri o kabul ettiklerini merkez tutarak yapar. O halde sen görünüşte birçok güzel işler yapabilirsin. Eğer bu ameller Allah merkezli değil, Allah'a dayandırılmıyorsa bunlar Allah'a bir sunum değil, o inandıklarına bir sunumdur. Bu nedenle başkaları adına yapılan sunumları yüce Allah niye kabul etsin? Allah'a vermediğini Allah'ın kabul etmesi mümkün mü?" Sayfa 189.