Ana içeriğe atla

Teyakkuz Yazıları-Münib Engin Noyan


 
Teyakkuz Yazıları-Münib Engin Noyan. Birun Yayıncılık, 2.Baskı, Aralık 2002.

   "Dinine titiz mümine hanımları ve beyleri, açıkta görünen kadın saçını bir 'cinsel tahrik aracı' olarak algılamakla suçlayanlar ve bir kadının başörtüsüne bürünmesini bir saygınlık ifadesi olarak değil de 'aşağılanma' göstergesi, dolayısıyla da 'ilkellik' hatta gericilik olarak yorumlayanlar, acaba kendi hayat kavrayışlarında, edep ve saygınlık anlayışlarında, açıkta sergilenen kadın saçına nasıl bir simgesel değer atfediyorlar? Gözlerinin önünde, burunlarının diplerinde efil efil savrulan kadın saçına yaklaşımları gerçekten de her türlü cinsel tahrikten arınmış, neredeyse masum bir kayıtsızlık şeklinde mi ortaya koyuyor kendini? 

     Yalnızca ve yalnızca insan zaaflarının alabildiğine sömürülmesine odaklanmış olan batıl ekonomilerinin çığırtkanlığını yaptırdıkları reklam filmlerinde, öncelikle ve de özellikle kadınları daha doğru bir deyişle 'kadın cinselliği'ni alabildiğine kullanarak insan soyunun latif yarısını aşağıladıkça aşağılıyorlar.

     Netice itibarıyla bir temizlik ve bakım, yani bir anlamda sağlık ürünü olan, daha doğrusu olması gereken saç yıkama sıvısı 'şampuan' reklamları bunun en bariz örneklerini sergiliyor nicedir. Şuh edalarla savrulan saçların cazibesine kapılıp -ki bu cazibenin yalnızca cinsel dürtüleri kışkırtan türden olduğu açıkça vurgulanmaktadır- eli ayağı birbirine dolanan, ne yapacağımı şaşıran zavallı erkekler...ve onları kadın saçı odaklı bir cinsel tahriğe maruz bırakarak 'sustalı maymun'a çevirmeye ısrarla teşvik eden zavallı, kendine ve neye alet edildiğini bilmez kadınlar, özellikle de genç kızlar, bitmek tükenmek bilmez bir resmi geçit içinde arz-ı endam ediyor ekranlarda." Sayfa 22, 23.

     "Neden birileri bir hanımın kamuya açık alanda Londra, Paris, Los Angeles modasına uyarak gönlünce giyinmesini hiç yadırgamaz, ondan asla rahatsız olmaz da bir başka hanımın Kuala Lumpur, Medine ya da Kahire modasını belleyip gönlüne, zevkine ve de edebine daha uygun bulduğu için o tarzda giyinmesini yadsır, hatta engeller

      Ve bir erkeğin sözgelimi Teksas'lı bir sığır çobanı ya da Londra'lı serseri kılığında dolaşması neden hoşgörülür kabul edilir de Haydarabad'lı bir entelektüelin, Urfalı bir çarşı esnafının geleneksel giysisini tercih etmesi ayıplanır? Yoksa Batı dünyasının insanları ülke olarak Doğu dünyasının insanlarından daha gelişmiş, daha ince bir giyim zevkine mi sahiptir?" Sayfa 45.

     "Daha doğar doğmaz kulağına ezan okunma lüksünü yaşamış olanlar, çok rahat, bol keseden, genellikle de her nedense tehditkar bir edada, neredeyse karşılarındakini sindirmek istercesine kullanırlar 'Elhamdülillah Müslümanım' sözünü. Bunun için ödedikleri en ağır bedel itile-kakıla gönderildikleri Kur'an kursunda işittikleri azarın, yedikleri bir iki şaplakın ötesine geçmez pek. Baba ya da dede zoruyla uykulu uykulu kalkılan ve de kılınan sabah namazları, çok geçmeden, biraz tüylenip teleklenince, önce ertelenir, sonra da terk edilir." Sayfa 47.

     "Dünyanın her yerinde, toplum hayatının en sıradan olgularından biri olan 'üniversite diploması sahibi olma' keyfiyeti, çok önemli bir itibar, hatta neredeyse namus meselesi(!) haline getirildi. Şu ya da bu sebepten dolayı 'üniversite diploması sahibi' olmayan, olamayan ya da olmak istemeyenler ikinci sınıf insan, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladı.

     Oysa toplum içinde saygın, güvenli ve başarılı bir konuma sahip olmanın yolu ille de bir üniversite diploması sahibi olmaktan değil, önce yüksek ahlaki değerlerle donatılmış sonra da ne olursa olsun, bir meslek sahibi olmaktan geçer dünyanın her yerinde, her uygar ülkesinde." Sayfa 62, 63.

     "Zira bu laik Türkiye Cumhuriyeti'nde, alemlerin rabbi yüce Allah'ın sahih dini dışında, başta devletin kendi olmak üzere, ne varsa 'kutsal'dır. Hatta belki inanmayacaksın ama, 'vergilendirilmiş kazanç' bile!

      Biz Müslümanlar 'kutsal'lara karşı, hem de neden kutsal olduklarını ya da doğru bir deyişle, neden 'kutsal' kabul edildiklerini hiç sorgulamadan, pek saygılıyızdır." Sayfa 76.

     "Alemlerin Rabbi Yüce Allah'ın dini İslam'ı bilumum gayrimüslimlere tanıtır ve dilimiz döndüğünce överken en çok bu yüce dinin özünde yatan temel unsurlardan biri olan 'hoşgörü'den söz açarız. Hatta bununla da kalmaz fiilen de İslami 'hoşgörü'müzü her yerde, her fırsatta ve de herkese alabildiğine göstermeye gayret ederiz. Müslüman kardeşlerimize hariç. Onlar sanki, nedendir bilinmez, nicedir İslami,/Muhammedi hoşgörünün kapsama alanı dışında kalmışlardır.

     Hoşgörülü olmak zor iştir, yaman uğraştır! Önce ciddiyet sonra da samimiyet ister, hem de en has tarafından! Yani her baba ya da anayiğidin harcı değildir vesselam! 

     'Hoşgörü'nün belki de en önemli beslenme kaynağı 'tevazu'dur. Ama iki dudak arasında gevelenen ve kendini neredeyse iyice aşağılama raddelerine varan, buram buram riya kokan ifadelerin zindanına hapsolunmuş 'sözde tevazu' değil, iyice içselleştirilmiş, ana sütü gibi ak ve pak, ana sütü gibi halis 'özde tevazu'!" Sayfa 99, 100.

     "Ben bütün iyi Müslümanların, has müminlerin birbirlerine bu Muhammedi edeb, tevazu ve muhabbet içinde yaklaşacakları günlerin çok uzakta olmadığına yürekten inanıyorum." Sayfa 109.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Canla Bağışla, Çoğaltma Telaşından Paylaşma Yarışına-Senai Demirci

Canla Bağışla, Çoğaltma Telaşından Paylaşma Yarışına-Senai Demirci. Timaş Yayınları, 2009       "Şöyle bir bak kendine. Geçmişte bıraktığın 'Sen' leri hatırla. Fotoğraflarda kalmış ne kadar 'ölü'n var arkanda." Sayfa 10        "Ben kendi haline bırakılmış sahipsiz bir varlık mıyım? Yoksa kendisine ikram edilen, özellikle lütfedilmek için seçilmiş, baş köşede oturtulan, el üstünde tutulan onurlu bir konuk muyum?" Sayfa 11       "Vermekle 'Veren'i bulur verenler. İnfak ederek Allah'ı kazanırlar. Allah'ı kazananlar cömerttirler, fakirlikten korkmazlar." Sayfa 13       "İnfak sadece cenneti kazanma vesilemiz değil, cennetimizdir. İnsanı insanın cenneti yapan infaktır çünkü." Sayfa 14       "Beni 'ben' diye seçerek beraberliğine layık gören 'Vareden'e, yanımda başka bir şey/ler daha var etmedi diye küsebilir miyim?" Sayfa 36      "Yaşaması bile kendinden olmayanın sa...

İbrahimi Okuyuş-Ahmet Baydar

İbrahim'i Okuyuş-Ahmet Baydar. Beyan Yayınları, 1998      "Eğer insanın tek bir kaderi olsaydı, yaptıklarından hiçbir şekilde sorumlu tutulmaması gerekirdi...Kur'an-ı Kerim, insanın tek ve belli bir kaderi olmadığını, aksine serbest ve hür iradesiyle kendisini iyi ya da kötüye götürecek kaderlerden birisini seçmeye ayarlandığını beyan eder." Sayfa 7       "İbrahimi dinler gibi isimlendirmeler yanlış kullanımlardır. Bu adlandırma, diğer peygamberlerin uygulamalarını tanım dışında bıraktığı gibi, 'dinler' sözü de Adem'le Muhammed aleyhisselam arasındaki peygamberlerle bildirilen 'tek din islam' olgusunu dışlamaktadır." Sayfa 11       "Tevrat, İncil ve Kur'an'ın ayrı ayrı zamanlarda Hz İbrahim'i insanlığa önermede birleşmiş olmaları, onun peygamberliğinden ve soyundan öte kişiliğini merak etmeyi gerekli kılan yeterli bir neden sayılmalıdır." Sayfa 12       "Hz.İbrahim'in verdiği 'dua' sözü, ...