Çözümlü Dünya Ahiret Problemleri, Selçuk Kütük. Pınar Yayınları, Ocak 2006.
"Eğer deniz suyu geminin altında olursa onun yüzmesini sağlar. Fakat aynı su geminin içine dolarsa batmasına sebep olur. Zenginlik, makam sevgisi ve şöhret olma arzusu deniz suyu gibidir. Eğer kişi servet sahibi olmayı hırs haline getirmiş ve bunların sevgisini kalbine doldurmuşsa aynen içine deniz suyu dolan bir gemi gibi batar. Zenginliğine, makamına, kuvvetine önem vermez ve sahip olduğu her türlü dünyevi imkanı, ayakları altına alacak derecede basit görebilirse, deniz suyunun gemiyi yukarıya itmesi gibi Cenabı Hakk'ın nazarında kıymeti artar, yükselir." Sayfa 8.
"İnsan susadığında deniz suyu (dünya sevgisi), içmeye kalkarsa hiçbir zaman susuzluğu gitmez, aksine daha da artar. Aynen bunun gibi, kalbini ve aklını dünya sevgisi ile doldurmaya çalışan adam hiçbir şekilde tatmin olmaz, hep daha fazlasını ister. İstediği her şeye sahip olsa bile huzuru yakalayamaz." Sayfa 9
"Tüm hadiselerin kontrolünün Allah'ın elinde olduğunu, tabiatta tesadüfe yer olmadığını bilen mümin kişi, olayların gelişiminden müteessir olmaz ve endişe duymaz. Hoşuna gitsin veya gitmesin, Allah'ın fiillerinden razı olur. Olayların sadece dış yüzüne takılıp kalmaz. İç yüzünü, yani ahirete bakan yönünü de görür. Kendi sorumluluk bilincini kaybetmemek şartıyla olaylara itiraz ortadan kalkar, Cenabı Hakkın sanatı izlenmeye başlanır. Bu şuur hali müminlerin kalbine bir sükunet, ferahlık verir." Sayfa 10.
"İnsan adalet, cömertlik, ilim, sabır gibi özelliklere sahip olmaya çalıştıkça, bir aynanın güneşin ışıkları ile parlamasına benzer şekilde Allah'ın isimlerini yansıtarak parlak bir hale gelir. Kibir. hırs, cimrilik ya da başka günahlar sebebiyle aynası (kalbi) kirlenen kişi, ışığı gerektirdiği gibi yansıtamaz. Eğer ayna, yüzünü güneşe çevirmek yerine sırtını dönerse, içinde hiçbir ışık belirtisi görünmez. Bu nokta, kişinin manen insanlıktan çıktığı ve sadece dış görünüşü itibariyle insana benzediği bir konumdur." Sayfa 13.
"Bilim ve teknolojideki gelişmeler insanlığın başını döndürdü. Kainatın aklı hükmünde olan Vahyin, insanlığın vicdanına ve kalbine yönelik sesi neredeyse tamamen kesilmişti. Vahyin ışığına engel olunmakla insanlığı manevi bir gece karanlığı sarmaya başlamıştı. İşte bu karanlıkla geçen son bir asırlık süre içinde insanlık, tarihinde hiç görülmemiş bir vahşete, zulme ve kana bulandı. Bir asırda iki adet dünya savaşı, Vietnam, Kore savaşları, Bosna-Hersek trajedisi, Afganistan ve Irak işgalleri, başta Cezayir ve Sudan olmak üzere neredeyse tüm Afrika ülkelerinde, Batılıların çıkarlarına hizmet edenlerin sebep olduğu insanlık suçları...
Bunların dışında, özellikle Batı ülkelerinde daha ziyade olmak üzere; hızla yayılan uyuşturucu alışkanlığı, cinsel sapkınlıklar ve buna bağlı hastalıklar, ahlaki bozulma... İnsan aklının erginliğe ulaştığı ve Tanrı'ya ihtiyaç kalmadığını ileri sürüp işe el almaya kalkanların, son derece kısa bir zamanda dünyaya ne hale getirdiğini herkes böylece görmüş oldu. Böylece hepimiz Cenab-ı Hakk'a rağmen ve ona isyan ederek bir şeyler başarmanın imkanı olmadığını anlıyoruz." Sayfa 15, 16.
"Genel olarak, karşımızda milletini ya da insanları kurtarma idealizminin peşinde koşan değil, kısa yoldan zengin olup kendini kurtarmaya teşvik edilen bir gençlik bulunmaktadır. Şans oyunlarına olan talebin bu derece artması ve meslek seçiminde kişisel kabiliyetlerden ziyade, çok para getiren alanların tercih edilmesi bunu doğrulayan örneklerden birkaç tanesidir.
Paramızın ve malımızın kıymetini bildiğimiz kadar varoluşumuzun, hayatımızın değerini ve anlamını biliyor muyuz?" Sayfa 22.
"Tabiattaki intizamın son derece yüksek olması, bazı kişilerin idrak kapasitesini zorlar ve cehaletten kaynaklanan bir noksanlıkla, olup biteni tesadüfe havale etme hatasına düşerler. Okuma yazması olmayan bir adam, eline bir kitabı alıp anlamaya çalıştığında, harflerin karmakarışık dizildiğini ve hiçbir düzenin olmadığını zanneder. Ona göre, kitaptaki bütün A harfleri bir sayfaya, B harfleri başka bir sayfaya, C harfleri... şeklinde dizilmelidir ki bir düzen olabilsin." Sayfa 38.
"Bu dünya, mahşer meydanına doğru hareket eden bir gemi gibidir. Ehli küfür, geminin altını delen adam gibi, hem kendine, hem diğer yolculara, hem de gemiye zarar verir." Sayfa 39.
"Okuma yazması olmayan bir adam, sizin yıllarca çalışarak yazdığınız çok kıymetli bir kitaba, hiçbir kısmını anlamadığı halde 'çok saçma, bunu bir çocuk bile yazabilir' dese, hem esere hem de eser sahibine hakaret etmiş olur. Aynen bunun gibi, kainat kitabını okumaktan haberi olmayan cahil bir adamın, varlık alemini tesadüflere bağlaması büyük bir cinayettir.
Dünya hayatında saniyenin onda biri kadar bir zamanda silahın tetiğini çekerek katil olan bir adam müebbet bir hapse çarptırılır. Suçun işlenme süresi çok kısa olmakla beraber, işlenen cinayet çok büyüktür. Tüm ömrünü Allah'ın inkarı ve Cenabı Hakk'a karşı savaşmakla geçiren bir adamın cezası doğal olarak ebedi cehennemde kalmaktır." Sayfa 40.
"Allah'ı hakkıyla tanıyan bir mümin, dünya hayatında katlandığı sıkıntıların, kendi sırtına yüklenmiş içi mücevher dolu bir çuval gibi olduğunu farkındadır. Bu şuura sahip bir insanın, taşıdığı çuvala bir avuç daha mücevher atılmasına itirazı olabilir mi?" Sayfa 66
"Dünya hayatında çekilen sıkıntı ve zorluklar sebebiyle ahiret yükünün hafifletilmesi tam manasıyla bir ikramdır. Böyle bir ikrama teşekkür etmek yerine, şikayette bulunmak büyük bir nankörlüktür.
Cenabı Hak bizleri, hesap meydanında terletecek ve sıkıntıya sokacak birtakım hatalarımızdan temizlemek ve alıkoymak için hastalık, maddi zarar vs yoluyla uyarılarda bulunur." Sayfa 67.
"İnsanlar öldükleri zaman tıpkı bir tohum gibi toprağa gömülüyorlar. Tohumun toprağa gömülmesinin sebebi, orada çürümesini ve yok olmasını beklemek için değil, yeşermek, büyümek ve ürün elde etmek içindir. İşte o tohum kişinin dünya hayatında yaptığı hayırlı şeyleri veya Allah'a olan isyanını temsil etmektedir. Bu durumda, toprağa gömülen insan ya güzel kokulu ve tatlı meyveler veren ya da pis kokulu ve meyveleri zehirli bir ağaca benzeyecektir." Sayfa 70.
"Dünya hayatı ücret değil, hizmet diyarıdır. Allah insanları zaten yokluktan varlığa çıkararak, hayat hakkı tanıyarak ve sayısız nimetlerle donatarak bir peşin ikramda bulunmuştur. Yapılması gereken şey, nimetleri gerektiği şekilde kullanmaktır. Bunun neticesinde Cenabı Hak fazladan cennet gibi bir lütufta bulunmaktadır." Sayfa 71.
"Merdiven, üzerinde öylece durup beklemek için yapılmış bir araç değildir. Tam aksine, basamaklarına basıp yüksekteki bir şeye ulaşmak maksadıyla kullanılır. Ahiret hayatında başarılı ve yüksek bir mevki edinmek isteyenler, dünyada sahip oldukları mal, mülk, servet, güç ve makamlarını ayaklarının altına alıp üzerlerine basabilirlerse amaçlarına ulaşabilirler. Zenginlik ve şöhret basamaklarında sürekli kalmayı ve oyalanmayı tercih edenler, ölümün gelmesiyle aşağı yuvarlanırlar." Sayfa 72.
"Tabiattaki her varlığın üzerinde Allah'ın mührünü görebilen bir göz insanlara, denizlere, diğer canlılara değer verip korumaya çalışır. Bu mührü görmeyenler açısından tabiat, sadece kendi maksatlarına ulaşmak için sömürülecek 'doğal kaynaklardan' ibarettir. Tabii ki bu doğal kaynaklara, tabiatın bir parçası olan insan da dahildir." Sayfa 84.
"Cenabı Hakkı gerçekten ve samimi olarak seven adam, Allah'tan gelen acı veya tatlı her şeye rıza gösterir ve şikayet etmez. Karşılaştığı zorluklar ve sıkıntılar, Allah'a olan muhabbetini artırmaya vesile olur. Böyle bir adamın muhabbeti, kuvvetli bir ateşe benzer; sert bir rüzgarın esmesi ateşin daha alevli yanmasına yol açar. Allah'a olan sevgisini, dünyevi işlerinin yolunda gitmesine bağlayan adam ise küçük bir musibetle karşılaştığında itikadı sarsılır. Bu adamın muhabbeti, zayıf yanan bir ateşe benzer; sert bir rüzgarda söner gider." Sayfa 89.
"Bir varlığı gerçekten seviyor olmanın en temel ölçüsü, sevdiğiniz kişinin isteklerinin size ağır gelmemesidir. Sevdiğiniz ve değer verdiğiniz bir zatın sizden bir şey istemesi bir lütuftur ama sevmediğiniz kişinin istekleri zor ve angarya gelir. O zaman, Allah'ı gerçekten sevene onun emirleri ağır ve angarya gelmez." Sayfa 92.