Ana içeriğe atla

Yaşayan Kur'an Olmak, Komisyon


Yaşayan Kur'an Olmak, Komisyon. Pınar Yayınları, 2010

  
    "Kur'an ve Hz Muhammed ise tarihe vahiyle müdahalenin sonuncusunu teşkil eder. Kur'an bu son müdahalenin bilgi, ilke ve gereklerini sunarken; Hz.Peygamber ise müdahalenin amaçladığı inşayı gerçekleştirir. Birisi teoriyi, diğeri pratiği temsil eder ve bu ikili hiçbir şekilde birbirinden ayrı veya kopuk değildir. Süreç içerisinde Hz Peygamber 'yürüyen Kur'an', Kur'an ise 'okunan peygamber' vasfına sahip olur.

     Yüce Allah, tarihe vahiyle doğrudan müdahaleden ayrı olarak, tarihin istikametini etkilemeye yönelik dolaylı müdahalelerde de bulunur. Toplumlar arası veya bir toplumdaki kesimler arası ilişkileri etkileyen olağan dışı gelişmeler, doğa afetleri, salgın hastalıklar vb... dolaylı müdahalenin yaygın biçimlerinden bazılarıdır." Sayfa 36.

     "Vahiyle müdahalenin tüm örnekleri aynı nitelikte değildir. Sonuncusu hariç diğer hepsi belirli bir zamanla ve toplumla sınırlıdır. 

     Vahyin bu sonuncusu, zaman ve mekan sınırlarını aşan ve evrensel boyutu bulunan bir müdahale olarak anlam kazanır." Sayfa 37.

     "Müslümanlar genel manada son derece olumsuz şartlarda bulunuyorlar. Çünkü Kur'ani söylemlerini hayatlarına aktarmakta kusurlular; doğru yolu biliyorlar, ancak yanlış yolda gitmeyi tercih ediyor veya bu yanlış gidişatlarını doğrultmanın çabasını yeterli düzeyde göstermiyorlar. Böyle olunca da Kur'an'ın çağrısı, söylemi, vaadi bir türlü hayatta karşılığını bulamıyor. 

     Müslümanlar Kur'an'ın gayesini terk etmiş bulunuyorlar. Artık, ellerindeki ilahi rehberin gayesini düşünmüyorlar. Kur'an'ı anlamaktan da büyük oranda uzaklar; ilahi kelamı anlamak gibi bir kaygıları yok  Müslümanların ekseriyetinin Kur'an'la ilgisi, onu anlamadan ve düşünmeden okumaktan ibaret. Anlamadan okunan Kur'an ile hidayete ermenin, cenneti kazanmanın hayali kuruluyor. Tüm bunların sonucu olarak, Kur'an rehber kabul edildiği söylenen ancak rehberliğine uyulmayan bir kitaba dönüşmüş ve Peygamberin; 'Ey Rabbim! Kavmim Kur'an'ı terk etti. (Furkan 25:30)' yakınnası gerçeklik kazanmış bulunuyor." Sayfa 39, 40.

     "Müslümanların öncelikle yapması gereken, Kur'an'ı 'ölüler kitabı' olmaktan çıkarıp 'diriler kitabına' dönüştürmek; sadece sesini dinlemekle yetinmekten vazgeçip, anlamını öğrenmek ve amacını düşünmektir." Sayfa 41.

     "Kur'an, yaşanan tüm yanlışlıkların, sorunların nedenini, İslam'a rağmen yapay, sahte, temelsiz bir şekilde inşa edilen ve sahip olunan inançlar veya bu inançların oluşturduğu hayat tarzları olduğunu açıklar (31;25, 30;1, 46;23) ve tüm bunlar bir özgüven meselesi olarak son derece önemlidir. İslam hiçbir zaman, hiçbir şekilde özgüven sorunu yaşamaz. Bu sorunu yaşayanlar yapay, sahte, tali inanç ve hayat tarzlarının kendileri ve mensuplarıdır." Sayfa 43, 44.

     "Kur'an statükoyu, doğru ve yanlışı ile toptan ret ve yok etme yöntemini izlemez. Yanlışları ayıklayıp doğruyu inşa eder. Bunu ise bir amaç olarak değil yöntem olarak benimser. Kur'an'ın terminolojisiyle ifade etmek gerekirse, amaç marufu inşa etmek, münkeri yok etmektir. Önemli olan marufu kimin emrettiği/inşa ettiği değil, marufun gerçekten var olup olmadığıdır. Kur'an, insanların genelde yapageldikleri gibi 'benden başkasının marufu bile kötü, benim ise münkerim bile iyidir' çelişkisine/garipliğine hiçbir şekilde prim vermez." Sayfa 47.

     "Bireysel ve toplumsal hayatı ilahi iradenin sunduğu bilgi ve ilkelerine göre düzenleme 'teslimiyeti'nin ismi olan İslam, ilk kez Kur'an ile inşa olunmamıştır. Kur'an ile gerçekleşen inşa, çok eskilere uzanan bir sürecin tamamlanmasından başka bir şey değildir.

      İnşası amaçlanan ahlak sistemi, insanlardan birilerinin kendilerince teşkil ettiği değerler sistemi değil; Allah'ın insanın özüne, doğasına uygun olarak belirlediği ahlaktır. Bu ahlak göreceli bir mutluluğu ve faydayı değil, mutlak mutluluğu ve faydayı sağlayandır." Sayfa 47.

     "Elbette ki doğru inanç ve bu inancın dayanağı olan doğru bilgi önemlidir; hatta temel olandır. Ancak, eğer bu inanç ahlak olarak hayata yansımıyorsa; bireylerin davranışlarında var olmuyorsa bir değer ifade etmez. Bu bizzat Kur'an'ın açıklayıp savunduğu bir ilkedir: 

'Allah hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır (Mülk 67:2)' ayeti bu konuda bir örnektir. 

     Risaletin ilk yıllarında vahyolunan Asr suresi ise konunun en önemli delillerinden birisini teşkil eder. Surede, iman etmenin hüsrana uğramaktan kurtulmaya yetmediğinin açıkça ifade edilmiş olması ve hemen arkasından imanın gerektirdiği 'davranışa' 'salih amel' tanımlamasıyla açıklık kazandırılması son derece manidardır.

     İnsanlara 'İslam' olmaları davetinden hemen sonra ikinci aşamada emredilen 'namaz' sorumluluğunu yerine getirenlerden bazılarının 'vay o namaz kılanların haline (Maun 107:4)' ifadesiyle eleştirilip kötü akıbetlerine dikkat çekilmiş olması da önemlidir. Kur'an açıklar ki, onlar namazı sadece biçimsel olarak yerine getirip namazın 'insanı kötülüklerden alıkoyma (Ankebut 29:45)' işlevinden uzak kalanlardır; veya başka bir ifadeyle namazlarını ahlakları kılamayanlardır.

     Esasen Kur'an sadece doğru yolu bilmeyi değerli bulmaz. O doğru yolda gidilmesini ister. Bu nedenle de 'Allah'a ibadet edin; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızda bulunan arkadaşa (eşinize), yolcuya, bakım sorumluluğu üzerinizde olanlara iyilik edin. Allah, gururlanan, böbürlenen kimseleri sevmez (Nisa 4:36)' örneğinde olduğu gibi, Kur'an'ı teşkil eden ayetlerin büyük bir kısmı ahlaka,/davranışa ilişkindir." Sayfa 48, 49.

     "O ilk neslin, Kur'an'ın nesli olan o sahabeler topluluğunun, iyi bir mümin olma gayretleri hiçbir zaman Kur'an'ı baştan sona sadece ezberlemeye çalışma biçiminde açığa çıkmaz. Onlar için önemli olan, Kur'an'ı ezberlemek veya göz ve dudaklarla okumak değildir. Önemli olan, onu hayatın esası ve rehberi kılmaktır." Sayfa 106.

     "Basra'da ikamet eden Ebu Musa el-Eş'ari, halife olan Hz.Ömer'e o yıl birçok Basra'lının Kur'an'ı tamamen ezberlediğini bildirir. Hz Ömer de onlara belirli bir maaş bağlanmasını ister. Fakat ertesi sene Kur'an hafızlarının sayısında daha da artma olur. Hz.Ömer bundan haberdar olunca Ebu Musa el-Eşari'ye ne yapması gerektiğini bir mektupla bildirir; "Onları kendi hallerine bırak. İnsanların Kur'an ezberlemekle meşgul olup onun hükümlerini öğrenmeyi terk etmelerinden korkuyorum.'

     Onlar (sahabeler) için Kur'an, hastalandıkları zaman dua etmek için kullandıkları veya ölülerini azaptan kurtarmak için okudukları bir efsun veya ölü kitabı değildir. O canlıların kitabıdır. O yaşanan hayatın rehberidir." Sayfa 107.

     "Hz İbrahim'in ateşe atılırken söylediği 'Allah bana kafidir' ve kavmi ile tartışmasında söylediği 'Ben sizin ilahlarınızdan korkmuyorum' 'sizden ve sizin ilahlarınızdan kopup ayrılıyorum' sözleri, onun teslimiyetinin bir ölçüsü olmanın yanısıra; tüm korkuları Allah korkusu içinde eritip yok ettiğinin de bir göstergesidir. Bir önder ve örnek olarak o, özgür olmanın yolunun yalnızca Allah'tan korkarak ve böylelikle tüm korkulardan arınmaktan geçtiğini, tüm iman edenlere göstermektedir." Sayfa 149.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...