Ana içeriğe atla

Küreselleşmeye Karşı Duruşumuz-M.Beşir Eryarsoy



Küreselleşmeye Karşı Duruşumuz-M.Beşir Eryarsoy. Beka Yayıncılık 2012

     "Müminin, hayatına uygulamakla yükümlü olduğu ilke ve değerlerle bağdaşmayan sayılamayacak kadar çok hal ve durumu görüp de bunları kendisine mesele edinmemesine ve bu meseleler karşısında bir duruş belirleyip, bunları değiştirmek için eyleme geçmemesine imkan yoktur." Sayfa 23.

     "Tevhid; ortaksız ve mutlak egemenin Allah olması; insanın; ferdi, sosyal, ahlaki, ekonomik, cezai, hukuki, imani, maddi, manevi, dünyevi, uhrevi vb konularda, O'nun koymuş olduğu bütün hükümleri olduğu gibi ve tartışmasız olarak kabul etmesi, onları gereken şekilde uygulayarak hayata geçirmesi demektir.

     Bir Müslümanın ya da Müslümanların, daima İslam'ın egemen olduğu toplumlarda yaşayacaklarını kabul etmek ya da zannetmek, Allah'ın insanı imtihan etme sırrına da, tarihte sabit olana da, yaşamakta olduğumuz vakıaya da aykırıdır. Böyle bir durumda, İslam'ın egemen olmadığı toplum ve şartlarda İslam'ın egemen kılınması yollarının aranması, tevhidi anlayışın bir zorunluluğudur." Sayfa 40.

     "Müslümanın, içinde bulunduğu şartlar karşısında, -özellikle bu şartlar gayri İslami ise- pasif bir tutum takınması mümkün değildir ve bu durum İslami kimliği ile bağdaşamaz." Sayfa 41.

     "Kur'an'la birlikte 'çağdaş' herhangi bir dine muhtaç değiliz. Bizim demokrasiye, kapitalizme, laikliğe ihtiyacımız yok. Bunları İslamileştirmek gafletine düşmenin de aynı şekilde Kur'ani hidayetten uzaklaşmak anlamına geldiğine inanıyoruz." Sayda 53.

     "Büyük cihadı, nefisle cihad diye yorumlarsak, ribatı da şeyhle rabıta diye anlatırsak Müslüman, İslami hareketin en önemli özelliklerinden biri olan Allah'ın dinini hakim kılmak için mücadele gereğini nasıl anlayacaktır." Sayfa 56.

     "Hz Peygamberin önderliğinde gerçekleştirilen İslami harekete baktığımızda, hareketin hiçbir zaman olayların gerisinde kalmadığını görürüz. Hareket, atılması gereken her adımı vaktinde, tam bir hikmet ve isabetle atmıştır." Sayfa 60.

     "Müslümanların başına çöreklenmiş, hayatları ve zenginlikleri üzerinde tasallut kurmuş, ceberrut yönetim ve yöneticilerden tutun da çevrelerindeki insanları bid'at, hurafe ve türlü şaklabanlıklarla oyalayıp parsel parsel cennet vaat eden hurafe tacirleri ve körü körüne itaat ettiren değişik mihraklar, sağlıklı İslami hareketin önünde önemli birer engeldir." Sayfa 61.

     "Onlar, Birinci Dünya Savaşı sonunda İslam alemini ve İslam ümmetini parçalamakla, servetlerine el koymakla ve ümmeti her türlü zulme, fesada ve fakirliğe mahkum etmekle yetinmediler. Kendileri için her zaman potansiyel bir tehlike olarak gördükleri, fakat İslami esaslar çerçevesinde gerçek kimliğinden oldukça uzaklaşmış, hatta kimliğini neredeyse tümüyle kaybetmiş olan halifeliği de Müslümanlar arasında ortaya çıkan münafıklar eliyle tamamen tasfiye etmeyi de ihmal etmemişlerdir.

     2.Dünya Savaşı ise paramparça edilmiş İslam coğrafya ve ümmetinin, yer yer bağımsızlık adı altında bölünmüşlüğünün derinleştirilmesi, dışa bağımlılığının nispeten daha örtülü bir hale getirilmesi ötesinde Müslümanlara bir kazanım sağlamamıştır. Artık parçalanan coğrafyalara hapsedilip, mahkum edilen ümmet, milliyetçilik teraneleri ile şuur alanında da tam bir bölünmüşlüğe itilmiş oluyordu.

     Bundan sonrasını ise bu coğrafyalarda egemenlik konumuna getirdikleri kukla yönetimler, güçlendirip besledikleri müstekbirler, eğitim programları, medyalar vb yapacaktı. Yaptı da. İslamı alabildiğine çirkinleştirip, kamu vicdanında mahkum etmekten tutun da her türlü İslami unsuru sosyal, kültürel, ahlaki alanlardan tasfiye ettiler." Sayfa 70.

     "Bosna Hersek'te Sırplar eliyle, Keşmir'de ineğe tapanlar eliyle, Filipinler'de Hristiyanlar eliyle ve Filistin'de eli kanlı gaddar Siyonistler ve Yahudiler eliyle yapılanlar, yaklaşık yüz yıldan beri bu ümmetin arasından çıkarılan, bu ümmetin başına musallat edilen yerli Sırplar, yerli inekperestler ve Yahudi dahi olamayan Yahudi uşakları eliyle yapılıp durmuyor mu?" Sayfa 70.

     "İslam dışı laik sistemlerde ahiretten söz edilmez ve onların sistemlerinde ahirete yer yoktur.

      Yani, insan hayatının dünyadaki meselelerini çözmek iddiasıyla ortaya çıkan herhangi bir düzen ya da sistemin, insanın gelecekteki hayatını belirleyecek konulara dair bir şey söylememesi en büyük zaaftır, eksikliktir." Sayfa 87.

     "Zulüm, terör, anarşi, gasp, rüşvet, adam kayırmacılık, gelirlerin adaletsiz dağılımı, intiharlar, ferdi ve toplumsal bunalımlar, savaşlar, sömürüler, hayat pahalılığı, vurgun gibi her türlü olumsuzluk, dünyada Kur'an'ın aydınlığında yürümemenin bedelidir." Sayfa 87.

     " 'Ey özlü akıl sahipleri' Evet, aklın da özüne sahip olanlar! 'Kısasta sizin için bir hayat vardır' (Bakara 179). Demek ki kısasın gerekli olduğu cinayetlerde, başka cezaları öngören hukuk sistemleri akılsızların hukuk sistemidir. Akıllı insanların kabul edebilecekleri sistemler olamazlar." Sayfa 114.

     "Vallahi kusura bakmayın ey laikçiler! İslam, devlet ile ilişkisi olmayan böyle bir din tanımıyor. İslam öyle bir din değildir. İslam, insanın ferdi hayatını düzenlediği kadar ahlaki, ailevi, iktisadi, siyasi durum ve dünya toplumlarının birbirleriyle ilişkilerine kadar düzenler." Sayfa 123.

     "Uluslararası güçlerin ambargolarına maruz kalma korkusuyla takınmaları gereken İslami tavırları cesurca takınamayan zavallı toplumlardan, hiçbir zaman müminden ve mümin toplumdan beklenen ve iman mantığıyla açıklanabilen türden asil davranışlar beklenemez." Sayfa 139.

     "Bu kitabın, Kur'an'ın gereğince hükmetmeyi kabul etmemek ve onun getirdiği şeriatı/hukuk düzenini reddetmek, insanı imandan çıkaran en önemli sebepler arasındadır. Hatta bu kitabın bütününü değil bir bölümünü ya da bir hükmünü reddetmek dahi, kişinin imanını hükümsüz kılar. (Bakara 85, Nisa 65).' Sayfa 149.

     "Müslümanlar için Allah'ın kitabının, yani şeriatının egemen hukuk olması bir inancın gereğidir. Bu, inancın zorunlu kıldığı bir gerekliliktir, ihtiyari değildir. Bu hukuk düzeni, gereği gibi uygulanmıyor, hükümleri kısmen ya da tamamen  yürürlükten kaldırılıyor ise Müslümana düşen, gereği gibi uygulanması için sorumluluklarını yerine getirmeye çalışmaktır." Sayfa 150.

     "Aynı Rabbe ibadet etmesi, aynı şeriatı hayatına egemen kılması, tek bir devletin tebası olması, müşterek hedeflere koşması, üzüntü ve tasalarında Hz Peygamberin ifadesi ile tek bir vücut gibi olması gereken ümmet, dünya sahnesinde en ufak bir ağırlığı olması şöyle dursun, küfrün önderlerinin hatta kuyruklarının dahi oyuncağı haline gelmiştir." Sayfa 159.

     "Şu anda İslam dünyasında var olan ve -Batılıların Fundementalist (köktendinci) İslami hareketler veya Siyasal İslam gibi adlandırdığı hareketler- ümmetin bir hareketi olmaktan, dolayısıyla ümmetin vahdetinin, siyasi birliğinin ifadesi olan halifeliği ikame etmek gibi bir konumdan oldukça uzaktır." Sayfa 165.

     "Müslüman kitlelerin başında bulunan şeyhler, ağabeyler, hoca efendiler vs bu ümmet şuuru imkanından, İslam'ın hedefleri ve Müslüman ümmetin birleştirilmesi doğrultusunda yararlanmamaktadırlar. Çünkü bunların çoğu kendi dar ve sıkıştırılmış tarikat, cemaat,  hizip ya da kavim anlayışının belirlediği sınırları aşmak istememektedirler." Sayfa 166.

     "Müslümanlara yaşadığı coğrafyalarda, çok dar denilebilecek alanlar dışında, inandıkları dinin öngördüğü insan modelini ortaya çıkarma imkanı bırakılmamıştır.

     Müslümanlar, İslam'ın istediği insan modelini ortaya koymakla değil, İslam'ın istediği insanı yetiştirmekle yükümlüdürler. Sorun, Müslümanların nitelik ve değerleri teoride belli olan insan modelinin, yani müminin, bu cahili ve materyalist kuşatma ve dayatmalara rağmen ortaya çıkartılmasıdır." Sayfa 207.

     "İslam topraklarında Müslümanlara dayatılan İslam dışı düzenler, ortaya çıkardıkları aile yapısı ile ve medyasıyla; İslam'la ilgisini koparmış fert ve toplumu yetiştirmeyi bilinçli olarak hedeflemiştir. Eğitim ve öğretim sistemleri de elbette ki bu amaca hizmet edecek şekilde kurulmuş ve yapılandırılmıştır. İslam topraklarında kurulu bu rejimler İslam'ın istediği anlamdaki insanın dışında her türlü insan tipine razıdır." Sayfa 209.

     "Emperyalist politikanın ilk maddesi 'al ve istet'tir. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların sahip olmaları gereken bütün hakları, bir gecede ve bir kalemde ellerinden alınmıştır. Bütün bu haklar, bu kadar cüzi oranlarda istetilip durulursa, faraza bütün hakların geriye alınması kaç asır sürer? Ne kadar sürerse Müslümanlara dayatılan bu rejimlerin ömrü de o kadar sürecek demektir." Sayfa 211.

     "Müslüman, yalnızca iman ile küfür arasındaki farkı bilip, sadece kendini iman çerçevesi içinde muhafaza etmek için çalışmakla görevinin tamamını yerine getirmiş olmaz. O, sahip olduğu doğru imanı başkalarına götürmekle de yükümlüdür.

     İslam'ın siyasi hedeflerinin göz ardı edilmesini sağlamak, İslam'ın siyasi alanlarda başarısızlığa mahkum olduğunu telkin etmeye çalışmak ya da Müslümanların siyasi talep ve mücadelelerini cahiliyeye entegre etmek, cahili düzenlerin İslami hareketleri yanıltmak istediği alanlar arasındadır." Sayfa 227.

     "İslam ile cahiliye arasındaki zahiri birtakım benzerliklerden hareketle, İslam ile cahiliye arasındaki farklılıkların önemsizliğine işaret etmeye kalkışmak, eğer kötü niyetten kaynaklanmıyorsa, en azından bir cehalet ve bir yanlış düşünüştür." Sayfa 229.

     "Bir zamanlar İslam'ın egemenliği altında yaşayan, İslam'ın rahmetinden bol bol pay almış, irili ufaklı, değişik isimler altında -sözüm ona- devletler kurulmuştur. Bu devletlerin ortak vasfı, Allah'ın dinini reddetmek, Allah'ın razı olmadığı bir sistemi savunmak ve yönettikleri ümmetin inanç ve beklentilerinin aksine, değişik isimler taşıyan belli mihrakların menfaatlerini korumaya memur olmaktan başka hiçbir endişe taşımayan, dışa bağımlı ve içeride gaddar, beceriksiz ve ümmete her şeyleriyle aykırı olmaktır." Sayfa 233.

     "Beşeri sistemlerin hiçbir iddia taşımadıkları uhrevi hayata olumlu bir katkıda bulunmaları şöyle dursun, iddia sahibi oldukları dünyevi alanları dahil ıslah etmelerine ve herhangi bir şeyi düzeltmelerine imkan yoktur. Bunun en açık delili, Müslüman ümmete rağmen dayatılan İslam dışı düzenlerin, dış politikadaki kişiliksiz ve ağırlıksız kimlikleri, ekonomik alandaki başarısızlıkları ve dünya siyasi, ekonomik vs alanlardaki itibar, güç ve imkan açısından en alt sıralarda seyretmeleri gibi her alandaki başarısızlıklarıdır." Sayfa 238.

     "Küfrün dünyaya egemen olmasının maliyeti çok, hem de çok büyük olmuştur. Çağdaş küfrün patronları olan Amerika, Haçlılar ve Siyonistlerin güdümündeki yönetimler, dünyaya fesattan, neslin ve ekinin helakinden başka ne verebiliyorlar? Bugün burada bir darbe, yarın şurada bir savaş, ertesi gün gayri ahlaki ve fıtrata aykırı bir hayatın ve insanlar arası ilişkilerin sonucu hastalıklar, hastalıklı toplumlar, yoz nesiller. Bütün bunlar, maddeci, tuğyan etmiş ve cahili 'çağdaş' uygarlığın insanlığa sunduklarıdır.

     Ancak açıklanması güç olan belki şudur: Bizim Müslümanlara yakışmayan duyarsızlığımız, etkisizliğimiz ve yerinde olmayan teslimiyetçiliğimiz." Sayfa 257.

     "Bu uygarlığın kendisini tanımlayıcı ifadelerinden biri de 'Bütün yollar Roma'ya çıkar' sözüdür. Çünkü Roma İmparatorluğu, fethettiği yerler ile Roma arasında ulaşımı sağlayan bir yol yapardı. Böylelikle bu yerin bütün dünya ile ulaşım ilişkisi ancak Roma üzerinden gerçekleşirdi. Diğer taraftan Roma, fethedip sömürgeleştirdiği bu ülkeye, bu yoldan en kısa zamanda ulaşabilir ve gerek gördüğün şekilde müdahale edebilirdi.

     Günümüzdeki teknolojik ulaşım şebekesi ile para akışı şebekesinin hep ABD kontrolünde olması da aynı zihniyetin çağdaş görünümünden başka bir şey değildir. İslam tarihinde ise bunun karşılığında, İslam dünyasının her tarafında rastlanan Müslim-gayrimüslim herkesin istifadesine açık hanlar, kervansaraylar, hastaneler ve imaretler vardır." Sayfa 296, 297.

     "İnsanın benimsemesi istenen değerler ve bunlara bağlı olarak ortaya koyması beklenen ahlaki davranışlar, eğer insanlığın bir kesiminin sömürülmesi, dolayısıyla bir kesiminin de onları sömürmesi sonucunu veriyorsa, o değerlerin ve ahlakın insaniliği de evrenselliği de söz konusu olamaz." Sayfa 310.

     "Globalizm, yerel taşeronları (yerel kukla yönetimi ve sistemleri, eğitim programları, medya vs) aracılığıyla Müslümanları, İslami hayatı ve İslami hareketleri marjinalleştirmek amacıyla halk desteğinden mahrum bırakmaya çalışır." Sayfa 317.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...