Din Birey ve Toplum, Şaban Ali Düzgün. Akçağ Yayınları, 2.Basım
"Allah fikri, iddia edildiği gibi, tabiat olaylarının insanda yarattığı korkunun bir sonucu olarak ortaya çıkmış olsaydı, zamanımızda bu tabiat olaylarının mahiyetinin anlaşılmasıyla Allah'a inanan hiç kimsenin bulunmaması gerekirdi." Sayfa 16.
"Yok olma hissinin insanda yarattığı derin endişe, aslında varlığa bir şekilde devam edeceğinin bir işaretidir." Sayfa 17.
"Tarihsel süreçte Allah'a bizzat kendisinin ulaşamayacağını düşünen insanlar, O'na ulaştıracak aracı varlıkların ardına düşmüşlerdir. Bu düşünce ve davranış biçiminin adı Kur'an'da şirk/putperestlik olarak verilmektedir.
Bir insanın kendisi için imkansız gördüğü bir iletişimi, başka insanların gerçekleştirebileceğini düşünmesi, kendi içinde çelişiktir/mantığa aykırıdır." Sayfa 30.
"Ehad (eşsiz bir) olan Allah, alemde yarattığı her 'bir'in karşıtını da yaratmıştır. Allah'ın her şeyi çift yaratmış olmasının bir hikmeti de kendi 'bir'liğinin ortaya çıkması ve anlaşılması içindir." Sayfa 32.
"İlahi kaynağı itibarıyla tertemiz ve arı olan din, tarihi yolculuğu sırasında uğradığı milletlerin ve toplumların ona bindirdikleriyle safiyetini kaybedebilmektedir." Sayfa 35.
"Descartes'in ifade ettiği gibi, bir sanatkarın yaptığı eserine imzasını atması gibi Allah, bütün yarattıklarına kendi varlığını bir sezgi/ilham/duygu olarak yerleştirmiştir. Bu duygudan kurtulma yolunda verilen inkar mücadelesi, insana zihinsel bir ızdıraptan başka bir şey getirmez. Tarihsel tecrübe şunu göstermiştir ki, insanlar belki dinsiz olabilirler ama Allah'sız olmalarına imkan yoktur. Bu hissi her şart ve durumda içlerinde taşıyacaklardır. Kendileri istemese de belli anlarda bu duygunun içlerinde depreştiğini hissedeceklerdir." Sayfa 36.
"Hz Muhammed vahiy almadan önce Hira mağarasında uzlet halindeydi. Vahiy onu şehre, yaşamın ortasına getirmiştir. Maddi şeylerden ve insanların içinden ayrılıp uzlete çekilme, İslam'ın ruhuna tamamen aykırıdır." Sayfa 45.
"Allah insana işaretle meleklere; 'Yeryüzünde bir halife yaratacağım' diyerek, yeryüzü tarihinde yeni bir sayfayı insanla başlatmaktadır. İslam'da insana ne büyük bir değer biçildiğinin en büyük göstergesi bu ayettir." Sayfa 51.
"Melekleri insan için secdeye vardıran şey insanın bilgisidir. Zira Allah Adem'e isimleri, varlıkların gerçekliğini öğretti. Melekler ise böyle bir bilgiye sahip değillerdi. İnsanı meleklerin üstüne çıkaran şey, sahip olduğu bu bilgi ve tercih yetkisidir. İnsan iyiyi tercih edip insanlığın esenliği için çalışarak, kendisine yüklenen halifelik görevini en iyi şekilde yerine getirebiliyorsa melekleri de aşan varlık tabakalarının üzerine yükselmekte, aksi takdirde insanlık vasıflarını da kaybederek aşağıların aşağısına düşmektedir." Sayfa 52.
"Bir bilgi kaynağı olmasının yanında Kur'an-ı Kerim, insana doğru düşünmenin yollarını da öğretmiştir. Bir birey olarak insandan, davranışlarını bütün insanlara tavsiye edebileceği davranışlar olacak şekilde düzenlemesini ister." Sayfa 53.
"Kur'an'ın sıbgatullah terimi ahlak yasalarını, sünnetullah terimi toplumsal yasaları fıtratullah ise Allah'ın yaratma yasalarını ifade eder." Sayfa 53.
"(Batı düşüncesi) Dünya hayatını tek hayat, arzuları tatmini de bu hayatın tek gayesi kabul ederek insanın bir yanını budamıştır. Bu şekilde fert, öncelikle nefsi isteklerini doyurmaya yönelmiş, kendisini merkeze koyarak diğer canlıları ve insanları çıkarına hizmet edecek şekilde kullanmaktan asla geri kalmamıştır.
Nefse kölelikle başlayan bu mutlak hürriyet bahşetme hareketi, öncelikle insanda bencillik duygularını şaha kaldırmıştır. 'İnsan insanın kurdu' haline gelmiş ve her insan bir diğerini doğal kaynakları, sosyal makamları, şan ve şöhreti paylaşmada birer rakip olarak görmeye başlamıştır. Daha önce var olan sosyal dayanışmanın ve hayırda rekabet etmenin (Herkesin tuttuğu bir yol vardır. Siz hayırlarda yarışın. Bakara 2:148) yerini bir ayrılma veya çözülme takip etmiştir." Sayfa 67.
"Bencillik, güçsüzlük duygusu, hayatı dünya hayatından ibaret bilme, her türlü ahlaki ve dini kayıtlardan kurtulma ve arzulara teslim olma, insanı bir makine -çalışan, üreten ve tüketen bir makine- haline getirmiştir.
Sonunda fert, hürriyetini kazanmak şöyledursun, daha kötü bir köleliğin pençesine düşmüştür; zihni hürriyetini başıboşlukta, gerçek inkarcılığında ve düşünce sefaletinde; ekonomik bağımsızlığını maddeye ve arzularına esarette; inanma hürriyetini, nefse ve nefsin sürüklediği başıboşlukta aramış, maddi hayatın getirdiği meşguliyetler içinde kendini kaybetmiştir.
Bu ortam içinde zihni başkaları tarafından şekillendirilmiş, düşüncesi belli kalıplar altına alınmış, tercihleri daraltılmış, belli yönlere şartlandırılmıştır.
İnsan, Tanrı ile ilişkisini keserek hürriyetini elde etmek isterken, kendi dışındakilerin istek ve arzularına teslim olmakla ruhunu parçalamıştır.
İnsan güçsüzlüğünü idrak edip mutlak kudrete kendi iradesiyle teslim olduğunda, gerçek anlamda hürriyetini elde etmiş olur." Sayfa 68, 69.
"Din, hayatın bizzat kendisidir. Kişinin 24 saatinin hepsini kuşatır. Din, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı şekliyle, yalnızca ibadet saatleriyle sınırlı değildir; aksine, ibadet saatleri dinin hitap ettiği alanın çok az bir kısmını oluşturur." Sayfa 115.
"İronik bir şekilde; tek olarak dünyaya gelen, tek olarak hayatı yaşayan, tek olarak ölen ve tek olarak haşrolan, hülasa bireyselliği hiçbir zaman kaybolmayan Müslüman bireyin, bu tekliğini toplum yapısı içinde göstermesine neredeyse hiç izin verilmemiştir." Sayfa 185.
"Kur'an, bilgide otorite anlayışını şu ayetle yıkmakta ve ehliyet ve liyakat sahibi bilginleri, kendilerinden öncekilerinin ürettiklerini tasdik makamından, kendilerine has düşünceler üretme makamına yükseltmektedir:
'Her bilgi sahibinin üzerinde bir başka bilen vardır. (Yusuf 76)'
Önümüzde bu Kur'an ayeti dururken, nasıl olur da bilgide otoriteler tespit edip, karşılaşılan her sorunu onlara havale edebiliriz? Nasıl olur da meselelere kendi bilgi ve tecrübemizle çözümler üretme sorumluluğundan kaçıp, geçmişteki şartlara göre verilen hükümleri olduğu gibi alıp, tamamen farklı olan günümüz şartlarına giydirmeye çalışırız?
Bu söylediklerimiz, geçmişte ortaya konulanların göz ardı edilmesi anlamına gelmez. Tersine klasik kültür, sürekli müracaat edilecek bir referans kaynağıdır. Fakat bu zenginlik, önümüzdeki sorunları Kur'an'ın genel ilkeleri ve aklımızla çözme yolunda gözümüzü köreltmemeli, elimizi kolumuzu bağlamamalıdır. Aksi taktirde, Kur'an'ın kıyamete kadar hükmü baki kalacak evrensel bir kitap olması ne anlam ifade eder?" Sayfa 214.