Sünnetullah Allah'ın Evrensel Yasası-Abdusselam Yasin. İnkılab Yayınları, Kasım 2012.
"Allah, evrensel yasasına (sünnetullah) göre, peygamberlerine ve inananlara dünya hayatı ve ahirette yardım eder. Ancak onlar bu yardımı, inanıp iyi (salih) ameller işlerlerse hak ederler. Eğer olağandışı ilahi yardım hayali kurarak cihad şartını ihlal ederlerse bu yardım gelmez. İlahi yardım yan gelip yatan tembellere inmez." Sayfa 12.
"Yapılması gereken, İslamı yeniden öncü konumuna getirip liderlik koltuğuna oturtmaktır. Müslümanların çoğu dinlerinden habersiz ya da gafildirler. Bir grup ise dini inkar edip ona karşı savaşmaktadır. Bu noktada yapılması gereken, insanları İslam'a yeniden döndürmek, onların İslam şeriatını benimseyip, İslam şemsiyesi altına girmelerini sağlamaktır.
Şiddete başvurmadan ya da aceleci davranmadan kararlılıkla hayatın içine girmemiz, insanları yumuşak üslupla dine davet etmemiz gerekir. Realiteyi bir anda değiştirmek ve mevcudu tek bir darbeyle kaldırıp yerine her yönüyle eksiksiz bir İslami çözüm koymak isteyenler, ancak hayalperest ya da mecnundurlar.
Sünnetullah, olaylar arasında sebep sonuç ilişkisi kurmayı, bir aşamadan sonra diğerine geçmeyi, malülü illete bağlamayı, kendimizi değiştirdikten sonra toplumu değiştirmeyi ve kuvvet hazırlayarak savaş meydanında kazanmayı gerektirir.
Zaman upuzun bir halıdır. Bu halı üzerinde olaylar birbirini tetikleyerek cereyan eder, gitgide artar ve tedrici bir şekilde gelişir. Yüce Allah'ın bu ümmete özel desteğinin hikmeti, herkes için geçerli olan bu genel tedricilik yasasını dikkate almada saklıdır." Sayfa 29.
"Çağdaş Müslümanlardan bazısı dinde darlığa işaret ediyor, Allah'ın askerlerinin iktidarı ele geçirdiği gün İslam kanunlarının zorla dayatılmasının dinin yaşatılması için yeterli olduğunu düşünüyor. Biz böyle bir hukuk mantığına katılmıyoruz. Hak taraftarlarının insanlara zorla din dayatan ve dinden nefret ettiren cellatlara dönüşmesini istemiyoruz. Vahiy süreci tamamlanmıştır. Ümmet bütün Şer'i hükümlerden sorumlu Müslüman bir millettir. Fakat biz hükümlerin uygulanırken tedriciliğin ve belli bir eğitim sürecinin takip edilmesinin zorunluluğunu savunuyoruz." Sayfa 33.
"Neden Müslümanlar gerilerken diğer milletler ilerledi' sorusu hala nasyonalistlerle kavmiyetçilerin lügatinde model soru olarak durmaktadır. Çünkü sorunun 'diğerleri niçin ilerledi' şeklindeki ikinci kısmı, zorunlu olarak diğer milletlerin gelişmişliğinden istifade edilmesi, gelişmeyi sağlayan vasıtaların ödünç alınması, gelişmişlik yöntemlerinin edinilmesi, aynı kulvarlara girilmesi ve ilerleme ve gerileme, iyi ve kötü ölçütü olarak onların ölçütlerinin kabul edilmesi gereğine işaret ediyordu. Buna, oradan buradan birazcık da asalet ve milli gurur katılırsa iş tamamdır. Sosyo-ekonomik sorunların çözümünün anahtarı ise liberalizm ve sosyalizmdir.
Bazı islamcılar ise Allah Resulünün, hepsi şüphesiz hak ve doğru olan hayatının olumlu faktörleri üzerinde yoğunlaşırlar, 20. yüzyıl cahiliyesinin terk edilmesi, boykot edilmesi ve ondan uzak durulması çağrısı yaparlar. Bu çağrının yüzeysel biçimde anlaşılması, müslüman toplumların tekfirine kapı aralar ve mutlak idealizme götürür. Mutlak idealizm düşüncesine kapılanlar, cahiliye gerçekliğini bir çırpıda yok edebileceklerini tasavvur ederler; asla beklemezler, tedricilik yöntemini uygulamazlar, muhakeme edip sabır göstermezler." Sayfa 35.
Bugün Cahiliye, aralıksız devam ettirdiği saldırılarıyla ümmetin belini kırmış, İslam esaslarından bir çoğunu kaldırmış. Müslüman toplumu parçalamış, bazı fırkaların akidesini yozlaştırmış, Cahiliye hükmünü yeniden ikame ederek Cahiliye taassubunu körüklemiş, Müslüman ülkelerde cahiliye açık saçıklığını süslü göstermiştir." Sayfa 48.
"Hristiyanlar dinlerini terk ettiler. Materyalizmi ve maddi ilerlemeyi din edindiler. Biz de gönüllü ve gönülsüz olarak onlara katıldık. Onların düşünce sistemlerini esas aldık. Dış dünyayı yorumlayıp değerlendirirken, geleceğe ve gelecekle ilgili beklentilere bakarken, hep onların yöntemlerini kullandık. Allah'ı unutup, tarih boyunca istekli ya da isteksiz olarak günahkar Yahudileri izleyen Hristiyanlara tabi olduk." Sayfa 90.
"Hristiyanlara gelince, Pavlus'un Hz. İsa'nın dinini tahrif ettiği ve Hristiyanlığa Yahudilik unsurları, Yunan felsefesi ve Roma putperestliği karıştırdığı günden beri Rableri ile aralarına aracılar soktular. İnanışlarına göre, ibadetler ancak bu aracıların aracılığı olursa kabul olunur. Af ya da tövbe sadece bunlar vasıtasıyla mümkün olur. Kutsal kitaplar ancak din adamlarının yorumlarıyla anlaşılabilir., Sayfa 101.
"Eğer fıtratımızı korursak, oğul ve kızlarımızı temiz aile yuvası ve eğitim kurumu mescidlerde, düzgün okullarda yetiştirirsek, akıllarının gelişip olgunlaşmalarını sağlarsak, ümmetin kanını emen yani insan gücümüzü sömüren kültür emperyalizminin tehlikesi karşısında kendimizi güvene alırız.
Pek çok müslüman nesil Batı okullarına atıldılar. Hala da atılmaya devam etmektedirler. Orada kendilerine Avrupa'nın ve Avrupa ilimleri, buluşları ve sanatlarının dünyanın merkezi olduğu öğretilmektedir. Avrupa tarihinin, tarihin ekseni olduğu, doğrunun Avrupa'nın benimsediği düşünce olduğu anlatılmaktadır. Bizler bu nesilleri o tehlikeli uçurumlara attık. Hiçbir dini temelleri bulunmayan bu nesillerin, bu yüzden kişilikleri de silinmiştir. Cahiliye düzenleri onları İslam'dan koparmıştır." Sayfa 377.
"Direniş, ey dostlar, birkaç asırdır ümmetin içine yuvarlandığı büyük düşüşten kalkıştır. Uzun vadeli bir çalışmadır. Komplike bir harekettir. Sabır ve metanet ister. Nesillerce devam edecek bir davadır. Yaldızlı ve ateşli vaatler, devrimcilerin ağızlarından düşmeyen bir tür hezeyandır. Bunu ya münafıklık olarak ya da sosyal değişim gerçekliğini bilmedikleri için yaparlar. Sonra çok geçmeden devrim vaatleri sosyal realite duvarına çarpar ve değişim zorlaşır. O zaman devrimciler kan dökücü cellatlara dönüşür. Bir sosyal sınıfı yok edip, nesilleri kurban verirler." Sayfa 383.