Ana içeriğe atla

Seyyid Kutub Gözüyle Amerika-Salah Abdulfettah Halidi


   Seyyid Kutub Gözüyle Amerika-Salah Abdulfettah Halidi. Hikmet Neşriyat, 1987.

1948-1950 Amerika Ziyareti.

     "2. Dünya Savaşından sonra Arap ve İslam dünyası, Amerika'nın politik ve ekonomik baskısına boyun eğmiş, halkları da ABD'nin sahte kudreti ve büyüklüğü karşısında hayretler içerisinde bakakalmış, nihayet ABD'nin fırsatları ganimet bilmesi ve kişisel çıkarlarını gerçekleştirmek için insanları nasıl kötüye kullandığını bizzat görmüşlerdir. Sonra da ABD sistem, değerler, kültür, sanat, ahlak, zulüm, hile, savaş ve benzeri politikalardan dilediğini bu İslam milletine uygulamıştır." Sayfa 8.

     "Hakikaten Amerika İslam'a ve Müslümanlara olan kin ve hasedini, düşmanlığını, Haçlılık ruhunu, hile ve düzenbazlığını, Batılı sömürgeci milletlerden miras olarak almış ve bu çirkin mirasa; ilkellik, aldatma ve ikiyüzlülükten oluşan Amerikan şahsiyetini ilave etmiştir." Sayfa 10.

     "Amerika'nın nezdinde maddi güç ve hareketlilik kutsaldır. Sebebi ne olursa olsun zayıflık ise suçtur. Ne merhamete ne de yardıma müstehaktır. Prensipler ve hukuk hikayesi, Amerika'nın vicdanında tadını alamadığı bir hurafedir. Kuvvetli olursan herşey senindir. Zayıf olursan hiçbir prensip yardımına koşmaz, geniş hayat sahasında sana bir yer kalmaz." Sayfa 82.

     "ABD'de bulunduğum sırada; 'Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık...' (En'am 44) ayetinin ne kadar doğru olduğunu gözlerimle görüyordum. Bu ayet, hayır ve rızık olarak her şeyin sınırsızca verildiği gerçeğini gösteriyordu. Herhalde bu durum, burada görüldüğü gibi hiçbir yerde görülmezdi." Sayfa 85.

     "Amerikan halkının yaşantısını araştıran bir kişi, belki yeryüzünfe hiçbir millette göremeyeceği garip bir durumla karşılaşacaktır. Duygu ve yaşam dünyasında ilk insanların tuttuğu yoldan farkı olmayan bir ilkellikteyken, bilim ve çalışma dünyasında, gelişme ve yüceliğin zirvesine ulaşan bir halk." Sayfa 136.

     "Amerikalıların çekirdeğini oluşturan ilk grupların, sosyal ve fikri yapılarını da unutmamak gerekir. Bu gruplar maceraperest ve suçlulardan oluşmaktaydı. Maceraperestler servet, mal ve macera arzusuyla gelmişler. Suçlular ise İngiliz İmparatorluğu tarafından kuruluş ve üretimde çalışmaları için getirilmişlerdi.

     Bu karışık gruplar, bu yeni halkta ilkel sıfatları harekete geçirmiş ve şahsiyetlerindeki yüce sıfatları köreltmiş ya da onlara karşı koymuştur." Sayfa 138.

     "Herhalde bu toplumu uzaktan uzağa izleyenlerin bir türlü bağdaştıramadıkları şey, bu medeniyet, gelişmiş sanayi ve hayatın akışıyla işlerin çok hassas bir biçimde yürütülmesiyle birlikte, aynı toplumun orman ve mağaralar devrini hatırlatan biçimdeki hal ve davranış ilkellikleridir." Sayfa 141.

     "Bu toplum, Amerikan Futbolu diye isimlendirilen ve futbolla hiçbir ilgisi olmayan bu kırıcı ve vahşi oyunu seyrederken aynı ilkelliktedir. 'Kafasını parçala', 'kemiklerini kır', 'ez onu' çığlıkları arasında geçen vahşi sporların vahşi izleyicileri. Bu manzara, hayvani adale gücüne hayranlık duygusunun ilkelliğini apaçık gösteren bir tablodur." Sayfa 142.

     "Savaş sevgisi Amerika'nın milli karakteridir. Savaş ve kan dökme hevesi onun kanununda ve sosyal yayılışında var. Bu karakteristik yapısı, onun tarihi evriminden kaynaklanmaktadır. Amerika'ya dalga dalga göç eden ilk Amerikalılar sömürmek ve sömürmek için savaşmak amacıyla göç etmişlerdir ve Amerika'ya ayak basar basmaz önce kendi aralarında rekabet savaşlarına başlamışlar, sonra da yerli halka (Kızılderililere) karşı savaşa girişmişlerdir.

     Amerika'ya ilk çıkan göçmenlerden Anglo Saksonlar, daha sonra saldırılarını Latin Amerikalılara yöneltip, onları Orta ve Güney Amerika'ya sürdüler. Daha sonra da George Washington önderliğinde İngilizlere karşı amansız bir savaş verip, İngiliz Krallığından bağımsızlığı aldılar.

     Daha sonra, Kuzey Amerikalılar Abraham Lincoln önderliğinde Güney Amerikalılarla savaştılar. Bu savaş görünürde köleliğe son verme adı altında yapıldı. Ama gerçek nedeni ekonomik rekabetten ibaretti. Tarlada çalıştırılmak üzere Afrika ortalarından getirilen zenci köleler, Kuzey Amerika'daki iklime dayanamayınca Güney Amerika'ya kaydırılmışlardır. Bunun anlamı Güney Amerikalı sömürgeciler, kuzeyde sömürgecilerin bulamadığı ucuz iş gücüne sahip oluyorlar demekti ve  giderek Güneyliler ekonomik üstünlük sağlayacaklardı. İşte bunun için Kuzeyliler, Güneylilerle savaştılar 'köleleri kurtarmak' adı altında." Sayfa 144.

     "Zeka ve adeleye dayanan her şeyde Amerikan dehası var. Ruh ve hissiyata dayanan her şeyde de Amerikan ilkelliği var." Sayfa 166.

      "Amerika'nın dünya uygarlığına hiç katkıları yok, uygarlıktan hiç payları yok diyemeyiz. Öyle olmasa zaten yaşayamaz. Bizim söylemek istediğimiz; Amerika'nın uygarlığa katkısı var fakat bu katkı üretim ve proje katkısıdır. İnsani ve sosyal güdüm ve komuta katkısı değil. Başka bir tabirle zeka ve emek katkısıdır, zevk ve his katkısı değil." Sayfa  167.

     "Batılıların hepsi aynı. Kokuşmuş vicdan, sahte uygarlık, saf kimseleri aldatmak, dalavere ve düzenbazlık." Sayfa 170.

      "Bütün Batılılardan nefret ediyorum, ayrımsız hepsinden. İngilizinden, Fransızından, Hollandalısından ve çoklarının güven duyduğu Amerikalısından ve aynı zamanda gerek bu Batılı vicdana ve gerekse sömürgeci vicdana güven duyan bütün Arap liderlerinden de nefret ediyorum.

     Arap ülkelerinin yöneticileri, Batılı vicdana güvenmekle ülke halklarına büyük haksızlık yapıyorlar, haklarını aldatıyorlar, kamuoyunu uyuşturuyorlar, sahte vaadlerle gerçekleşmesi imkansız ümitlerle kandırıyorlar." Sayfa 171.

     "Batının bu entrika ve tuzaklarına düşülmesinden, Arap yurttaşlarını ayıplamaya, suçlamaya hakkımız yok. Bu vatandaşlar, zillete düşmeye razı olmayacak kadar hamiyet sahibidir. Onlara bu zilleti reva gören; eskinin köle ruhlu, iradesini yitirmiş, zayıf karakterli yöneticileridir. Yenilgiyi kabul etmiş, kendine ve milletine güveni olmayan fakat kibir ve gururu yüzünden siyaset sahnesinden çekilmek basireti de gösteremeyen teslimiyetçi yöneticilerdir." Sayfa 171.

     "Eskinin basiretsiz yöneticileri uzlaşma, müzakere, konferans deyimlerini siyasi literatürümüze sokanlardır. Bu deyimler, onların siyasi hezimetlerini kamufle eden buluşlarıdır. 

      Ne zaman millet bu deyimlerden usanıp, sömürgecilere kendi iradesiyle karşı çıkmaya kalkışmışsa, bu eyyamcı yöneticiler hemen araya girmişler, milletin düşmanlarını bırakıp bizzat milletle savaşa gelişmişlerdir. 

     Yılan deliklerinden milletimizi sık sık sokan yerli ve yabancı yılanların hikayesi işte budur. Bu facianın sorumlusu millet değil, milletin başındaki zayıf karakterli, hasta ruhlu kişilerdir." Sayfa 172.

     "Elbette Amerikalı İngilizden, İngiliz Fransız'dan daha hayırlı değil. Hepsi aynı uygarlığın çocukları. Materyalist, ruhsuz, vicdansız, kalpsiz, katı uygarlığın çocukları. Alan vermeyen, yıkan fakat onarmayan, yaralayan, uzaktan heybetli gözlenen ancak aslında cüce olan uygarlığın çocukları.

     Bu uygarlık, sahte bir uygarlık. Çünkü insanlığa bir damla ruhi katkısı yok. İnsanlığı vahşet rejiminden kurtarıcı bir misyonu yok. 

     Bir de felaketzede Doğunun, basiretsiz, aldanmış yöneticilerini bu vahşet uygarlığına ilave edin. Felaketzede toplumları bu vahşet uygarlığına güvenmeye çağıran, bu toplumların direnmesine ayak bağı olan, en müsait şartlarda milletini savaştan geri çeviren Arap ülkelerinin cüce yöneticilerini de ekleyin. İşte bugün gördüğümüz yürekler acısı tablo." Sayfa 173.

     "Amerikan stili İslamiyet, doğum kontrolü ile ilgili fetva verecek, namazın abdestin şartlarını sayacak ama sömürgecilikle aramızdaki hesaplaşmada bir fonksiyonu olmayacak. 

     İslamda demokrasi var, İslam'da ahlak, hayır hasenat var, sosyal adalet var, kadın hakları var. Bütün bunlara ait konularda kitaplar çıkabilir, makaleler yazılabilir, yayınlar yapılabilir fakat İslamiyet'in daha başka fonksiyonları hususunda hiçbir kalem yazamaz, hiçbir ağız açılamaz, hiç kimse bu hususta fetva vermez." Sayfa 179.

     "Amerika'nın, Avrupa sömürgeciliğine karşı bizim yanımızda olduğuna inanan kimseler bir ahmak ya da aldatılmışlardır. Bunlar, Amerika hesabına beşinci hazır kuvvet taburunda çalışan, aldatılmış kişilerdir.

     Bazen Amerikan ile Avrupa emperyalizminin çıkarları çakışabilir. Bunun sonucu olarak, bunlardan herhangi birisinin bizim yanımızda bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi vermesi söz konusu değildir. Gerçekte bu, Amerika'nın Avrupalıların ayaklarını başımızın üzerinden kaydırıp, kendi ayağını koyma mücadelesidir. Onlar her zaman, bizim aleyhimize olmak şartıyla kendi aralarındaki anlaşmazlıklara çözüm yolu bulurlar." Sayfa 183.

     "Ömrünü tamamlamış, enerjisi tükenmiş, köle nesilden beklediğim bir şey yok. Bu nesil, kendini dev aynasında görse bile bitmiştir artık. Kendine güveni yok, kendi haysiyetine bile hakaret eden, milletine, vatanına tepeden bakanların ayaklarını öpmekten ar etmeyen bu nesilden beklediğim birşey yok. Sömürgecilere, modern silahlarla donatılmış düzenli ordularla başaramayacakları zaferleri kazandıran bu nesil, onların artıklarıyla yaşamaktan utanmaz olmuş." Sayfa 189.

     "Amerika'da din adamlarının vaaz ve nasihatlerde yaptıkları tek şey, insanın kalbiyle Allah arasında bir bağ kurma çabası. Fakat hiçbir Hristiyan din adamı duymadım ki bir kulun günlük hayatında iyi bir Hristiyan olması için belli ve somut kurallar önersin." Sayfa 235.

     "İngiliz ve Fransız sömürgeciliğine dolarları, uçak, top, tank ve atomları ile destek olan Amerika, dünyanın her yerinde onların günden güne azalan itibarlarını düzeltir. Özgürlük için savaşan yurtseverleri acımasızca öldürür. Birleşmiş Milletler'de pervasızca özgürlük davalarını sabote eder. Besleme yazarlarımıza göre bu Amerika, hür dünyada özgürlük himayecisidir. Adı var kendi yok olan bu 'hür dünyada'." Sayfa 237.

     "Batının entrikalarına aldanan ya da aşağılık kompleksine düşen bazı politikacılarımız ve yazarlarımız soruyorlar; 'güçlü düşmanlarımız karşısında başka ne yapabiliriz?' Yapacağımız şey basit, bize zararlı bir eli kıramıyorsak onu öpmemiz gerekmez. Halbuki öpüyoruz. Bu bakımdan en azından düşmanlarımıza karşı kutsal bir kin beslemeliyiz ve bu dini çocuklarımıza miras bırakmalıyız. Belki Emperyalist beyaz adamın kinine kinle karşılık verme fırsatı bulurlar. Beyaz adam bizi tekmelerken, biz tutuyoruz evlatlarımıza onun uygarlığını cihanşumul ilkelerini, yüce faziletini anlatıyoruz.

     Çocuklarımıza bizi uşak olarak kullanan, şerefimizle oynayan düşmanımıza hayranlık ve saygı duymayı telkin ediyoruz. Halbuki milyonlarca çocuğumuzun kalbine, düşmanlarımıza karşı kin ve nefret duyguları yerleştirmeliyiz. Emperyalist beyaz adamın bütün insanların düşmanı olduğunu, onların körpe beyinlerine yerleştirmeliyiz. Eline geçen ilk fırsatta ona gereken dersi vermesi gerektiğini anlatmalıyız ve inanmalıyız ki böyle yaptığımızda Batı sömürgeciliği iflas edecektir." Sayfa 242, 243.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...