Kur'an Devleti-Taha Abdulbaki Sürür. Özgü Yayınları, Mart 2009.
"İnsanoğlu ilim bakımından yükselmiş, duygu bakımından ise alçalmıştır. Maddi yönden ilerlemiş, ruhi yönden gerilemiştir. Tabiat kuvvetlerini ele geçirdiği için zaferler elde etmiş ama vicdan ve iman sahibi bir insan olarak hezimete uğramıştır." Sayfa 10.
"Dünyanın her tarafında camiler, kiliseler, sinagoglar, havralar yükselmektedir. Buralarda Allah'ın ayetleri okunmakta, peygamberler yüceltilmekte, güzel sözlerle her taraf aydınlatılmakta. Ama tüm bunlara rağmen insanoğlu bugünkü haliyle dünyaya dinlerin hükmetmekte olduklarını, hayatla ilgili meselelere cevap bulmak için Allah'ın kelamına başvurulmakta olduğunu iddia edebilir mi?" Sayfa 11.
"Batıl bir dava destekçi bulur bulmaz, hemen kesin bir zafere ulaşır da hak ve hakikat davası olan İslamiyet destekçi bulunca zafere ulaşmaz mı?" Sayfa 21.
"İslamiyet, devlet başkanının görevlerini belli sınırlar içine yerleştirmiş, onu maslahata uygun olarak Allah'ın şeriatını uygulamak, insanları idare etmek amacıyla toplumun başına idareci olarak tayin etmiştir. Bu görevlerin dışında devlet başkanı, toplumun normal fertlerinden biri gibidir. Yiyecek, giyecek, binek vasıtaları hususunda normal yaşantıya sahip bir vatandaştan daha ileri gidemez." Sayfa 30.
"Bugün her Müslüman Allah'ın kitabını okumakta ve ayetlerini başkalarından dinlemektedir. Bu ayetlerin Allah kelamı olduklarına tam bir teslimiyetle inanmaktadır. Ama kendisinden işin ameli yönü istendiğinde veyahut da İslam'ın hukukuyla, kanunuyla, düzeniyle, tekrar eskisi gibi mükemmel bir şekilde dirilişini sağlamak için çalışması istendiğinde, hiç beklenmeyen bir şeyle karşılaşmış gibi kızar, kızarır. Çünkü bu vazife onu kavga ve mücadele vermeye zorlayacaktır. Oysa ki o, çilesiz, cihadsız, rahat ve kolay bir İslamiyeti arzulamaktadır." Sayfa 41.
"Batı medeniyetinden kalp, vicdan ve akıl almış bir kişi gerek kalem, gerek dil, gerekse diğer yayın araçları ile yapılan devamlı telkinler dolayısıyla dinlerin bir insan için sadece ibadet. ahlak ve ferdi hayat kurallarını öğreten bir müesseseden ibaret olduklarına inanmıştır.
Namazını kılan, zekatını veren, haccını yapan, oruç tutan, binlerce defa Allah'ı zikreden kişi saf, temiz, takvalı bir kuldur. Ödül olarak da kendisine, genişliği yerlerle gökler kadar olan cennet ve huri kızları verilecektir.
Bu yanlış anlayışın İslam'a küfürden daha çok zararı dokunur. Çünkü bu suretle İslam'ın ruhu heder edilmekte, çirkin bir şekilde Allah'ın kelamı parçalanmakta, Allah'ın bazı ayetlerine inanılmakta, bazılarıysa inkar edilmektedir." Sayfa 42.
"Gariptir ki bir Müslümana mesela namaz kılma dediğimizde fırtına gibi öfkelenir. Ama aynı Müslüman Allah'ın kanununun heder edildiğini, sınırlarının çiğnendiğini, hadlerinin ihmal edildiğini, farzlarının bir yana itildiğini, ideallerinin değer görmediğini bizzat görüp müşahede ettiği halde yine de dünyayı güllük gülistanlık görür, zerre kadar tepki göstermez.
Namaz farizası ile Allah'ın şeriatı arasında ne fark vardır?" Sayfa 43.
"İslamiyet, zelilane bir hayat yaşamakta olan tembellerin, çakıl taneleriyle tesbih çeken sözde dervişlerin, huri kızlarını düşleyen hayalperestlerin, zulmü önleyemeyen, bayrak dikemeyen, Allah yolunda at koşturamayan acizlerin dini değildir." Sayfa 46.
"İslamiyet sadece siyaset, sadece tasavvuf, sadece ekonomi, sadece ibadet, sadece sosyal düzen değildir. O bütün bunların birleşiminden meydana gelen mükemmel bir düzendir." Sayfa 61.
"Bugün İslam'ın sözünü etrafa yayan teknolojilere, İslam ilimleri üzerine ihtisas yapan muazzam enstitülere, bütün işini gücünü Allah'ı zikretmeye hasreden mescitlere sahibiz. Ama buna rağmen geçmişteki Müslümanlar, bugünkü Müslümanlar gibi Kur'an'ı tanımamazlık etmemiş, ondan uzaklaşmamış dinlerini bir kenara itmemiş, şeriatlarını ihmal ederek ziyan etmemişlerdi." Sayfa 73.
"İslamiyet, sıradan medeniyetiler gibi içinde hem faydalı, hem zararlı şeylerin bulunduğu bir medeniyet değildir. İçinde hem doğru, hem yanlış şeylerin bulunduğu, insan emeği ve düşüncesinin bir ürünü de değildir.
İslamiyet insanlar için hayır, saadet, onur ve şeref vesilesi olan ve uygulamakla yükümlü oldukları ilahi bir düzendir.
İslamiyet, terazisi Allah'ın elinde bulunan bir düzendir. Bu el adilane hareket eder, teraziyi kılpayı şaşırmaz, zulmetmez, aşırılığa kaçmaz." Sayfa 85, 86.
"İslam tarihinin bazı dönemlerinde, iş başına bazı zorbalar ve saltanat mirasçısı bir kısım şımarıklar geçmişlerdir. İdareyi ellerine geçirince de gemiyi, putlarının bulunduğu tarafa yöneltmişlerdir. Dinin kutsiyetini kendilerine maske edinerek sahtekarlıklarına devam etmiş, kendilerinin güya Allah'ın gölgesi olduklarını ilan etmişlerdir. İslami düzen bu gibi zorbalardan uzaktır." Sayfa 92.
"İslam nazarında din adamı, toplum içinden herhangi bir kişiye baskıda bulunamaz, ona tahakküm edemez. Eski dinlerde olduğu gibi, din adamlığını meslek edinip geçim vasıtası yapamaz. Aksine diğer insanlar gibi yaşar, geçimini sağlamak için ticaret, işçilik yapar, sanatkarlık eder. Bütün mezhep imamlarının yaşantıları da böyleydi." Sayfa 95.
"İslam Devleti'nin başkanı, kendi başına buyruk olamaz. İslami hükümlere bağlıdır. Zorbalık yapamaz. Allah'a itaat ettiği müddetçe halk da kendisine itaat eder. Herhangi birinden fazla hak ve hukuka sahip değildir:
'.....Sen onların üzerine musallat (zorba bir adam) değilsin.' (Gaşiye 21, 22)
'...Şayet kaba, katı yürekli olsaydın onlar hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.' (Ali İmran 159).
'...Andolsun size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve zor gelir. Çünkü o size düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.' (Tevbe 128). " Sayfa 106, 107.
"Devlet başkanının ilk vazifesi, bütün icraatını şura esasına dayanarak yapmasıdır. Şura, İslam'da temel bir hüküm olup, Müslümanlar tarafından düzenlenir, gerçekleştirilir.
İslam, kutsallık perdesine bürünen baskı, dikta ve aristokrasi denen baş belası rejimlerden uzaktır ." Sayfa 115.
"İslam'da şeri kanunlar aniden uygulanmaz. Cezalar her durumda infaz edilmez. Hatta önce suçlular irşad edilmeli, çeşitli deliller ileri sürülerek ikna edilmelidirler." Sayfa 116.
"Gerek Kur'an-ı Kerim, gerekse hadis-i şerifler, Müslümanların belirli bir hükümet şekline uymalarının zorunluluğundan söz etmemişlerdir. Şura ve adalet ilkesinden bahsetmişlerdir." Sayfa 160.
"Hükümdar, İslam adaletini, şura sistemini uyguladıktan, Allah'ın şeriatını yürürlükte bulundurduktan, İslam kanunlarına karşı saygılı davrandıktan sonra, ünvanı ister halife olsun, ister cumhurbaşkanı olsun değişen bir şey olmaz. İslamiyet kelimelere değil, manalara önem verir." Sayfa 165.
"İslam'da yargı müessesesi, devlet yönetiminden ayrılmayan bir unsurdur. Müslüman bir hakim, Allah'tan başkasını amir olarak tanımaz." Sayfa 175.
"İyiliği emredip kötülüğü yasaklama görevini omuzlanan insanların, bu rezil düzene baş kaldırdığı gün, yöneticilerin toplumda açıkça günah işleyenlere göz yummadığı gün, bu günahkarlara karşı sadece Allah'ın rızasını kazanmak için savaş açmayı iftihar vesilesi bildikleri gün, İslam medeniyeti tekrar eski zindeliğine kavuşacaktır.
İslam hakimiyetinin kurulması için konacak ilk kerpiç, iyiliğin kötülükten ayrılması, kötülükten nefret edilmesi olacaktır." Sayfa 203.
"Hicret'in 4.yüzyılınından sonra, Acem ve Türk hükümdarları, kendilerini Allah'ın halifesi sayarak yasama ve düşünce özgürlüğüne fırsat tanımayan bir dikta rejimi uyguladılar.
İslam hukukçuları ve düşünürleri perde arkasına çekilmeye başladılar. Bunların yerlerini hükümdarların arzularına uygun fetvalar veren, hükümdar uşağı, eyyamcı fıkıhçılar aldı. İşte bu şekilde içtihat kapısının kapandığı, bir fakihin bundan sonra içtihat edemeyeceğini iddia eden fıkıhçılar saltanatı kurulmuş oldu. Fıkıh mezheplerinin kurucularına kör bir taassup havası içerisinde itaat edildi." Sayfa 270.
"İslam şeriatı başlı başına bir medeniyettir. Bütün semavi dinleri kendi bünyesinde toplayıp bir araya getiren bir medeniyettir. Bu şeriat; hukuk ile ahlakı, hukuk ile imanı, hukuk ile vicdanı birleştirmiştir." Sayfa 281.