Aliya İzzetbegoviç-İslami Yeniden Doğuşun Sorunları. Fide Yayınları, 3.Baskı 2010.
"Halk cahildir ve bu yüzden ahlaksız liderlere tahammül etmektedir. Liderler ise bencildir ve halkı bilinçlendirmemektedirler. Kurumlar da ortamın kültür seviyesinin sonucudur." Sayfa 16.
"İslam halklarının gerilemesinden dolayı sorumlu olan İslam mıdır, sorusunun cevabı; şahsi ve toplumsal hayattan İslam'ın dışlanması olmasın?" Sayfa 30.
"İslam, zulme karşı direniş ve cesareti ister. Şura suresinin 39. ayetinden, zulme boyun eğen kimselerin Müslüman olamayacağı hükmü çıkarılabilir. Ancak toplum, ödleklerle ve yerli veya yabancı olsun iktidar sahiplerine yağcılık yapan kimselerle doludur.
Moğolların hazırladığı mezbahaneye sakin, direnç göstermeden ve koyun sürüsü gibi yürüyen Bağdat'ın binlerce vatandaşı kesin olarak artık Müslüman değillerdi." Sayfa 30.
"İslam alkolü yasaklamıştır. Fakat alkol, arkasında aile ve sosyal alanlarda yıkım bırakarak birçok Müslüman ülkesinde üretilmekte ve içilmektedir.
İslam, bütün Müslümanların kardeşliğini farz kıldı. Fakat Müslümanlar birlik değiller. Hatta başkalarının hesabına aralarında savaş yapmaktalar.
İslam, toprağın topluma yani bütün Müslümanlara ait olduğunu ilan eder. Ancak muktedir azınlığın, milyonlarca köylüyü topraksız bırakarak en büyük payı gasp ettiği görülür.
İslam, Müslümanlar kardeştir der. Fakat büyük toprak sahipleriyle köylülerin kardeş olmadıkları bir gerçektir.
İslam, hakiki olarak uygulanması halinde, sosyal farklılıkların gittikçe azalmasına sebep olacak olan, zenginlerin malında fakirlere ait bir payın bulunduğu kuralını söyler. Ancak birçok Müslüman şehri aynı zamanda, azgın savurganlık ve sınırsız sefalet örneklerini sergiler." Sayfa 31.
"İlk halifeler olan Hz Ebubekir ve Ömer, haremler kuran ve hizmetçilerle sarayların kalın duvarları arasına kapanan, cihad yerine yağma seferleri tasarlayan ve icra eden 'haleflerine' nasıl hükmederlerdi acaba?" Sayfa 32
"Halklar layık oldukları iktidarlara sahip olurlar. Yalnızca iyi ve sağlıklı halklar, iyi hükümet sahibi olurlar." Sayfa 32.
"İslam dünyasında rastladığımız her şeyin, aynı zamanda İslami olduğu, daha doğrusu Kur'an-ı Kerim'in prensiplerine dayalı olduğunu düşünmekten daha büyük bir hata olamaz." Sayfa 39.
"Bazı bölgelerde kadının yüzünün örtünmesi (peçe) olayı bilinmeyen bir hadise iken, başka bölgelerde bu uygulama dogma mertebesine yükseltilmiş ve adeta din savunulur gibi savunulmaktadır." Sayfa 40.
"Kendi evindeki kadın; anne olmakla beraber aynı zamanda bir eş, daha sonra bir şekilde sağlıkçı, aşçı, diyetisyen, hijyenist, pedagog ev bütçesinin ekonomisti, terzi ve ev dekoratörüdür. Bazıları ona 'ev mühendisi' derler." Sayfa 47.
"Kadının eşsiz annelik yeteneği, belki de onu başka biçimsiz işler için beceriksiz kılmaktadır.
Kadının, daha çok kalp, içgüdü, sevgi ile ölüme ve her türlü sıkıntıya meydan okuyan yapıdaki annelik görevi, hesapçılık ve soğuk (duygusuz) değerlendirmeleri, memuriyeti, cansız eşya ile alakalı olan işleri başarılı olarak icra etmesini neredeyse imkansız kılar." Sayfa 49.
"Kur'an çok eşliliğe neden izin verdi? Büyük ihtimalle cevap şudur: Çünkü zinayı kesin olarak yasakladığı veya Avrupa tipi şekli (yani yalancı) tek eşlilik ile yetinemediği içindir.
Yani burada mesele, İslam toplumunda çok az rastlanan ve açık olan çok eşlilik ile Batıdaki, yaygın fakat gizli çok eşlilik arasındaki seçimdir" Sayfa 58.
"Belki bu durum, İslam ahlakının, sevgi ve merhametin yerine daha çok, hak ve adaleti öncelediğinin cevabıdır." Sayfa 74.
"Kur'an, kendine ait olan kadın eşitliği anlayışını ilan eder. Bu eşitlik, her şeyden evvel kadının insan olarak aynı değerde olduğudur. Erkek ve kadın eşit değerdedir fakat farklıdırlar. Kur'an farklılıkları silmek istemediği gibi onları ayakta tutmaya çalışır ve işte Avrupa ve İslam arasındaki fark buradadır." Sayfa 77.
"Herhangi bir kanun kitabının yapmadığı bir şekilde, faiz ve tefeciliği sert bir şekilde kınayan, güçlü toplumsal vurgu ve ahlak anlayışına sahip olarak Kur'an; çalışanların tarafında olduğunu ve her türlü hazırcılığa, sömürüye ve rantiyeye dayalı hayata karşı olduğunu açık bir şekilde gösterir." Sayfa 81.
"Din söz konusu olduğunda, insanları inanan ve inanmayanlar olarak ayırırız. Bu tanımda, en kalabalık olan üçüncü topluluk eksiktir. Onlar, kendini inanan sayan ve öyle ifade eden fakat hakikatte öyle olmayan kimseler topluluğudur.
Onlar az ya da çok Allah'a ibadet eden, dinin belli bazı adet ve sembollerini yerine getiren, fakat onlar korkudan savaş alanından hemen kaçan, ticarette son derece soğukkanlı olarak aldatan, vicdan azabı duymadan başkasının sırtından geçinen, içki içen ve eğlenen, bin sene yaşayacakmış gibi hayatlarını, mallarını ve makamlarını korkuyla koruyan ve kendilerinden güçlü olanlara esirmişçesine yalakalık yapan kimselerdir. Bu tip insanların en belirgin özellikleri korkudur. Hayat için korku, mal için korku, makam ve mevki için korku." Sayfa 83.
"Bugünkü İslam dünyası, içinde gerçek dinin az, fakat sözel, şekli dinin çok olduğu bir yapıdadır. Hiçbir yerde dine adanmışlık yok. Din kayıtsız olarak öne çıkarılır ancak aynı dinin somut talepleri pratikte çok az yerine getirilir." Sayfa 83.
"Kur'an tartışmasız bir semboldür ancak kanun olmaktan çıkmıştır. Kur'an, okunmak yerine güzel sesle seslendirilip yorumlanmaktadır.
Seslendirmekle ne Araplar ne de Arap olmayanlar artık onun manasına ulaşamıyorlar. Bazen tatlı tatlı uyaran ve davet eden, bazen tehdit eden, yüksek sesle haykıran fakat her zaman ve yeniden tüm insan hayatının değişmesini talep eden hükümleri tanınamamaktadır." Sayfa 84.
"Din, rahatlık değildir. O çağrı, görev, taleptir. Gerçek inanan bir nesil, sadece şuursuz bir dini aidiyet içinde bulunan düzinelerce nesilden çok daha fazla şey yapabilir." Sayfa 84.
"İslam dünyasında gelecekte gerçekleşecek devrim; çok kısa süre içinde hayatın bütün alanlarında yepyeni yollar açabilecek, her türlü işgalciyi firare zorlayacak, sefaleti, hurafeciliği, adaletsizliği, cehaleti yok ederek, şimdi ihmal edilmiş geniş bir alanda insanlığın ve kültürün yeni devresini açacaktır." Sayfa 85.
"Avrupa Yahudileri -Eşkenaziler- İsrail nüfusunun çoğunluğunu oluştururlar. Dahası onlar, hükümette, askeriyede ve bürokraside bütün önemli mevkileri ellerinde bulundururlar. Ortadoğu kökenli Yahudilerse genelde vasıfsız iş gücüdür. Daha önce Araplarla hiç teması olmayan Eşkenaziler, Araplara karşı olan sert ve aşırı tutumun taraftarlarıdır. Onlar Fransa, Rusya ve Almanya'dan gelmiş, çok iyi silahlanmış, eğitilmişler ve acımasızca yerli halkı kovarak yeni devlet için hayat alanı yaratmaktalar.
Yahudilerin Avrupa'ya sürgün edilmesi tepkisi üzerine ortaya çıkan Siyonizm, tüm zehrini, kin ve intikamını, Yahudilerin her zaman emniyet ve koruma altında yaşadıkları bölgedeki Araplara karşı kustu." Sayfa 90.
"Yahudi Ansiklopedisi, İspanya'daki Arap hakimiyeti altındaki Yahudilerin hayatlarının 'o zamana kadar özellikle kültürel planda kıyaslanamayacak derecede ilerleme kaydettiğini' kesinlikle itiraf eder." Sayfa 92.
"Eğitimli, sert ve pervasız düşmanımız, Müslüman ülkeleri teker teker işgal ederken, biz gençliğimize nazik olmasını, kaderine boyun eğmesini, her türlü iktidarın Allah'tan olduğuna göre, her türlü iktidara itaat içinde olmasını öğretiyoruz.
Günümüz uyanış asrında, bizzat İslam düşüncesinin savunucuları veya kendini öyle tanımlayan kimselerin her türlü karşılaşmayı rutin olarak kaybetmeleri ancak bu şekilde açıklanabilir.
Müslüman halkları idare eden kimselerin İslam içinde terbiye görmüş ve İslam düşüncesinden esinlenmiş kişilerden olmalarından daha tabii ne olabilir? Ancak onlar idare etmek için değil idare edilmek için eğitilmişlerdir.
Fitne, esaret ve adaletsizlik dolusu olan bir dünyada gençliğe, sakınmasını, sakin olmasını, itaat etmesini öğütlemek, aynı zamanda kendi halkının ezilmesi ve esir edilmesinde ortak olmak değil midir?" Sayfa 126, 127.
"Eğer devrim; adalet, eşitlik ve özgürlükse o zaman Allah olmadan imkansızdır. Daha doğrusu, bu ilkeleri Allah olmadan da öne çıkarmak ve bayraklara yazmak mümkündür. Fakat Allah olmadan onları gerçekleştirmek mümkün değildir." Sayfa 131.
"Allah resulleri, hiçbir zaman sadece unutulmuş kült veya ihmal edilmiş ibadetleri tesis etmek için gelmediler. Onların her zaman, bozulan ahlaki ve sosyal ilerlemeyi yenileme görevleri vardır." Sayfa 133.
"Müslüman devletlerin hemen hepsi bağımsızlığı mücadele edip kazandılar. Fakat Batıya olan ekonomik ve daha da kötüsü manevi bağımlılıkları aynı kaldı.
Daha özel bir bela ise halkıyla her türlü bağını kaybetmiş olan, belli entelektüel sınıf içindeki 'yerli' yabancılardır. Bu 'aydınlar takımı' İslami olan halka, Batılı gayri İslami reçete ve çözümler sunarlar.
Müslüman ülkeler kesin olarak ortak çıkarlara ve ortak düşmanlara sahiptirler ve birbirlerine doğal müttefiktirler. Yine de bununla ilgili bilinç yavaş ilerlemekte ve Müslüman ülkelerin resmi siyaseti üzerinde pratikte etkisizdir.
Müslüman ülkelerin çoğundaki İslami kurumlar ve onun yüksek temsilcileri, görevlerini yerine getirmede her türlü bağımsızlıklarını kaybettiler. Onlar, İslami fikir ve çıkarların savunucuları değiller. Aksine, iktidardaki rejimlerin memurlarıdırlar.
Bir ülkede kralın feodal düzenini savunurlar, başka bir ülkede hutbeleri hükümet yazar ve doğal olarak işine gelenleri duyururlar, üçüncüsünde yüksek din memuru olarak, hükümetin apaçık gayri İslami olan tedbirlerini savunurlar, dördüncüsünde cahiliye mazisinin kutlanmasını sakin olarak karşılarlar.
Müslüman ülkelerin iktidar sahiplerinin çoğunun özel hayatı apaçık gayri İslamidir ve din memurları bunlara karşı seslerini yükseltme cesaretini gösteremezler. Onların görevi, devlet törenlerinde devlet başkanlarının sağlığına dua etmektir." Sayfa 134, 135.
"Her yeni okuma, Kur'an'da yeni bir şeyi keşfeder. Tabii ki Kur'an aynı kalmıştır. Fakat değişen bir şey vardır: Siz, sizin şahsi şartlarınız veya yaşadığınız dünya değişmiştir. İşte bu değişimler, daha önce fark etmediğiniz katmanları Kur'an'da keşfetmenize imkan sağlar." Sayfa 144.
"Kur'an okunması, bilinen-bilinmeyen ülkelere yolculuk yapmak gibidir. İki insan aynı yoldan geçer fakat biri tecrübe ve tesirlerle dolu olarak, diğeri de sanki gözleri kapalıymış gibi döner. Bu durum, geçtikleri şehir ve manzaralara bağlı değil (onlar aynıdır), kişilere bağlıdır. Herkes Kur'an'da kendisinin değeri kadarını bulacaktır." Sayfa 147.
"Sahabeler, hayatlarıyla fedakarlıklarıyla hicretleriyle ve onu takip eden her şeyleriyle imanlarını teyit ettiler. Bizlerse tersine, pasifliğimizle, teslimiyetçiliğimizle, başarının, kariyer ve para arkasından koşturmamızla sadece gördüğümüze inandığımızı gösteriyoruz.
Onlar din için ölüyor, dahası onun için yaşıyorlardı. Bizse çeşitli korkulardan, kalp krizi, trafik kazası, şişmanlık ve stresten ölüyoruz. Tek kelimeyle onlar Allah'tan, bizse insanlardan korkuyoruz. İtiraf etmeliyiz ki fark çok büyüktür." Sayfa 151.
"Kur'an'ın içinden bakarak, İslam'ın her şeyden önce iki şartı vardır: İlki iman etmek, ikincisi de iyilik yapmaktır. Eğer birisi söz konusu iyiliğin sadece namaz, oruç ve zekatla sınırlandırılabileceğini düşünüyorsa o kişi her şeyden evvel kendine karşı büyük bir adaletsizlik yapıyor ve İslam'a çok kötü hizmet ediyor demektir." Sayfa 157.
"Namaz, hedef değil araçtır." Sayfa 160.
"Eğer senin ruhun, Allah'a olan imanla ve davranışların iyilik etmekle doluysa onlar İslam'a aittir. Yok eğer bunlar yoksa namaz, oruç, zekat, hac ve benzeri ibadetler diğer bütün boş inançlar gibi anlamsızdırlar." Sayfa 161.