Ana içeriğe atla

Tevbe Suresi Tefsiri-Şehid Abdullah Azzam


Tevbe Suresi Tefsiri-Şehit Abdullah Azzam. Buruç Yayınları
 
     "Akıl, Hz Bilal'e kendisine işkence edenlere  boyun bükmesini emreder; 'Ben de seninle beraberim de'. Sonra Allah Resulüne git ve onun huzurunda kelime-i tevhidi ilan et. 'Ben müşriklerle alay ettim, takiyye yaptım.' de diye emreder. Fakat davetler hakkı gizlemeyle kıvırmayla aldatmayla yücelmez. Davetler ancak cahiliye karşısında yılmaksızın, net ve açık tavır almakla yücelir." Sayfa 23.

     "Cidde-Mekke karayolunda, Mekke'den 17 kilometre uzaklıkta, Mekke'nin Harem bölgesinin başlangıcında, 'Kafirlerin ve gayrimüslimlerin girmesi yasaktır' yazılı levha bulunur. Yahudi, Hristiyan veya kafirlerin Mekke'ye ve Medine'ye girmeleri yasaktır. Ancak Hafız Esad ve Kaddafi hariç. Nusayri Hafız Esad, devrim muhafızları dediği rahibe kızlarla gelen Kaddafi ve Allah'ın kanunları dışında beşeri kanunlarla hükmeden diğer liderler, etrafındaki korumalarıyla birlikte Mekke ve Medine'ye sokulmamalı." Sayfa 59.

     "Müslümanlar ahidlerini bozdukları, ihanette bulundukları takdirde, geriye sadık olarak kim kalır? Ebu Ubeyde, Humus'u kuşatma altına almış ve Humus halkı cizye ödemeyi tercih etmişti. Daha sonra Halid Bin Velid geldi ve Yermuk Gazvesi için Ebu Ubeyde'yi de çağırdı. Ebu Ubeyde Humus'u terk edip Halid bin Velid'e katılmadan, Humus hakına ve Rum liderlerine aldığı cizyeyi iade eder. Bunu gören Humus halkı; 'Neden cizyeyi bize iade ediyorsun?' diye sorarlar. Ebu Ubeyde; 'Biz cizyeyi sizleri korumak için aldık. Şu anda geri çekiliyoruz, sizi koruyamayız. İşte bu nedenle size cizyenizi iade ediyorum' der. Çünkü onlarla anlaşılmıştı ve buna vefa göstermek gerekirdi, hile yapılamazdı " Sayfa 67.

     "Hayber'de müşriklerin çobanlığını yapan biri Müslüman olur. Yanında, çobanlığını yaptığı bir koyun sürüsü vardır. 'Ya Resulallah, bu koyunlar ne olacak?' der. Rasulallah ona 'getir bunları cihadda kullanalım ya da boğazla ensar yesin' demez. Yeni Müslüman olan çoban; 'Ya Resulallah, bunları müşriklere iade etmek istemiyorum' der. Resulallah ise 'Koyunlarını götür. Onları sahiplerine gitmeleri için taş ile kovala. Sonra da bana dön' buyurur. Şu dinin yüceliğine bak." Sayfa 68.

     "Endonezya, Malezya, Filipinler, buralara İslam nasıl ulaşmıştır, biliyor musunuz? Şu anda bu ülkelerde 150 milyon Müslüman vardır. Buralara tek bir mücahid dahi girmemiştir. Kendileriyle alışveriş yapan Müslüman tüccarların ahlakından etkilenerek Müslüman olmuşlardır. Müslümanlar, bu insanlar kafirdir, onları aldatalım, mallarıyla İslam devletine güç katalım, dememişlerdir." Sayfa 69.

      "Afganistan'a cihada gelip, ertesi günü tüm insanların melek gibi tertemiz olmalarını bekleyemezsin. Koynunda tılsımlı muska taşıyan, sakalını kesen ya da afyon çeken kimselerin başına kıyameti kopararak, bunlar şöyle bidat ehli, şöyle şirk ehli gibi sözler sarfetmen, senin daha çocuk olduğunu, Allah'ın dinine davetin üslubunu bilmediğini gösterir.

     Sen herhangi bir Müslüman toplumun küfre boyun eğmemesini az mı görüyorsun? Bütün dünyada, küfrün karşısında böyle bir tavır alan başka bir Müslüman toplum nerede var söyle bana. Senin ülkenin durumu ne? Oradakiler tatlıları midelerine indirmekten, tencerelerle boğuşmaktan, gün boyu güzel yemekler yemekten başka ne yapıyorlar? İşte bundan dolayı Araplar, Yahudilerin önünde ancak üç gün durabildiler. Bunlar ise Komünizmin karşısında 10 yıldır ayaktalar. Kardeşim, bırak onları kendi hallerine." Sayfa 83.

     "Amerika'nın, Rusya'nın, İngiltere'nin ya da İslam aleminde bulunan herhangi bir zalim ve tağutun, bir Müslüman'dan memnun olduklarını görürseniz, onun imanından ve müslümanlığından şüphe edin." Sayfa 87.

     "Hafız Esad, Müslüman Kardeşlere karşı toplu imhaya girişip koltuğu sallanınca, ya İsrail ya da Amerika onu kurtarmak için yapmacık girişimlerde bulunmuştur. Mesela Lübnan'da bulunan Suriye füzeleri meselesi, Golan Tepeleri meselesi. Bu çıkışlarla sahte kahramanlar oluşturulmuştur. 

     İsrail füzelerin çekilmesinde ısrar eder, Hafız Esad kalmasına dair tüm dünyada bir yaygara koparır. Neticede Esad, bölgedeki tek kahraman, Müslüman Kardeşler ise İsrail'in uşakları görünümüne kavuşur. Çünkü, Yahudilerin karşısına dikilen tek kahraman lidere karşı mücadele ediyorlar." Sayfa 88.

     "Moğolların komünist Çin ve Rusya'daki takipçileri, bu ülkelerde yaşayan Müslümanlara ne yaptılar? Ne yapacaklar? İktidara geldiklerinden beri geçen çeyrek yüzyıl içinde 26 milyon Müslümanı yok ettiler. Toplu kıyım uygulamaları hala devam ediyor.

     Bu Müslüman kıyımlarından bir sene sonra, Bakü'de İslam Konferansı düzenlendi. Bu konferansa Müslüman ülkelerin vakıf bakanları katıldı. Bunlardan hiçbiri tek kelime Rusya'nın Afganistan'a müdahalesinden söz etmedi. Bundan daha da iğrenci, bu bakanlar ülkelerine döndüklerinde; 'Rusya, İslam ve din hürriyetine saygı göstermektedir' açıklamaları yaptılar. Bu bakanlar, Rusya'da Allah'ı inkar eden devleti tesis eden Lenin'in kabrini ziyaret edip çelenkler koyduktan ve saygı duruşunda bulunduktan sonra memleketlerine döndüler." Sayfa 92.

     "Ürdün'de Baas partisine mensup Ebu Leheb adında bir bakan vardı. Arkasında aşireti olduğu için son derece cüretkar biriydi. Sağlık Bakanıydı ve Başbakana devamlı muhalefet eder, onu eleştirirdi.

     Bir çocuk, madeni bir kuruşu yuttuğundan dolayı hastaneye kaldırıldı ama çocuk kurtarılamadı. Başbakan, devamlı kendisine karşı çıkan Sağlık Bakanını yermek için bir fırsat yakaladı ve şöyle dedi; 'Vallahi merak ediyorum, acaba Sağlık Bakanı ne yapıyor? Bir çocuk madeni para yutuyor ve kurtarılamayarak ölüyor' dedi. Sağlık Bakanı Ebu Leheb'in cevabı şöyleydi; 'Daha fazla şaşılması gereken bir husus var, o da şu ki; bir kuruş yutan ölüyor da milyonları yutan ölmüyor." Sayfa 130.

     "Mevcut beşeri sistemlerdeki yöneticilerin etrafında, dürüst bir insan bulabilir misiniz? Onların yanında münafık ya da riyakar kimselerin dışında kimseyi bulamazsınız. İslam Devleti olduğunu iddia eden Ürdün'de 1955'ten beri adalet bakanı Hristiyan. Çünkü adalet bakanının adaletli olması için Allah üçün üçüncüsüdür, Allah Baba, Oğul ve Ruhul Kudüs'tür diyen ve sarhoş gezen birisi olması gerekliymiş.

     Halbuki Maliye Bakanı öyle biri olmalı ki kendine ait bir meselede bakanlığın elektriğini  kullanmaktan korkmalı, oğluna bir mektup yazarken devletin kağıdını kullanmamalı." Sayfa 131.

     "İslam büyük bir ırmağa benzer. Çalışan her İslami gruptan o büyük ırmağa küçük ırmaklar akıp takviye ederler. Mesela Müslüman Kardeşlerden oraya bir nehir akar, Selefilerden, Tebliğcilerden, filan İslami gruptan bir nehir akar.

     Sen ise bütün nehirleri kurutup, sadece kendi grubuna ait olan küçük nehirciğin bu büyük ırmağı beslemesini bekliyorsun. Böylece İslam'ın büyük ırmağını kurutmaya çalışıyorsun." Sayfa 136.

     "İnanır mısınız, adları İslami grup olan bazıları, yeryüzünde karalanmadık ve hakkında şüpheler uyandırmadık hiçbir İslami cemaat bırakmamışlardır. Onları dünyadaki kafir güçlerle ilişkilendirmeye çalışmışlardır.

     Onlara göre Pakistan'daki İslam Cemaati de uşaktır, İhvan-ı Müslimin de uşaktır. Yani dünyada etkinliği bulunan İslami çalışma ve cemaatlere mutlaka bir damga vururlar. Bütün bunları da İslam adına yaparlar." Sayfa 141.

     "Ey Müslümanlar, sormak istiyorum! Sizler tüm dünyada Müslümanları kapsayan tek İslam devletinin kurulmasını mı istiyor, buna mı davet ediyorsunuz? Sizler şu anda İslam için uğraşan 500 kişilik bir topluluk olarak, yine İslam için uğraşan diğer bir 500 kişilik toplulukla anlaşmaya güç yetiremiyorken, nasıl dünya İslam devletini, tek İslam ümmetini kurabilirsiniz?" Sayfa 142.

     "Dikkat edin, İslam için cemaatlerde çalışın, cemaatlerin içinde yetişin. Ancak, Allah'ı bırakıp cemaatlere tapar olmayın. Çalışma ve amelinizi, farkında olmadan tağutlara kulluğa çevirmeyin. Allah'a ibadet yerine hizipçilik sizlere yeni bir ibadet olmasın, insanların haklarına zulmetmenize sebep olmasın." Sayfa 145.

     "Kim haramı helal sayarsa kim helali haram sayarsa kafir olur. Bu üzerinde ittifak edilen bir kuraldır. Bir yönetici içki satılması, meyhane açılması için Müslümanlara ruhsat verirse bu kafirliktir. Bir yönetici gelir ve 'bize göre falan kanunun filan maddesine göre hırsızlık yapanın cezası 2 ay hapistir' veya benzeri şeyler söylerse bu kafirliktir, bu yeni bir din icat edilmesidir." Sayfa 151.

     "Bir yönetici çıkıp; 'Akşam namazı dört rekat kılınacak dese tüm İslam alimlerinin ittifakıyla kafir olur. Ancak insanlar hırsızlık cezasının hükmünü değiştirmenin küfür olacağını, kişiyi İslam'dan çıkaracağını anlayamamışlardır.  Evet neden akşam namazını 3 rekattan 4 rekata çıkaran Allah'ın indirdiğinden başka bir şeriat koyduğu için kafir oluyor da hırsızın cezası olan el kesmeyi değiştirip, belli bir süre hapsetmeye çeviren Allah'ın şeriatını değiştirmekle kafir olmuyor?" Sayfa 152.

     "Çağımızın Cengiz Han kanunları, İslam aleminin çoğunda tatbik edilen Napolyon'un kod haline getirdiği ve diğer insanların yaptığı kanunlardır. Suriye'deki kanunlar Mısır'dan alınmıştır. Mısır kanunları da harfiyen Fransız kanunlarından tercüme edilmiştir. Ürdün ise bu kanunları Suriye'den harfi harfine almıştır. Allah bu Ürdünlülerin gözlerini o kadar kör etmiştir ki kanunun sonunda 'Bu kanun filan tarihte Suriye'de çıkarılmıştır' ibaresi aynen kalmış, 'Ürdün Amman'da çıkarılmıştır' demeyi dahi becerememiştir." Sayfa 152.

     "Allah'ın indirdiği kanunların dışında başka kanunlar koyan bir yönetici Müslüman değildir. Çünkü o, namazı değiştiren kimse gibidir. Kanun yapıcılar ve bunları maddeleştirenler -adalet komisyonları gibi- gruplar da kafirdir. Namaz kılıyor, oruç tutuyor olsalar da böyledirler. Haramı helal, helali haram kılmaktadırlar." Sayfa 155.

     "Ey Kardeşler, ölülerle koşulan şirk üzerine değil, dirilerle koşulan şirk üzerine mücadelelerinizi yoğunlaştırın. 

     Ahmet Bedevi, Abdulkadir Geylani'nin üzerinde devamlı duruyorsunuz. Oysa Kaddafi'yi, Hafız Esad'ı anlatmıyorsunuz. Abdulkadir Geylani'nin kabrinin başında da Hafız Esad'ın yanında bulunduğu gibi polisiye güçler olsaydı, onun aleyhine tek bir kelime dahi konuşamazdınız.

     Bu idareciler, ağızlarıyla söylemeseler de pratikte uluhiyet iddia etmektedirler. İşte sizler, 
insanların çoğunun kafasından uzak olan bu meseleler üzerinde durun. İnsanların çoğu bu tağutları, idarecileri olarak kabul ediyor, bunların saflarında yer alıyorlar. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin, Allah'ın izin vermediği kanunlar koyanların saflarında hak ve batılda onları destekliyorlar. Bilmiyorlar ki onlar bu halleriyle kafirleri dost ve veli ediniyorlar. 

     Ne yazık ki bunları dile getirmeyen bir kısım alimler, birinde muska gördüğünde yeri göğü inletiyor. Halbuki bir muska insanı dinden çıkarmaz. Fakat Allah'ın indirdiği nizamdan başka bir nizamla idare etmeye razı olmak kişiyi İslam'dan çıkarır, kâfir eder." Sayfa 162.

     "Mısır ve Ürdün'de, İslami hareketler İran devrimini desteklediğinden dolayı zulme maruz kalmışlardı. Devrim sonrası İhvanı Müslim liderleri İran'a giderek Humeyni'yi tebrik  etmişlerdi. Ne yazık ki bunların mükafatları onların isimlerinin İran gazetelerinde 'Amerikan Uşakları' olarak yayınlanması oldu. Bundan daha da kötüsü, Suriye İslami hareketi Hafız Esad'ın zulmü başladığında Humeyni ile gizli bir görüşme yaparak, Hafız Esad'ın Suriye İhvanından elini çekmesini, keyfi tutuklamalara, işkencelere ve kadınlara tecavüzlere son verilmesini talep ettiler. Ne yazık ki gizli görüşmede konuşulanların tamamının, kasetleri ile birlikte daha sonra İran yönetimi tarafından Hafız Esad'a verildiği ortaya çıktı." Sayfa 227.

     "Almanya, Malta Adası'ndan mayın döşeyerek geri çekilmişti. İngilizler, Almanya'nın çekilmesinden sonra işgale başladılar. İlerleyen orduları bu mayınları patlatmak için normalde eşek, koyun yahut köpek sürüsünü mayınlı alana sürer, mayınlar patlar ve bölge temizlenmiş olur. Fakat İngilizler için İngiliz olmayanlar, hayvanlardan daha adi ve ucuzdur. Bu nedenle sömürgesi olan Hindistan'ın bir taburunu önlerine kattılar. Şerefli İngiliz kanını korudular. Ertesi gün İngiltere'de bütün gazeteler; 'Malta'ya hiçbir zayiat vermeden girdik' diye yazdılar. Halbuki İngilizlerin önündeki bir Hint taburu tamamen yok olmuştu." Sayfa 253.

     "İdi Amin, Uganda ordusu komutanı iken devlet başkanlığına geldi. Zilleti ve boyun eğmeyi kabullenemeyen bir şahsiyetti. Uganda'da bir avuç İngiliz'in, Uganda'lı elit tabaka ile işbirliği içinde halkın kanını emdiklerini gördü.

     İngilizler, içinde Hristiyanların da bulunduğu Afrika'daki bir devlete Müslüman bir yöneticinin gelmesini içlerine sindiremediler. Bu durum dünyada yaşanan genel kaidelere tersti. Herhangi bir yerin %10'u bile Hristiyan olsa oranın yöneticisi Hristiyan olurdu.

      İdi Amin, İngilizlerin Başkent Kampala'nın en güzel mahallesinden çıkıp gitmelerini emretti. Mahallelerine el koydu,  misyonerleri kovdu. Batılılar fazla vakit geçirmeden Tanzanya'yı Uganda'ya karşı kullandı. İdi Amin, Tanzanya'nın kendilerini işgal etmek planlarını duyunca ordusunu hareket ettirdi. Tanzanya'nın bir bölümünü işgal etti.

     Amerika, Mısır ve Afrika Birliği aracılığıyla Uganda sınırlarının korunacağı teminatı verdi ve İdi Amin'in geri çekilmesini sağladı. Ama Tanzanya'dan çekilmenin ikinci günü Mısır ve Cezayir uçaklarının baskınlarıyla İdi Amin yönetimden düşürüldü ve yönetime Hristiyanlar hakim oldu. 

     İdi Amin'in yönetimden düştüğü yaklaşık 7 yıldır Müslümanlar caddelerde boğazlanmakta, akıl almaz işkence ve zulümlere tabi tutulmaklıdırlar.

    Uganda'da kaybolan yaşlı bir İngiliz kadın hakkında günlerce yazan İngiliz ve Batı gazeteleri, zulüm ve işkencelerle öldürülen onbinlerce Uganda'lı Müslüman hakkında tek kelime yazmadılar." Sayfa 254, 255.

     "Mısır Devleti başımıza çok çoraplar ördü. Dünyada Müslümanları boğazlayan ne kadar İslam düşmanı varsa Mısır yönetimi hep onların yanında yer aldı.

     Bangladeş Pakistan'dan ayrıldığında, Bangladeş'i bombalayan Hind uçakları, benzin ikmallerini Kahire'den sağlıyorlardı.

     Yine Mısır, Yugoslavya'daki Müslümanların aleyhine General Tito'nun, Rusya'daki Müslümanların aleyhine de devamlı Rusya'nın  yanında yer almıştır.

     Kıbrıs'taki Müslüman Türklere karşı, yine orada bulunan Hristiyan kafirlerin önderi Makarios'un yanında yer almıştır. Türklerin katledilmesi olayına katılan biri bana şöyle demişti; 'Ne kadar mescid yıktığımı bilmiyorum'. Sayfa 255.

     "Ahmedo Bello, Kuzey Nijerya başbakanıydı. Onun yönetimi ile yarım milyona yakın insan Müslüman olmuştur O nedenle onu İslam alimi Birliği teşkilatına üye yapmışlardı. Başkanlığında İsrail konsolosluğunu kapattı, büyükelçiyi ülkeden kovdu.

     Kudüs'ü ziyaret için geldiğinde, Ürdün hükümeti bu adamı havaalanında karşılamak için tek bir kişi göndermedi. Kendisine sorulduğunda; 'Zararı yok, inşallah Kudüs'ü fethedenler olarak geliriz' dedi. Amerika, Fransa ve İngiltere Nijerya ordusunu harekete geçirdi ve bir gece evini çocukları ve eşi ile birlikte yaktılar. Nijerya'yı yine bir Hristiyana teslim ettiler.

     Hristiyanların kuzey Nijerya'daki Müslümanları boğazladıklarını, Ahmedu Bello'yu öldürdüklerini haber vererek yardım talebinde bulunan bir heyete, o zamanın Mısır başkanı Abdubnasır; 'Allah'a hamdolsun ki sizleri bu gerici adamdan kurtardı' dedi. Bunu işiten heyet, hiçbir şey konuşmadan geldikleri gibi geri döndüler." Sayfa 256.

     "Ey kardeşler! Allah'a yemin olsun ki İslam'ın küçük de olsa gerçek bir devleti bulunsa, insanlara örnekliğiyle birçok Avrupalı ve Amerikalı bile aziz ve celil olan Allah'ın dinine gireceklerdir." Sayfa 264.

     "Müslüman memleketlerde caddelerde yürüdüğünüzde en çok dikkatinizi çeken levhalar, Allah'a ve Resulüne savaş ilan eden yerlerin levhalarıdır: Falan banka, falan bar..." Sayfa 304.

     "Bütün fıkıh alimleri, en uzak Doğuda Müslüman bir kadın esir alınacak olursa, en uzak Batıda bulunan İslam ümmetinin onu kurtarmak için harekete geçmesi hususunda icma etmişlerdir. Üstelik tek bir müslüman kadın için bu hükme varmışlardır." Sayfa 382.

     "Bugün içinde yaşadığımız toplumlar, içi boş, ikiyüzlü topluluklardır. Firavunları Firavun yapan da bu gibi iki yüzlü münafık topluluklar olmuştur. Allah Teala, Firavun ve topluluğu hakkında şöyle buyurmuştur: 'Böylece Firavun kavmini küçümsemiş, onlar da ona itaat etmişlerdi.' (Zuhruf 54). Sayfa 386.

     "Hariciler, Ebu Hanife'nin bulunduğu mescide onu öldürmek niyetiyle çok defa geldiler. Yine bir defasında aralarında şöyle bir diyalog geçti:

-Kapıda bir kadın var, zinadan hamileydi ve doğum yaparken öldü. Şimdi bu kadın kafir midir, Müslüman mıdır?
-Kılıçlarınızı kaldırın size cevap verebileyim.
-Peki, kılıçlarımızı uzaklaştırdık (Hariciler büyük günah işleyeni kafir sayarlar)
-O kadın Hristiyan mıdır?
-Hayır. 
-O kadın mecusi midir?
-Hayır.
-O halde, o kadın Yahudidir.
-Hayır.
-Öyleyse o kadın hangi dindendir?
-Müslümandır, dediler.
     Bunun üzerine Ebu Hanife;
-Siz kendi sorunuza kendiniz fetva verdiniz. Artık benden onun hükmünü niye soruyorsunuz?' dedi.

     Ebu Hanife böylece büyük zekasıyla onların elinden kurtulmuş oldu." Sayfa 398. 

     "Amerika şu ana kadar Afgan mücahitlere hiçbir şey vermemiştir. Mücahitlerin kullandıkları Stinger füzeleri de dahil. Evet, Amerika verdiği her füzenin karşılığında 70 bin dolar, RPG bombaları için 500 dolar alıyor. Her Zikuyak mermisi ise beş dolar. Hakkı söylemek gerekirse bu silahların hepsinin olmasa da çoğunun parasını, tüm zalimliğine rağmen Suud ödemektedir." Sayfa 415.

     "Günümüzde cihadın manasını bozmak isteyenler, bir camide hutbe okuyup bunu Allah yolunda cihad diye isimlendiriyor. Yani mescide konuşmak için giden kimse mücahid oluyor. Ailesi için yorulan kimse Allah yolunda Mücahid oluyor. Afganistan'ın çeşitli yerlerinde savaşan, vücudunda yara almadık hiçbir yer kalmayan, röntgen cihazları altına girdiğinde vücudunda kalan demir parçaları ses çıkaran insanlar ne olacak, onlara ne diyeceğiz?" Sayfa 441.

     "Hırsızlık yapmak isterken düşün ki karşında sevdiğin ve saydığın insanlardan biri bulunmakta. Sen ondan çok çekiniyorsun ve o senin başında bekliyor. Şimdi sen onun önünde hırsızlık edebilir misin? Mesela annen baban karşısında yapabilir misin? Mümkün değil bunu yapamazsın. O halde, Resulullah'ın hadisinde buyurduğu gibi, kendi akrabalarından birinden hayâ ettiğin kadar olsun Allah'tan utan." Sayfa 458.

     "Kabirlerden yardım isteme meselesi, aslında bu kişiyi İslam'dan çıkartır. Ancak bu hususta çok sert tavır takınan İbni Teymiye, İbni Kayyim ve Muhammed Bin Abdulvahhap gibi alimler bile, cahillikten dolayı kabirlerden yardım dileyenlerin tekfir edilemeyeceğini zikretmişlerdir.

     Mesela Muhammed b.Abdulvahhab, Kivaz Kubbesine yönelik ibadet edenler için; 'Biz bunları tekfir edemeyiz. Çünkü bunlara bunun küfür olduğunu öğreten pek az kimse var' demiştir. Yine İbni Teymiye de Cuheymiye mensupları için; 'Sizin söylediğinizi ben söyleyecek olsam elbette ki kafir olurum. Fakat ben sizi tekfir etmiyorum. Çünkü sizler cahilsiniz' demiştir. İbni Kayyım el-Cevzi de kabirlerden yardım dileyenler hakkında; 'Biz onları tekfir edemeyiz. Çünkü onlar cahildirler' demiştir." Sayfa 492.

     "Müslüman genç, Müslümanların dertleriyle kıvranır. Gaspedilmiş ülkelerinin, tecavüze uğramış kızlarının ve ümmetin sorunlarının ağırlığını hisseder. Irzlar kirletiliyor, kanlar akıtılıyor, mallar yağmalanıyor. Bunun çaresini bulmak için düşünüp durur. Bakarsın ki bir deri, bir kemik kalmış. Çünkü uyku bilmiyor. Yetimlerin ağlamaları onun kirpiklerini birbirine değdirmiyor. Dul kadınların iniltileri onu uyutmuyor. Diğer yandan da bir arkadaşımız maşallah 120 kilo. Bütün derdi maaşının artması ve ikramiyeler." Sayfa 550.

     "Eğer Bizler Allah'ın emir ve yasaklarında kusur etmemiz sebebiyle Allah katında bu kadar aşağı duruma düşmüş olmasaydık, elbette ki Allah bizlere, içimizden en zelil ve adi olanları başımıza idareci yapmazdı. Allah katında zilletimiz söz konusu olmasaydı, Hafız Esad başımıza nasıl Cumhurbaşkanı olacaktı? İslami bir topluluk olsa, Hafız Esad'ın o toplulukta yeri ne olurdu?" Sayfa 573.

     " 'Yemin olsun ki ya iyiliği emreder ve kötülüğe mani olursunuz yahut da Allah size şerlilerinizi musallat kılar da şeçkinleriniz bunlardan kurtulmak için dua ederler fakat duaları kabul edilmez.' (Buhari). Evet, bizler iyiliği emredip kötülüğe mani olmadığımızdan, Allah şerlilerimizi bize musallat kıldı. Eğer böyle olmamış olsaydı Kaddafi nasıl devlet başkanı olabilecekti? Bu bir Zillet değil mi? Öyle ki bu adam ne bir alim bıraktı, ne bir yazar, ne bir davetçi kaldı, ne de şerefli bir insan." Sayfa 574.

     "Ey cihada gitmek için izin isteyen kardeşim! Sen Rabbine ibadet etmek için kimden izin istiyorsun? Namazını kılmak istediğinde, babana veya annene giderek izin mi istiyorsun? Rabbin olan Yüce Allah'ın emirlerini yerine getirmek için izin alındığını sana kim söyledi? Allah'ın emirlerini uygulamak için başka birinin emrine ihtiyaç mı vardır? 'Allah yolunda sefere çıkınız...' denildiği zaman sefere çıkılır." Sayfa 622.

     "(1.5 milyar Müslüman hakkında) Akan suyun üzerindeki çer-çöpü ve köpükleri gördünüz mü? Milyonlarca olsalar dahi bir kıymetleri yoktur. Oysa bir milyar sinek bir kente hücum etse oranın durumunu değiştirir değil mi? Bir milyar kertenkele bir bölgeye üşüşseler, orayı yiyip tüketirler değil mi? Vallahi keşke Müslümanlar da en azından bir kertenkele kadar olsalardı. Kafirleri yer, onları tehdit eder, varlıklarını sarsarlardı.

     Keşke savaşmayan bu insanların sakalları ot olsaydı da mücahitlerin atlarına yedirseydik." Sayfa 688.

     "Batılılar Arap alemine açıkça; 'Biz cihattan korkuyoruz, cihadın tekrar yeni nesillerin kalbine yerleşeceğinden korkuyoruz' demiyorlar. Fakat şöyle yaklaşıyorlar: 'Ey falan yönetici. Bu gençler şu an Afganistan'a gidip eğitim görüyorlar. Yarın geri dönüp senin aleyhine devrim yapacaklar.' Böylece bir yönden yöneticileri gençlerle korkutuyor, diğer yandan da cihada engel oluyorlar." Sayfa 690.

     "Ben beşeriyete şaşıyorum, nasıl yaşayabiliyorlar? Bir Amerikalı, bir sorunla karşı karşıya kaldığında ne yapıyor? Kiliseye mi gidiyor? Hayır, çünkü yıllar önce orayı terk etti. Allah'a mı sığınıyor? Hayır, çünkü Yahudiler; 'Hristiyanların kalplerinden Allah fikrini, inancını söküp, onun yerine rakamları yerleştireceğiz' dediler ve başardılar. Hiçbir Amerikalının geceleyin kalkıp yüce Allah'a dua ettiğini gördünüz mü, seherlerde Allah'a sığındığını?" Sayfa 727.

     "Biliyor musunuz, namaz ve oruç hakkında 82 ayet vardır. Fakat yönetimde cezalarla, iktisatla ve politika ile ilgili olan ayetler çok daha fazladır.

     O halde Kur'an'ın sadece bazı ayetlerini göz önünde bulundurur da diğer ayetlerine karşı vurdumduymaz olursak, bir bölümünü alıp diğerini terk edenler gibi olmaz mıyız?" Sayfa 734.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...