Tekfir Yanılgısı-Abdullatif Mermer. Beka Yayıncılık, Haziran 2016
"Bugünkü tekfircilik, varolan firavuni çalışmalardan çok, yine tevhidi cemaatlere ayak bağı olmaya devam etmektedir. Bu çıkışların bilinçli ve İslam merkezli çıkışlar değil de İslam'a düşman kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen yapay reaksiyonlar olduğu kanaatindeyiz.
Doğrusunu Allah bilir, fakat kendileriyle görüşüp istişare ettiğimiz ve davet çalışmalarına yıllarını vermiş davetçilerin genelinde, bu fikrin kabul edildiğini bilmekteyiz." Sayfa 36.
"İbni Teymiye'ye göre, üzerinde durulması gereken konu, yapılan amelin küfür olup olmadığı değildir. Aksine küfür olan bir ameli işleyen muayyen kişiye kafir denip denmeyeceğidir. İşin esprisi de buradadır." Sayfa 40.
"İbni Teymiye, tekfir konusunda olması gereken itidali ortaya koymuştur. 'Şu ameli işleyen kafirdir' dediği fiil küfür, fakat işleyen kişinin kafir olup olmadığı hakkında hüküm vermek ise bu konuda ehil olan ulemanın işidir. Bu kişinin tekfir edilip, hakkında bu hükmün verilmesi için engel teşkil eden bir şey var mı yok mu incelenmesi ve ondan sonra kişinin tekfir edilip edilmemesi söz konusu olacaktır." Sayfa 42.
"Allah'ın kanunlarını bırakıp, yerine insan bozması yaratıkların eliyle oluşturulan beşeri ideolojilerin ürünü, beşeri kanunların gelmesini istemek ve bu hal ile müslüman kalmak nasıl mümkündür?" Sayda 63.
"Kişiler hakkında kafir olduğuna hükmetmek, hükümler arasında en zorudur. Nitekim 'enel hak' diyen Hallac-ı Mansur'un küfrüne hüküm veren Kadı bile, bu meselede yıllarca kesin kararı vermemiştir. Konuyu araştırmış, bu kişi ile tekrar tekrar konuşmuş, Arapça'da bu lafzın başka bir manaya gelip gelemeyeceği konusunu, sağlık durumunu (zihinsel anlamda) ele almış, sonuç olarak mürted olduğuna hükmetmiştir. Bu kadar açık bir meselede bile mahkeme ortalama sekiz yıl sürmüştür." Sayfa 64.
"İbni Teymiye'nin, tekfirde cehaleti mazeret olarak gördüğüyle ilgili şu görüşleri dikkat çekicidir;
-O öncelikle kişinin farklı sebeplerle bilmemesini mazeret olarak öne sürmüştür. Dolayısıyla cehaleti mazeret kabul etmiştir.
-Kişiye deliller arz edildikten sonra yine tekfir edilemeyeceğini beyan ederken ise şahsın sunulan delilleri duymamış olmasını mazeret kabul etmiştir.
-Kişinin, sunulan delileri duymuş olup kendi nazarında bu delilleri sabit görmemesi durumunda, yine tekfir edilemeyeceğini söylemiştir. Bu durumda kişinin delilleri sabit görmemesini mazeret kabul etmiştir.
-Kişinin, gelen delillerin elindeki bir delil dolayısıyla o manaya taalluk etmediğini düşünüyor olması durumunda veya gelen delili tevil etmesi gerektiğini düşünüyor olması durumunda, yine tekfir edilemeyeceğini söylemiştir.
-Kişi kabul etmiyor ve delilleri sabit görmüyor iken, bunları batıl bir tevil ile reddetmiş olsa bile, bu batıl tevilin kişinin tekfirine engel olabileceğini beyan etmiştir." Sayfa 104.
"Kim Allah'a ve Resulüne muhalif olarak hüküm verilmesini caizi görürse, ondan imanın gittiği kesindir." Sayfa 108.
"Doğrusu biz, cehalet mazeret midir yoksa değil midir sorusunun cevabının sadece siyah ve beyaz olmadığını beyan etmek zorundayız. Bununla beraber, cahil olan ile yüz çevrenin de aynı kefeye konmayacağını da beyan etmek durumundayız. Çünkü cehaletinden dolayı kabul etmeyen ile inadından dolayı yüz çeviren bir değildir." Sayfa 108.
"Peygamberin (a.s) birine, İslamı kabul etmek için evvela kelime-i şehadetin ne anlama geldiğini, ilah, rab, ibadet ve din kelimelerinin ne demek olduğunu, tevhidin anlamını, hangi hususlarda şirke düşüleceğini, rububiyetin anlamının ne olduğunu vb. şeyleri sorduğuna dair bir tek haber olsun gelmiş midir ?" Sayfa 110.
"Mustazaf bir Müslümanın, kendisine göre oldukça önemli olan ve İslam'a göre de meşru olan bir hakkı gasp edilmişse, benim bu Müslümana 'hakkını alabilmen için hiçbir tağuti kuruma başvurma' diyebilmem için ona, ya hakkını alabileceği İslami bir kurum göstermem ya da gasp edilen hakkını bizzat gidip benim almam gerekir. Bunları yapamıyorsam susmayı tercih ederim.
Bu Müslümana 'hakkını alabilmen için tağuti kurumlara başvurman caizdir' demekten Allah'a sığındığım gibi, çaresiz kalarak bu başvuruyu yapan müslümanı tekfir etmekten de Allah'a sığınıyorum ve bu vesile ile Rahman olan rabbimizin af ve mağrifetine hepimizin, hiç istisnasız hepimizin muhtaç olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum." Sayfa 160.
"Öncelikle Kur'an-ı Kerim'de beyan edilen gerçekler tebliğ edilecektir ki insanların bunlar karşısındaki tutumları, inanışları ortaya çıkabilsin. Bunlar tebliğ edilmeden ve bildirdikleri açıklık kazanmadan, insanlara müminlik, müslümanlık, müşriklik, kafirlik gibi sıfatlar vermek, Kur'an'i bir yaklaşım değildir." Sayfa 161.
"İslam toplumunda kimlerin İslam'dan çıktığı önemli iken, cahiliye toplumlarında ise kimlerin İslam'a girdiği önemliydi.
Dolayısıyla bu ülkeyi Darül İslam, bu toplumu da İslam toplumu görmediğimizden, kimlerin tekfir edilmesi gerektiğini değil, bu toplumda kimlerin Müslüman olduğunu, kimlerle kardeşlik hukukumuzu, kimlerle velilik hukukumuzu yaşamamız gerektiğini önemsemeliyiz." Sayfa 161.
"Akşam namazı üç rekat iken, değiştirip dört rekat yapan yönetici, Allah'ın indirdiğinden başka bir şeriat koyduğu için kafir oluyor da hırsızın cezası olan el kesmeyi değiştirip, belli bir süre hapsetmeye çevirince Allah'ın indirdiği şeriatı değiştirmekle nasıl kafir olmuyor? Bu da küfürdür, diğeri de." Sayfa 165.
"Müslümanlar, namaz kılıp oruç tuttukları için Tatarlarla savaşmaktan çekinince İbni Teymiye onlara; 'şayet siz onların arasında başımda Kur'an'ı taşırken görürseniz, beni dahi öldürün' demiştir. Yani onlarla savaşmaktan çekinmeyin. Çünkü onlar Allah'ın şeriatı dışındaki bir kanunla idare edilmeyi istiyorlar." Sayfa 181.
"Çoğu davetçi, tevhidi temsil etmek adına tekfiri ön plana çıkararak daveti unutmuş, tekfiri davet zanneder olmuştur." Sayfa 182.
"Çoğu yerde Müslümanları parçalayan bu fikir akımı, maalesef İslam topraklarında İslam düşmanlarının birçok emeline hizmet etmiştir." Sayfa 183.
"Kısa bir cümle ile izah etmek gerekirse sakınmak gereken; 'bu küfürdür' sözü değil buna kıyasla 'bu kafirdir' sözüdür." Sayfa 199.