Ana içeriğe atla

Günümüz Tefsir Problemleri-M.Said Şimşek



Günümüz Tefsir Problemleri-M.Said Şimşek. Esra Yayınları, Ekim 1995.

     "Nisa 59'da, Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkların Allah ve Resulüne götürülmesi istenmektedir. Anlaşmazlığın Allah'a götürülmesi; Allah'ın kitabı olan Kur'an'a götürülmesi şeklinde, Rasulullah'a götürülmesi ise vefatından sonra sünnetine götürülmesi şeklinde tecelli eder." Sayfa 20.

     "Hicri 5.asırda Haçlı saldırıları, ardından 6.asırdaki Moğol istilaları, İslam aleminde önemli çözülmelere neden oldu. İlimde duraklama, ardından taklit ve şerh dönemi başlamış, bu devirlerde yaşayan müfessirler kendilerinden öncekilerin görüşlerini nakletmek suretiyle eser vermişlerdir. Kendi çağlarının problemlerinden çok, nazari tartışmalarla meşgul olmak, her meselede bir takım taksimat ve maddelemeler yapmak, bu konuda kendilerinden öncekilerin görüşlerini nakletmek ve mensubu oldukları mezhep ve fırkanın daha isabetli olduğunu ispatlamakla meşgul olmuşlardır. Böylece tefsir faaliyeti, sosyal problemlere çözüm üretmekten uzaklaşmıştır. İlmi gerilik, İslam aleminin diğer alanlarda da gerilemesi ile sonuçlanmıştır." Sayfa 27.

     "Batı medeniyeti, Hristiyanlığın temsilcisi olan kiliseye başkaldırarak gelişme göstermiştir. Bunun sonucu olarak da din karşıtı bir medeniyet olarak ortaya çıkmıştır. Batı medeniyeti, siyasal ve sosyal yapı itibarı ile dini ya tamamen dışlar ya da onu yeryüzünden silerek göğe, yahut kalplere hapseder. Bir yönüyle dine ve Allah'a başkaldırı hareketidir. Yeryüzünde Allah'ın herhangi bir etkinliğinin olmamasını savunur.

     İslam alemindeki din karşıtı akımların beslenme kaynağı bu medeniyet olmuştur. Batıda karşı gelinen Hristiyanlıktı ama İslam aleminde de İslam dini Hristiyanlık konumuna oturtulmuş ve çoğu zaman Batıda Hristiyanlığa yöneltilen eleştiriler aynı ile İslam dinine yöneltilmiştir. 

     Bu nedenle İslam dinine karşı olan akımlar, karşı olma noktasında farklı üsluplar sergilese bile amaç; dinin etkinlik sahasını ya tamamen ortadan kaldırmak ya da daraltmaktır." Sayfa 30.

     "İctimai (toplumsal) tefsir ekolünde (Muhammed Abduh ile başlamıştır), Kur'an, toplum için inmiştir. Bu yüzden tefsir yapılırken çağın toplumsal sorunları, Kur'an ayetlerinin ışığında çözüme bağlanmalıdır. Yani tefsirin konusu insan, insanın hidayeti, toplumsal meseleler olmalıdır." Sayfa 35.

     "Bu eğilime (toplumsal tefsir ekolü) mensup olanlara göre, önceki tefsirler fantazi türünden konuları öne çıkarmış, hayattan uzak tefsirlerdir. Kimi İsrailiyata dalarken, kimi dil kuralları üzerinde durmuştur. Kimi de mezhebi kavgalar ve nazari çatışmalarla doludur. Halbuki tefsir, Müslümanın günlük hayatını ilgilendiren meseleleri ele almalıdır." Sayfa 36.

      "Abduh'un öğrencisi Reşit Rıza, namaza devam edilmesi gerektiğini bildiren Bakara suresinin 238. ayetini tefsir ederken, namaz kılmamanın sebep olduğu toplumsal hastalıkları söz konusu ederek şöyle der:

     'Müslüman halk içinde birçok kimse namaz kılmaz olmuştur. Bunlar arasında kendilerini modern kimseler olarak takdim edenlerce, İslam dini bir inanç olmaktan çıkmış, siyasi bir kimlik halini almıştır. Namazın terk edilmesi ve dinin hafife alınmasının bir sonucu olarak da  meyhaneler, kumarhaneler, ahlaksızlık yuvaları her tarafa yayılmıştır. Haram kazanç yaygınlaşmış, toplum fertleri arasında sevgi ve şefkat ortadan kalkmıştır.' " Sayfa 47.

     "Kur'an'ın akla verdiği değer, düşünmeyi emreden ayetlerin çokluğundan da anlaşılmaktadır. Abduh'a göre de İslam akılcı bir dindir. Ona göre; Allah hesap gününde bize kitabı hakkında başkalarının ne demiş ve ondan ne anlamış olduklarını değil, göndermiş olduğu kitabı anlayıp anlamadığımızı ve onun doğrultusunda hareket edip etmediğimizi soracaktır.

     Bu nedenle bu ekol mensupları, her fırsatta taklidi eleştirir, onu reddeder ve insanları düşünüp muhakeme etmeye çağırırlar." Sayfa 49.

     "M.Abduh'a göre, İslam'ın ikinci temeli akıldır ve akıl ile nakil (hadis) çatıştığında, aklı nakle tercih etmek gerekir." Sayfa 50.

     "Mutlak akıldan söz etmek de imkan dışıdır. Kişinin hisleri, arzu ve istekleri, tecrübe ve birikimi de muhakemesi üzerinde etkilidir. Nitekim ekolün kurucusu Muhammed Abduh da aklın zaaflarını gündeme getirir." Sayfa 53.

     "Aklın doğru bir sonuca ulaşabilmesi için, yeterli veriye ihtiyacı vardır. Eksik malzeme ile yola çıktığında, (meleklerin Adem'in yaratılışı hakkında söyledikleri gibi) yanlış sonuca varabilir. Akıl yürüten kişi, Şeytanın yaptığı gibi hissi davranıyor da olabilir. 

     Önemli olan yanlış bir muhakemeye gidildiğinde, meleklerin yaptığı gibi yanlıştan vazgeçmektir." Sayfa 54.

     "Bu ekol (toplumsal tefsir) mensupları, İslam aleminin içine düştüğü olumsuzlukların temel nedenlerinden biri olarak gördükleri taklidi her vesileyle gündeme getirir, taklidi savunanları şiddetle eleştirirler.

      Ekol mensuplarının taklide karşı çıkmaları, İslam aleminde yeni arayışları cesaretlendirmiştir. Gerçi onların taklide karşı çıkmaları, muhafazakar çevreler tarafından geçmiş alimlere karşı bir başkaldırı ve dinden sapma şeklinde değerlendirilmişse de bizzat bu çevrelerde bile, sınırlı da olsa yeni arayışların ortaya çıkmasını sağlamıştır." Sayfa 56, 57.

     Şu veya bu nedenle asırlardır İslam aleminin Kur'an ve Sünnet eğitiminden uzaklaşması ile bidat ve hurafelere gömüldüğü inkar edilemez bir vakıadır. 

    Bidatlerin yayılmasının nedenlerinden biri de kimi alimlerin bidatı; hasene (iyi) ve seyyie (kötü) şeklinde bir ayrıma tabi tutmalarıdır. İçtimai tefsir ekolü mensupları, bidat ve hurafelere savaş açmış ve her fırsatta bu konuda ümmeti uyarmaya çalışmışlardır." Sayfa 58.

     "Abduh, 'Andolsun ki sana gelen ilimden sonra, eğer onların heveslerine uyacak olursan, o zaman zalimlerden olursun.' (Bakara 145) ayetini tefsir ederken şöyle der: 'Bu hitap, Allah katında en yüce makama sahip Peygambere yöneltilmiştir. Allah'ın emirlerini bırakıp insanların heva ve heveslerine tabi olan kimse, Allah katında en değerli biri olsa bile, kendisine şiddetli biri azapla cezalandıracağını haber vermekte. Bu şiddetli tehdidi okuduğumuz halde, insanların heva ve heveslerine tabi olmaktan, bidat ve sapıklıklarında onların yanında yer almaktan sakınmıyoruz.' 

     Abduh'un öğrencisi Reşid Rıza, üstadının bu sözlerinin naklettikten sonra şöyle bir ilavede bulunur: 'Bu bidat ve hurafeleri farkına varanlar bile, bunlara karşı çıkanları küçümsüyor, onları aşırılıkla suçluyorlar. Bu bidatlerde bir takım hayırların bulunduğunu dahi ileri sürüyorlar. Mesela, bidat olan Mevlid merasimlerinde, bidatın yanı sıra Allah'ı zikretme de söz konusudur diyorlar." Sayfa 59, 60.

     "Ekol mensuplarının itiraz ve eleştirilere en çok muhatap oldukları meselelerden biri; sahih rivayetlere gereken önemi vermemeleridir. Çünkü akıl ve nakil çatışmasında, aklın tercihini savunurlar." Sayfa 68.

     "Müfessirlerin büyük çoğunluğu, Felak ve Nas surelerinin nüzul sebebinin, Lebid b.Asam'ın Peygambere büyü yapması olduğunu söylerler. Bu büyüyle Peygamberin hastalandığı, bunun üzerine Felak ve Nas sureleri indirilerek bunlarla tedavi olduğu söylenir.

     M.Abduh, bu konuda şöyle der: 

     'Bu rivayet, müşriklerin 'Siz ancak büyülenmiş birisine tabi oluyorsunuz' (İsra 47) ayetinde geçen sözlerini doğrular mahiyettedir. Büyünün varlığına dair Kur'an ayetini delil getiriyorlar ama büyüyü Peygamberden nefyeden ve bunu müşriklerin iftirası sayan Kur'an ayetinden yüz çeviriyorlar. 

     Peygamber asla büyülenmiş değildir. Büyülendiğine dair hadisin sahih olduğunu farzetsek bile, bu hadis ahad haberlerdendir ve itikat konularında ahad haberler delil olarak kabul edilmez. Peygamberin aklının, büyünün karıştırmasından korunmuşluğu itikat meselelerinden biridir.'

     Abduh, görüşünden dolayı ağır eleştirilere maruz kalmış olmalı ki öğrencisi Reşid Rıza da Peygamberin sadece hanımlarına yaklaşması konusunda büyülenmiş olduğunu kabul ettiğini belirtir.

     "Özet olarak belirtmek gerekir ki bu ekol mensupları sünnete karşı değiller. Ne var ki metin tenkidini bolca yapmışlardır. Bu tavırları birkaç sahih hadisin değerine zarar verebilir ama ümmetin dikkati, zayıf ve uydurma rivayetlerin eski tefsir kitaplarını doldurduklarına da çekilmiş olmaktadır." Sayfa 70, 71, 72.

     "Rivayetlerde Kabe'yi yıkmak üzere gelen Ebrehe ve ordusunun üzerine kuş sürüleri gönderilmiş ve bu kuşlar taşıdıkları küçük taşlarla onlara saldırmışlardır. Atılan taşlar askerlerin vücutlarını delip geçmiş ve onları helak etmiştir. 

     Abduh ve ona tabii olanlar, İkrime'den gelen ve o yıl Arabistan Yarımadası'nda çiçek hastalığının görüldüğünü bildiren rivayetine dayanarak, ayetteki kuş sürülerinden maksadın sinek veya sivrisinek olabileceğini, bunların ayaklarında mikroplara bulaşmış kurumuş çamur taşımış olmaları ihtimalinin bulunduğunu ve bu sineklerin getirdikleri mikroplarla fil ordusunun çiçek hastalığına yakalanarak telef olduklarını belirtirler.

     Aslında Abduh bu yorumuyla olayı çağdaşların akıllarına yaklaştırmayı hedeflemiş olmakla birlikte, asıl yakalamak istediği incelik şudur: Ebrehe büyük bir orduyla Kabe'yi yıkmaya gelmişti. Beraberinde de yeryüzünün en iri cüsseli hayvanı olan fil getirmişti. Yüce Allah yeryüzünün cüsse bakımından en küçüğü olan mikroplarla ona karşılık verdi. Böylece kudretinin azametini gösterdi.

     "Merhum Elmalılı, Abduh'un bu görüşünü eleştirirken gayet nazik, fakat bir o kadar da etkili bir üslup kullanmakta ve özet olarak şöyle  demektedir: 'Abduh'un Allah ve Resulünü sevdiğine, üstün sözün Kur'an'ın sözü olduğuna tam bir iman ile bağlı bulunduğuna ve İslam alemine Batılıların tasallutundan kurtarmak için Müslümanları uyarma konusunda büyük çaba harcadığına dair en ufak bir şüphemiz yoktur. Ancak yaptığı yanlışa dikkat çekmek de hakkı bilenlerin bir görevidir. Abduh'un kendi görüşünü, rivayetlerin ittifak ettiği bir görüş olarak sunması tam bir garabettir." Sayfa 74, 75.

      "Birtakım hata ve eksikliklerine rağmen, bu içtimai tefsir ekolünün çağımıza damgasını vurduğu, tefsir faaliyetine yeni bir boyut ve heyecan kattığı, asırlardır birtakım akademik ve lüks denebilecek meselelere takılıp kalan tefsir faaliyetini topluma indirdiği inkar edilemez bir vakıadır." Sayfa 77.

     "Batıda ortaya çıkan bilimsel atılım ve bu bilim sonucu gerçekleştirilen teknolojinin İslam alemine intikal ettirilmesinden sonra, bilimsel tefsir ekolüne büyük bir rağbet oldu." Sayfa 79.

     "Gazali'ye göre, tüm ilimler Allah'ın sıfatlarının bir eseridir. Allah'ı tanımak için bütün bu ilimlerin bilinmesi gerekir. Mesela Allah şifa verir. Allah'ın şifa verdiğini bilebilmek için, tıp ilminin tamamının bilinmesi gerekir." Sayfa 81.

     " 'Biz sana kitabı her şeyin açıklaması olarak indirdik' (Nahl 89) ayeti ile 'Kitapta herhangi bir şeyi eksik bırakmadık' (Nahl 38) ayeti, bu ekole mensup olanların görüşlerine destek olarak ileri sürdükleri başlıca delilleridir " Sayfa 82.

     "Bütün insanlığa gönderilen ve gönderildiği tarihten itibaren kıyamete kadar peygamberliği devam edecek olan Hz Muhammed'in mucizesi, diğer peygamberlerin mucizelerinden farklı olmalıydı. Her yere taşınabilir, her nesil ve topluma hitap edebilir yönleri bulunan bir mucize olmalıydı. Öyle de oldu. Nitekim Hz Peygamber bir hadisinde; her peygambere mucize verildiğini, kendisine ise sadece Kur'an'ın verildiğini ve bu nedenle kendisine tabi olanların, diğer peygamberlere tabi olanlardan daha çok olmasını umduğunu belirtmektedir. (Buhari, Itisam 1, İman 239. Ahmet b. Hanbel, Müsned 4/144.

     "İlhadi tefsir eğiliminde, Allah'ın emirlerinin işlevsiz kılınması ve yasaklarının çiğnenmesi için Allah'ın ayetleri istismar edilmektedir. İlhadi tefsir çeşidinin her zaman kötü niyetten kaynaklanmadığını da belirtmek gerekir.

      İlhali tefsir eğilimine mensup olanların, günümüzde sıkça dile getirdikleri birkaç husus şunlardır: 

-Kur'an'dan bir takım ayetler getirilerek, İslam'ın kimi beşeri sistemlerle özdeşleştirilmesi. -İslam'ın ceza ve emirlerinin, Kur'an'ın indiği döneme ait olduğunun iddia edilmesi.
-Kur'an'da Peygamberimizin nebilerin sonuncusu olduğunun belirtilmiş olduğu ve bu nedenle kendisinden sonra rasulün gelebileceğinin iddia edilmesi." Sayfa 139.

     "Rivayet tefsirlerinde en önemli hata nedeni, rivayetlerin tahkik edilmeden nakledilmeleridir. Ne yazık ki rivayet tefsirlerinin tamamı, farklı ölçülerde olsa da tahkik edilmeyen nice zayıf veya uydurma rivayetlerle doludur." Sayfa 145.

     "Abbasiler döneminde ortaya çıkan ve uzun müddet İslam alemini meşgul eden Batıniyye, Kur'an'ın bir zahirinin ve bir de batınının bulunduğuna, maksadın zahir değil batın olduğunu, nasıl çekirdeğin kabuğu değil içi önemli ise nasların da zahiri değil batınının önemli olduğunu savunmuşlardır. Görüşlerine delil olarak da şu ayeti zikrederler: 'Aralarına kapalı bir duvar çekilir ki onun içinde rahmet vardır, dış yönünde de azap.' (Hadid 13). Oysa ayetin Batınilerin iddiaları ile hiçbir ilgisi  yoktur." Sayfa 151.

     "Kur'an'ın bir zahiri ve bir de batının bulunduğunu ileri sürenlerin en çok kullandığı; 'Kur'an yedi harf üzere indirilmiştir' rivayetidir.

     İbni Teymiyye'nin de belirttiği gibi, söz konusu rivayeti ilim ehlinden hiç kimse rivayet etmemiştir ve hadis kitaplarında böyle bir rivayet yer almamaktadır. Sahih olmayan bir rivayetin kültürümüz üzerinde bu denli bir etkiye sahip olması tasavvufun etkisiyle olmuştur.

     İmam Gazali dahi İslam dinine ve müslümanların kültürlerine yabancı fikirlerin daha çok tasavvuf kanalı ile  girdiğini itiraf eder." Sayfa 152, 154.

     "Tasavvuf ehli ile ilim ehli arasında ortaya çıkan tartışmalarda, ilim yönünden daha geri olan mutasavvıflar, getirilen deliller karşısında bocalayınca, kimi zaman kendilerini nasların batınına vakıf oldukları iddiasıyla savunmuşlar, kimi zaman ilimlerini gizli kanallardan aldıklarını söylemişler, kimi zaman ledunni bir ilme sahip olduklarını iddia etmişler ve kendilerine karşı çıkanları, kışır (kabuk) ehli olarak itham etmişlerdir. Netice olarak batın iddiası, tasavvuf ehli için tartışmalarda cankurtaran simidi olmuştur." Sayfa 154.

     "Bilindiği gibi tasavvuf ehlinin bir kesimi, bu batini ilmin Hz Ali kanalıyla, bir kesimi de Hz Ebubekir kanalıyla kendilerine ulaştırıldığını söylerler. Bu iddia İslam'ın temel prensipleri ile uyuşmadığı halde, her nasılsa İslam kültüründe yaygınlık kazanmıştır. Çünkü bu iddia, Ehli sünnet dahil diğer fırkaların da peygamberler hakkında kabul ettikleri tebliğ sıfatına aykırıdır.

     Bu iddiaya göre peygamber, dini bir ilmi gizlemiş ve onu sadece bir iki sahabeye tebliğ etmiştir. İster istemez aklımıza şöyle bir soru geliyor: Nasıl oluyor da sahabe böyle bir ilmi taşıma kapasitesine sahip değil ama sonraki dönemlerde ve günümüzde milyonlarca kişi, aralarında bu kadar cahiliyle birlikte bu ilmi taşıma kapasitesine sahip olabiliyor?" Sayfa 155.

     "Hz Ali döneminde de peygamberin kendisine gizli bir ilim öğrettiği iddiaları ortaya atılmış olmalı ki bu konu kendisine sorulmuş ve kendisi böyle bir şeyin olmadığını açıkça belirtilmiştir. (Buhari, Cihad 171). Sayfa 156

     "İmamlarının masumiyetine inanan Şia, onların sözleri olarak nakledilen rivayetlerle dini naslar arasında bir çelişki bulunduğunda, imamlarının sözlerinin nasların batınına uygun olduğunu ileri sürer ve böylece imamlarına nisbet ettikleri masumiyet inancını korumuş olurlar." Sayfa 156.

     "Batıni tefsire örnek olarak:

- Abdülaziz et Dabbağ: 'Allah gaybı bilendir. Gaybına kimseyi muttali kılmaz.' (Cin 26) ayetinin, cahil Arapları ve başka insanları bağladığını, kendileri gibi veli kimseleri kapsamadığını söyler.

- Sufiyenin ileri gelenlerinden Muhyiddin Arabi: 'Rabbim yalnız kendisine ibadet etmenizi emretti.' (İsra 23) ayetinin, diğer alimlerin dediği gibi emir ifade etmediğini, hüküm ifade ettiğini söyler ve bunu keşif yoluyla tespit ettiğini belirtir. 

     Ona göre, putlara tapanlar kendilerini Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara ibadet ettiklerine göre, aslında onlar Allah'a ibadet ediyorlar. Bu nedenle Allah puta tapanların dualarını kabul ediyor ve ihtiyaçlarını gideriyor. Bundan dolayıdır ki o putperestlerin hak üzere, hatta Arifibillah muhakkakinden olduklarını savunur." Sayfa 158.

       "Netice olarak, Kur'an tefsirinde Sünnetin gözardı edilmesi mümkün değildir. Kur'an'ın kendisi de bizden bunu istemektedir. Ancak Sünnetin Kur'an gibi korunmadığı da bir gerçektir. Geçmişte nakledilen Sünnet, nasıl gerek senet ve gerek metin bakımından incelenip kritiği yapılmışsa günümüzde de ancak böyle bir kritikten sonra nakledilen sünnete itibar edilir." Sayfa 197.

     "Müslümanların Batılılardan yoğun bir şekilde etkilenmesi iki dönemde olmuştur. İlki Yunan felsefesinin Arapçaya tercüme edildiği Hicri 2. asırda başlar. O günkü felsefenin ilgi alanı metafizikti. Yani inanç konularıydı. Bu dönemde İslam alemi, inanç ve siyasi güç açısından sağlam bir zemindeydi. Ama bununla birlikte felsefenin tercüme faaliyeti İslam kültürüne tevilcilik, batınilik ve ruhçuluk gibi akımların girmesine ve bu akımların Müslümanlar arasında yeşermesine neden olmuştur.

     2.dönem ise içinde yaşadığımız çağdır. Önceki dönemin aksine, bu dönemde İslam aleminin gerek kültürel ve gerekse siyasi açıdan sağlam bir zemin üzerinde olduğunu söyleyemeyiz. Bu sebeple etkilenme alanı da genişlemiştir. Daha önce metafizik alanda olan etkilenme, çağımızda bunun yanında siyaset, hukuk, ekonomi, ahlak ve benzeri sosyal kurumların tamamını içine almıştır. Önceki etkilenmede Müslümanlar hakim konumdayken, bugün mahkum konumuna düşmüşlerdir. Bu nedenle etkilenmenin boyutları da öncekinden çok daha geniş ve daha derindir." Sayfa 200.

     "Batı medeniyetinden etkilenmenin bir sonucu olarak İslam dünyasında iki tip modernist aydın ortaya çıktı.

     İlki her konuda dinin karşı cephesinde yer almıştır. Her vesileyle dine saldırmayı adeta meslek edinmiştir. Bu tip bizi fazlaca ilgilendirmemektedir. Bizi ilgilendiren, din tarafında yer alan modernist tiptir. 

     Bu eğilme mensup olanlara göre din; iman, ibadet ve ahlaktan ibarettir. Dinin sosyal hayatla ilgili emir ve yasakları Kur'an'ın indiği dönemi ilgilendirir. Bunların böylesi dualist bir ruh haline yönelmelerinin nedeni, İslam aleminin mevcut olumsuz konumu ve gözlerini kamaştıran Batı medeniyetinin kendilerince önlenemez başarısıdır. Sayfa 200, 201.

     "İslam dünyası ilk dönem atılımını Kur'an sayesinde gerçekleştirmiştir. O halde ikinci dirilişi de Kur'an sayesinde olabilir. Günümüzde Kur'an anlaşılmaktan çok, sevap kazanmak, ölülere sevap göndermek için okunuyor. Böyle bir okuma ve kutsallık anlayışının, bir medeniyet atılımını gerçekleştiremeyeceği açıktır. Etkili olması, Kur'an'ın  ancak anlaşılmasıyla mümkün olacaktır." Sayfa 293.

     "Kur'an'da Nesih, bir anlamda naslar arasında çelişkinin varlığını kabul etmektir. Oysa Kur'an-ı Kerim, kendi bünyesinde bir çelişkinin bulunmadığını açık bir şekilde ifade eder." Sayfa 300.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...