Ana içeriğe atla

Şia'da ve Ehl-i Sünnette Kur'an Tasavvuru-Şaban Karataş


Şia'da ve Ehl-i Sünnette Kur'an Tasavvuru-Şaban Karataş. Ankara Okulu Yayınları, Kasım 2013 


     "Allah'ın insanlara rahmetinin bir sonucu ve delili olarak nazil olan Kur'an-ı Kerim'in inkar olunamaz/şüphe edilemez bir tevatürle günümüze kadar geldiği,  önkabulsüz herkesin kabul ettiği bir hakikat olmasına karşılık, birçok eserde Şia'nın aksi kanaatte olduğu ifade edilmiştir." Sayfa 7

     "Müslüman olsun veya olmasın, Kur'an tarihi ile ilgilenen objektif hiçbir araştırmacı, Kur'an'ın Hz Muhammed'e nispetini reddetmemektedir." Sayfa 9.

     "Kur'an'ın tahrifine inanmakla itham edilen en mühim fırka olarak Şia gösterilmektedir. Gerçekten de bazı Şii kaynaklarda, Kur'an'ın korunmuşluğuna zarar veren rivayet ve görüşleri görmezlikten gelmek mümkün değildir. Diğer taraftan birçok Şii alim, Şia'ya yönetilen bu ithamı şiddetle reddetmiş, Şia'nın Kur'an'ın korunmuş olduğuna inandığını ve aksine ehl-i sünnet kaynaklarında tahrif iftirasını destekleyecek malzemeler bulunduğunu bazı örneklerle kanıtlamaya çalışmışlardır." Sayfa 10.

     "Şia'nın İsmailiye fırkasına aynı zamanda Karmatiler de denilmiştir.

     Bunlar beş vakit namaz yerine yeni bir namaz çıkarmış, cenabet guslünü kaldırmış, şarabı mübah kılmıştır. Batıni olmayanların can ve mallarına hürmet göstermemişler ve yağma etmişler, hacıları katledip, Kabe'de kan dökmüşlerdir. Kabe'nin örtüsünü soymuşlar, kapısını söküp Hacer-i Esved-i Yemen'e götürmüşlerdir. Hacer-i Esved 22 yıl onların elinde kalmıştır.

      Bu tür anlayış ve tavır farklılığını, İslam'ın çizdiği sınırlar içerisinde mütala etmek mümkün değildir." Sayfa 21.

     "Zeydiye fırkası, ehli sünnete en yakın Şii mezhep olarak kabul edilir.

      Kayıp imam fikrini reddederler. İmamların masumiyetini kabul etmezler. İmamiye Şia'sı bunları ne Sunmi ve ne de Şii olarak kabul etmez. İmamiye fırkasının karşı çıkmasına rağmen, Kur'an'da hiçbir fazlalık olmadığına inanırlar." Sayfa 22.

     "Bugün Şia denince ilk akla gelen fırka İmamiye Şiasıdır. Bundan sonra yalın olarak Şia lafzı ile sadece İmamiye Şiası kastedilecektir." Sayfa 23.

     "İmamiye'nin başta gelen prensibi, bir imamın velayetine inanmaktır. İmamlık inancına bağlı olarak dört inanç esası daha vardır ki bunlar; İsmet, Mehdilik, Ric'at ve Takiyyedir.

     Bu fırkaya göre Peygamberden sonra ilk İmam Ali'dir. Onun evladından 12 imam gelmiş, son İmam kayıp olmuştur. 

     İmamların sözleri hadistir, sabit naslar gibidir, hüccettir. Ali, beşer olmakla beraber masumdur. Küçük büyük günahlardan korunmuştur ve Allah elçisinden sonra onun tartışılmaz halifesidir. İmamlık Ali evladının hakkıdır. Sahabelerin çoğu onların hakkını gasp etmiş ve bu yüzden münafık olmuşlardır.

     İmamın veliliğine inanmak dinin temelidir. İmamlar meleklerden daha üstündür. Velayeti kabul etmeden dinin öteki esasları  tamamlanamaz. Nebi, 12 İmamı da isimleri ile tayin etmiştir. İmamlara Allah'ın İsm-i Azam'ı verilmiştir." Sayfa 25.

     "İmamın Ehli-Beytten olması iddiası Kur'an'a tamamen terstir. Zira Allah; 'Allah'ın davetine icabet edip mümin olan ve namaz kılan Müslümanların idaresi, aralarında istişare ile yürütülür.' (Şura 38) buyurmaktadır." Sayfa 27.

     "İmamlar gerek küçük ve gerek büyük günah işlemekten, hata etmekten korunmuştur. Bu imamın ayrılmaz vasfıdır.

     Onların günahsızlıklarını inkar eden bir kimse onları tanımamaktadır. Onları tanımayan (cahil) ise kafirdir." Sayfa 29.

     "Mehdilik, Şia tarafından 12. imam olarak kabul edilen ve halen kayıp olduğuna inanılan Mehdi'nin, tekrar zuhur edeceğine inanmak demektir." Sayfa 29.

     "Yani Mehdi, yüzlerce yıldır sağdır ve zuhur edinceye dek yaşayacaktır."  Sayfa 31.

     "Ricat, Allah'ın ölenlerin bir bölümünü, öldükleri surette dünyaya getireceğine, haklıların haklı olduklarının, zalimlerin haksız bulunduklarının meydana çıkacağına inanmaktır. İmamiye'ye göre ricat bir gerçektir ve buna inanmak Şii inancının esas unsurlarından biridir. Dolayısıyla buna inanmayan Şii değildir. Nebi ve Ali dahil, 12 imam ve bunların düşmanları Mehdi'nin zuhurundan sonra tekrar rücu (dünyada ortaya çıkacaklardır) edeceklerdir." Sayfa 32.

     "Sadece İmamlar değil, onların elinden İmamet hakkını alan Şia düşmanları da rücu edecekler ve bunlardan intikam alınacaktır." Sayfa 33.

     "Şia'ya göre takiyye, iktidar sahibine dıştan itaat gösterip, asıl inancını gizlemek, böylece düşmanın şerrinden korunmaya çalışmaktır.

      Buna göre takiyye vaciptir ve onu terk eden namazı terk eden ile aynı durumdadır." Sayfa 35.

     "Sünniler arasında Kütubu's Sitte (altı meşhur hadis kitabı) ne kadar meşhur ise Şiiler arasında da Kütübu'l Erba (dört kitap) adı verilen eserler aynı derecede önemlidir.

     Kuleyni'nin el-Kafi adlı hadis kitabı baş kaynak özelliğini taşır. El-Kafi'de, Hz Ali'nin imameti hakkındaki ayetlerin tahrif edildiği rivayetleri yer almış, özellikle Kur'an'la ilgili bölümde aklen ve şer'an kabulü mümkün olmayan nakiller yapılmıştır." Sayfa 37.

    "Hadis kitaplarında ortaya çıkan Şii anlayışa göre, Peygamberin sağlığında saf ve temiz olan birçok sahabe, onun ölümünden sonra bu hallerini muhafaza edememişlerdir. Azınlık durumundaki sahabelerin dışındaki sahabenin cumhurunu irtidat etmiş ya da adalet sıfatını kaybetmiş saymak, bu mümtaz şahsiyetlerin Peygamberden alıp sonraki nesillere aktardığı İslami verilere güvenmeme sonucuna götürür." Sayfa 40.

     "İmamet inancının asıl boyutu, İmamın yani devlet başkanının peygamberler gibi masum olmasıdır. Onlara göre İmam, tıpkı peygamberler gibi vahiy alır, bir peygamberde bulunan hak ve yetkilerin hepsine sahiptir." Sayfa 46.

     "Şia'ya göre Peygamber ve Ehlibeyt imamları müteşabih ayetlerin manalarını bilirler. Sıradan insanlar bunların anlamlarını, Allah, Peygamber ve İmamlarda aramalıdırlar." Sayfa 53.

     "Şia'ya göre tefsir, ancak Nebi'nin  sözü gibi hüccet olan İmamlardan yapılan sağlam nakille caizdir." Sayfa 54.

     "Kur'an'ın anlaşılması için İmamların sözlerine muhtaç olunduğunu kabul etmek, Kur'an'a noksanlık izafe etmek anlamına geleceğinden isabetli değildir." Sayfa 55.

     "Şia'ya göre; Ali imamette Peygambere varis olduğu gibi, ilim bakımından da ona mirasçı olmuştur. İki türlü ilim vardır. Biri zahir ilmi, diğeri batın ilmidir. Nebi, bu iki türü de Ali'ye öğretmiştir. Ali, Kuran'ın zahir ve batınını biliyordu. Yine Nebi, ona kainatın sırlarını öğretmiş, gizliliklerini göstermiştir. Her İmam bu bilgiye varis olmuş ve bunu sonrakilere aktarmıştır. Bundan ötürü İmam, en büyük öğreticidir. Bu imamlardan nakledilmediği müddetçe, herhangi bir ilme itibar edilmez.

     Allah katından inen bütün kitaplar İmamların katındadır ve İmamlar farklı dillerde olmasına rağmen onları anlarlar." Sayfa 55.

     "Kur'an'da zahir ve batın meselesi Ortaçağ Şiası'nı o derece saptırdı ki Kur'an'ın manasını ancak Allah'ın Resulü, onun Ehli Beyti ve onlara sevgiyle bağlılık gösterenler anlar dediler. Buna göre Kur'an sadece Ehli Beyte hitap ediyor demektir ki son derece yanlıştır. Çünkü Kur'an bütün insanlara hitap etmektedir. Bu tutum aslında insanları köleleştirmek demektir." Sayfa 56.

     'İddiaya göre Ali, toplamış olduğu mushafı diğer sahabeye gösterdiğinde kabul görmemiş, bunun üzerine Ali bir daha bu mushafı ortaya çıkarmamış, çıkarmayacağını söylemiş, nesilden nesile İmamların elinde kalmış ve 12.İmamın nezdinde bu mushaf saklı kalmıştır. Kur'an'ın aslı, gerçek tefsiri, tevili Ali'den intikal eden bu mushaftadır." Sayfa 57.

     "Genellikle Şia, kelami meselelerde pek azı müstesna olmak üzere, Mütezile ile aynı görüşü paylaşmaktadır. Bu iki fırka arasındaki benzerliğin sebebi, Şia ileri gelenlerinden pek çok kimsenin Mütezilelere talebelik yapmış olmalarıdır." Sayfa 59.

     "Şia'nın gerek anlamsal, gerekse lafız yönünden tahrif iftirasına bulaşması ile İmamet inancının yakın ilişkisi vardır. İmameti dinin merkezinde kabul eden bazı Şii alimler, bu konu ile ilgili ayet aramışlar, bulamayınca hiç ilgisi olmayan birçok ayeti tevil etmişlerdir. Örneklerde de görüleceği gibi, kullanılan ayetlerden o şekilde tevillere gidebilmek cidden çok zordur. Bazı Şii alimler ise tevillerle yetinmemiş, İmamlarla ilgili birtakım ayetlerin olacağına/olması gerektiğine hükmetmişler, sahabe hakkındaki olumsuz tavırlarının da sonucuyla Kur'an'dan bazı ayetlerin çıkarıldığı fikrine ulaşmışlardır." Sayfa 69.

     "İbni Hazm, Hristiyan din adamlarının, Şia'nın tahrife inandığını delil getirmek suretiyle Kur'an'ın tahrif edildiğini söylemelerini kabul etmeyerek; 'Şia'nın Kur'an ve Müslümanlar hakkındaki iddiası delil değildir. Çünkü Şiiler Müslümanların dışındadır' demiştir." Sayfa 70.

     "Şii müelliflere ait birçok eserde, imamların faziletleri ile ilgili olarak ayetlerden çıkarımlar yapılmıştır Örneğin;

    'Allah, Adem'e isimlerin tamamını öğretmiştir' (Bakara 31) ayetinde Allah, imamların isimlerini kastetmiştir.

     'Ben sizin rabbiniz değil miyim? diye sordu' (Araf 172) ayetinde aslında; 'Muhammed Nebiniz, Ali imamınız ve hidayete götürücü diğer İmamlar velileriniz değil mi? diye sordu'.

     'Benim kullarıma senin gücün yetmez' (İsra 65) ayetinde Allah; ancak İmamları ve onların Şiasını kastetmiştir.'

     'Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz' (İnsan 30) ayetinde; 'Allah bir şey dilediği zaman, İmamlar da o şeyi dilerler' kast edilmiştir.

     'Onlar gayba inanırlar' (Bakara 3) ayetinde, kayıp imam kastedilmiştir.

     'Hani Rabbin meleklere; Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti' (Bakara 30) ayeti; kayıp İmam hakkında kuvvetli bir hüccettir.

      'Onlar ceza gününü tasdik eden kimselerdir' (Mearic 26) ayeti, Mehdi'nin çıkışına işaret etmektedir." Sayfa 79, 80, 81,82, 85, 87.

     "Şia'nın temel prensipleri ve çeşitli görüşleri hakkında önceden bilgisi olmayan kimseler, Kur'an'dan yukarıda zikredildiği gibi yapılan çıkarımları çok garip karşılayacaklardır. Gerçekten de bu ayetlerin siyak ve sibakından,  Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde bu tür tevillere gidilmesi imkansızdır.

     İmameti ispat için en mutedil kabul edilen müfessirler bile Ali'nin İmamet ve velayeti, İmamların masumluğu gibi Şii esasları ispatlamak için Kur'an ayetlerinden sonuç çıkarmaktan kaçınmamışlardır." Sayfa 92,93.

     "Kur'an, evrensel mesajla gelen İslam'ın yegane kitabıdır. O tarihin bir döneminde  oluşmuş herhangi bir mezhebin esaslarını teyit eden tarihi bir kaynak veya insanların diledikleri gibi kullanacakları farklı görüşe referans olacak biçimde temelleri olmayan bir kitap değildir." Sayfa 94.

     "Şia kaynaklarında Kur'an'ı yaralayan rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetler bütün Şii Müslümanların Kur'an'a güvenmedikleri manasında yorumlanmamalıdır. Öte yandan bu kitaplar, dost düşman herkesin elindeyken, kitaplardaki bu rivayetleri görmezden gelmek de ilmi açıdan doğru değildir." Sayfa 96.

     "Her ne kadar birçok Şii alim, Kur'an'da olmayan sureler olduğu iddialarını kabul etmiyorsa da hadis ehli Şii ulemadan bazılarının, Kur'an'a alınmayan surelerin varlığına dair bazı rivayetler naklettikleri de bir vakıadır. Güya Ali'nin velayeti ve fazileti hakkındaki Nurayn ve Velaye sureleri Kur'an'dan çıkarılmıştır." Sayfa 106.

     "Şii alimlere göre Kur'an'ın derlenmesinde ilk adımı atan Ali'dir. Peygamberin vasiyeti ile Ali'nin Kur'an'ı toplayıp, ayet ve surelerini tertip ettiği noktasında icma vardır." Sayfa 118.

     "Şia'ya göre; Mehdi zuhur edince, Ali'nin cem ettiği mushafı ortaya çıkaracaktır." Sayfa 119.

     "Henry Corbin, sunni  mutasavvıfların cifiri (harfleri kullanarak dünyada olacak olaylar hakkında kehanet ve gaybdan haber vermek) Şiilerden aldıklarını söyler." Sayfa 129.

     "Kur'an'da herhangi bir tahrifin olmadığını ispatlamak için eser kaleme alan Buzurg Tahrani'nin, bazı ayetlerin düşürülmesi suretiyle Kur'an'da tahrifin olduğunu ispatlamak için, hocası Tabresi'yi savunmaya ve aklamaya çalışması anlaşılması güç bir durumdur." Sayfa 145.

     "Şia içerisinde eserlerine itibar edilen Tabresi'nin 'Kitabın Tahrif Edildiğini İspatlamak' ismiyle kitap yazması, pervasız bir cürret olarak Müslümanların inançların yaralamıştır." Sayfa 146.

     "Ehli sünnet kaynaklarında olumsuz bir takım rivayetlerin bulunması, Şii alimleri ve şia rivayetlerini haklı çıkarmaz. Şii alimlere düşen görev, muteber saydıkları kitaplardaki ifadelerin izahını yapmaktır. Yine Şii alimlerin ehli sünneti suçladıkları örneklere, kendilerinin de itibar etmeleri bir başka çelişkidir." Sayfa 166.

     "Ahzab suresinin Bakara'ya denk olduğunu rivayet eden Ahmet Bin Hanbel'in naklettiği bu habere, maalesef İbni Kesir hasen demişse de el-Kasımi bunu tuhaf karşılamış ve bunun sahih olamayacağını söylemiştir.

     Öte yandan 200-300 civarındaki ayetin yazılı olduğu sayfaların evcil bir hayvan tarafından yenilmiş olmasını belirtmek ise bir sorumsuzluk örneğidir. Esefle belirtelim ki zındıkların uydurdukları, evcil hayvanın vahiy yazılı sayfaları yemesi rivayetini İbni Hacer senet yönünden incelemiş, ravisinin güvenilir olduğunu söylemiş ve metinlerin yazılı olduğu malzemenin koyunlarca yenmesini, nesih olayından sonraki bir zamana bağlamış ki buna hayret etmemek mümkün değildir. Bereket versin ki birçok müfessir, bunun dinsizler tarafından uydurulmuş olduğunu söylemiştir." Sayfa 174.

     "Hatta Suyuti'nin aldığı bir rivayete göre; elimizdeki Tevbe Suresi asıl Tevbe suresinin dörtte biri imiş. Bunun anlamı, söz konusu surenin başından birçok ayetin yok olmasıdır. Suyuti bu rivayeti Hakim'in Müstedrek'inden almıştır.

     Bunlardan başka, Bir Maune'de ölen hafız sahabeler hakkında ayet nazil olduğu, bazı ayetlerin Osman'ın ayetleri değiştirmesinden önce daha farklı olduğu, şu an mevcut Kur'an'da yer almayan bir takım ayetlerin olduğu yönündeki diğer rivayetler fütursuzca 'İslami kaynaklar' denilen kitaplarda yer edinebilmiştir." Sayfa 177.

     "Rivayetleri herhangi bir tenkide tabi tutmadan nakleden Suyuti ağır şekilde eleştirilmiştir.

     Oryantalistler ve onlara tabi olan mukallitleri, Kur'an ve İslam'a saldırmak için bu rivayetleri araç olarak kullanmışlardır.

     Nitekim İslam Ansiklopedisi Kur'an maddesi yazarı oryantalist F.Buhl, Suyuti'nin el-İtkan'ındaki bilgilerini delil getirerek, 'Peygamber öldüğü zaman Kur'an'ın ne halde bulunduğunu çok kati bir şekilde tespit etmek mümkün değildir' diyebilmiştir." Sayfa 178.

     "Esefle belirtelim ki Suyuti'nin el-İtkan isimli eseri, rivayetler değerlendirmeye tabi tutulmaksızın Türkçeye çevrilerek herkesin önüne çıkarılmıştır. Bu tür rivayetlerin İslamı öğrenmek isteyen insanlar üzerinde nasıl tesir yapacağı malumdur." Sayfa 179.

     "Gerçekten Kur'an tahrif olmuş olsaydı, halife Ali'nin tahrif olmamış Kur'an'ı ne pahasına olursa olsun ortaya koyması ve insanlara bunu bildirmesi gerekirdi. Onun, kayınpederi de olan Peygamberin temel mirası olan Kur'an'ın kaybolmasına göz yumması düşünülemez." Sayfa 195.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...