Ana içeriğe atla

Uygarlığa Aşkla Direnmek-D.Ali Taşçı


Uygarlığa Aşkla Direnmek-D.Ali Taşçı. Çıra Yayınları, Mayıs 2010

     "Bozuk bir terazinin tarttığı şeylerin ağırlığı aldatıcı olduğu gibi, Kur'an'sız anlayışların, Kur'an'sız hayatın da değer yargıları ölçüsüz ve anlamsız olacaktır." Sayfa 14.

     "Eskimolara bile buzdolabı satan bu uygarlık, sınır tanımadan kıyamet yolunda yürüyor. 
İnsanımız hiçbir tedbir almadan serserice giden şoförsüz bir arabanın saldırısı karşısında bulunmaktadır. Seni uygarlık ekranlarında bu arabanın lastik reklamını yaparken görüyoruz. Uygarlığın seks tanrısına kul olman niye? Şehvet canavarını evinde misafir etme niçin?

     Ey kadın! 

     Artık kendini tanı, değerini bil, uygarlığa diren. Uygarlığa diren ki, Asiye merhametin Musa olup dirilsin, uygarlığa diren ki Meryem mahcubiyetin İsa nefesine kavuşsun... Uygarlığa diren ki böylece medeniyet siteleri boy versin, cennetlere yol olsun.     

     Sen uygarlık sitelerinde, erkeklerin pis arzularının dişi kölesi olarak Cennet yurduna ihanet eden olamazsın. 

     Ey kadın, sen ışık ol, erkek göz olsun ve bundan hayat doğsun." Sayfa 18, 19.

     "Postmodernizm, susayan insanların deniz suyunu içmelerine benzer. İçtikçe susar, susadıkça içer! Modernizm, kendini arayan insanın, yaklaşık bir yüzyıl kendi elleriyle gerçekleştirdiği teknoloji tanrısına yeryüzünde bir kulluğudur. Bunun için şiddetli ve kanlı çocukları vardır. 

     Sonu 'izm' ile biten her şey, her 'izm', insan fıtratına saplanmış bir hançer gibidir. Postmodernizm ise fıtratları yaralı bu insanların, dünya gerçekliğine tahammül edemeyişlerinin (kaçış) sonucu olarak, kendilerini uzayın boşluğuna salıverme durumudur.

     Tüketim toplumunun endişesi, ölüm korkusu ve ölümden kaçış serüveni ve bunun, toplumları ahtapot gibi sararak teslim alma girişimi. Ölümden kaçışın bir başka adı, postmodernizm..." Sayfa 28, 29.

     "20.yüzyıl boş yüzyıl olarak geçti. Onun için bağrında iki dünya savaşı barındırmaktadır. 20.yüzyıl çok ses getirdi, çünkü boştu, 'Din'e meydan okumuştu, 'fikretmemiş', 'zikretmemişti'. Dünyayı 'uluslar' hapishanesine bölerek evrensel zihinleri göllere sürdü ve bütün bunlara 'bilim' dedi 'özgürlük' dedi." Sayfa 32.

     "Bu nedenle Batı uygarlığı bir arayış uygarlığı, bir 'misk' in ardına düşme ve sonunda kayalardan aşağıya kendini atma uygarlığıdır. Bu uygarlıkta can izlerine değil, kan izlerini rastlanır. Bu uygarlıkta delicesine koşuşturmak vardır ve 'trajik' bir uygarlıktır. Bu uygarlığın metinleri trajiktir, dramatiktir; böyle olması da kaçınılmazdır, çünkü kendini tanıyamama, yabancılaşma ile malüldür. Tanrılar arasındaki kavga yeryüzüne de yansımıştır ve insanlık tarihi içinde kana bulanmıştır.

     Şimdi, Batıya açılmak için can haliyle hareket ediyoruz. Onlar değişmediler, hala arıyorlar; bulurlar mı bilemem. Fakat biz nasıl ve ne şekilde kaybettik ki, koltuğumuzun altında bulunan miski, şimdi Batının 'domuz ahırı'nda aramaya koyulduk ve de bulma ümitleri taşıyoruz.

    İnsanları hiç küçük göremeyiz. Adem'i küçük gören şeytan olmak istemeyiz. Lakin uçurumun başına gelip topluca bir 'kıyamet atlayışı' gerçekleştirmeye çalışanlara da katılmak istemeyiz." Sayfa 36, 37.

     "Bütün kişiliğimiz ve kimliğimiz, birilerine karşı duyduğumuz sevginin içinde saklıdır. Adam ressamdır, hayat onun için resim yapnaktır. Bir başkası çiftçidir, tohumla toprağın nikahını kıymak ve onların çocuklarını görmekten büyük mutluluk duyar." Sayfa 39.

     "İdrakin can alıcı noktası 'ahiret inancı'dır. 'Öte' kavramları gelişmemiş olan insanlar 'aktif'tirler. Onlar dünyaya saldırırlar, saldırmak zorundadırlar. Yaratılıştan getirdikleri 'sonsuzluk' duygusunu içlerine bastırdıklarından, tatminsizdirler, doyumsuzdurlar. Bu nedenle gölde kulaç atmakta ve çırpınmaktadırlar. Biraz sonra ise boğulacaklardır. Dışarıdan bakanlar da göldeki hareketliliğe, köpüğe bakıp 'aktif' bir yaşam vehmetmekdirler. Bütün uygarlıkların (evet bütün uygarlıkların) başı da sonu da budur. Vehim! Çünkü uygarlık demek, ahiretsiz bir dünya, vahiysiz bir hayat, peygambersiz bir yol demektir." Sayfa 43, 44.

     "'olmak' süreklilik arz eder ve içinde selamı -barışı- barındırır. 'Sahip olmak' ise kırılgan zamanın çocuğudur ve savaş yüklüdür." Sayfa 46.

     "Şükrediyor musun? Unutma; şükür, nimetlerin saklanma kabıdır. Sen isteme, muhtaç olduğun şeyler sana sevdirilir. Biliyor musun, neyi seviyorsan senin kimliğin odur." Sayfa 80.

     "Var olduklarını sananlara ölüm acı verir; varlığa teslim olanlara ölüm, varoluş beratıdır; bir direniş sancağıdır." Sayfa 117.

     "Düşmekte olan bir uçakta Kral olmaktansa, dağda çoban olmak daha iyi değil midir." Sayfa 124

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Canla Bağışla, Çoğaltma Telaşından Paylaşma Yarışına-Senai Demirci

Canla Bağışla, Çoğaltma Telaşından Paylaşma Yarışına-Senai Demirci. Timaş Yayınları, 2009       "Şöyle bir bak kendine. Geçmişte bıraktığın 'Sen' leri hatırla. Fotoğraflarda kalmış ne kadar 'ölü'n var arkanda." Sayfa 10        "Ben kendi haline bırakılmış sahipsiz bir varlık mıyım? Yoksa kendisine ikram edilen, özellikle lütfedilmek için seçilmiş, baş köşede oturtulan, el üstünde tutulan onurlu bir konuk muyum?" Sayfa 11       "Vermekle 'Veren'i bulur verenler. İnfak ederek Allah'ı kazanırlar. Allah'ı kazananlar cömerttirler, fakirlikten korkmazlar." Sayfa 13       "İnfak sadece cenneti kazanma vesilemiz değil, cennetimizdir. İnsanı insanın cenneti yapan infaktır çünkü." Sayfa 14       "Beni 'ben' diye seçerek beraberliğine layık gören 'Vareden'e, yanımda başka bir şey/ler daha var etmedi diye küsebilir miyim?" Sayfa 36      "Yaşaması bile kendinden olmayanın sa...

İbrahimi Okuyuş-Ahmet Baydar

İbrahim'i Okuyuş-Ahmet Baydar. Beyan Yayınları, 1998      "Eğer insanın tek bir kaderi olsaydı, yaptıklarından hiçbir şekilde sorumlu tutulmaması gerekirdi...Kur'an-ı Kerim, insanın tek ve belli bir kaderi olmadığını, aksine serbest ve hür iradesiyle kendisini iyi ya da kötüye götürecek kaderlerden birisini seçmeye ayarlandığını beyan eder." Sayfa 7       "İbrahimi dinler gibi isimlendirmeler yanlış kullanımlardır. Bu adlandırma, diğer peygamberlerin uygulamalarını tanım dışında bıraktığı gibi, 'dinler' sözü de Adem'le Muhammed aleyhisselam arasındaki peygamberlerle bildirilen 'tek din islam' olgusunu dışlamaktadır." Sayfa 11       "Tevrat, İncil ve Kur'an'ın ayrı ayrı zamanlarda Hz İbrahim'i insanlığa önermede birleşmiş olmaları, onun peygamberliğinden ve soyundan öte kişiliğini merak etmeyi gerekli kılan yeterli bir neden sayılmalıdır." Sayfa 12       "Hz.İbrahim'in verdiği 'dua' sözü, ...