Ana içeriğe atla

Türkiye'li Müslümanlar ve İstikamet Krizi-Şükrü Hüseyinoğlu



Türkiye'li Müslümanlar ve İstikamet Krizi-Şükrü Hüseyinoğlu. Maruf Yayınları, 2016

     "Yaşadığımız coğrafyada şirkin kurumsal egemenliği söz konusudur. Allah'ın dini ancak egemen şirkin müsaadesi kadar toplum hayatında belirleyici olabilmekte, vücuda getirdiği Bizantinist müesseselerle Allah'ın dinini tanımlayan ve onu temsil etme iddiasında olan da bizatihi egemen şirk olmaktadır.

     Kısacası bu coğrafyada Allah'ın dini hakim değil mahkumdur, belirleyen değil belirlenendir." Sayfa 10.

     "Allah'ın dinine teslim olmak yerine, onu tanımlayıp teslim almaya yönelik politikaların devam ettirildiği mevcut düzene karşı, durulması gereken yer konusunda her dönem Müslümanlar arasında istikamet krizleri yaşandığını görmekteyiz." Sayfa 11.

     "Maalesef Müslümanlar olarak benliklerimizi aşıp, Rabbimizin kitabında bildirdiği ölçü ve ilkeler çerçevesinde bir araya gelerek, hepimizin olacak güçlü yapıları tesis etmek yerine, küçük olsun benim olsun sığlığında ısrar etmekteyiz." Sayfa 26.

     "Artık Müslümanların birbirlerini Allah için ikaz etmeleri, ölçüler ve ilkeler söz konusu olduğunda birbirlerini denetlemeye çalışmaları, hele de birbirlerine Allah için hesap sorabilmeleri pek mümkün olmuyor." Sayfa 28.

     "Anayasa tartışmaları gibi, doğrudan egemenlik ilişkilerinin söz konusu olduğu bir konunun, akideden bağımsız olduğunu öne sürmek ne kadar doğru bir yaklaşımdır?" Sayfa 43.

     "Bugün Müslümanları herhangi bir konuda Kur'ani ölçülerle ikaz etmeye kalkıştığınızda, çoğu kez 'bu senin yorumun' cevabı ile terslenmekte, apaçık Kur'ani ölçüleri bile dile getirmekten çekinir hale getirilmektesiniz " Sayfa 44.

     "Tevhidi proje ile muhafazakar proje arasındaki uzlaşmazlığı fark edemeyenler, zaten sistem içi bir renk tonu ve konumlanma olan muhafazakar projenin kazanımlarını gereğinden fazla anlamlandırarak, kendi projelerini sahipsiz bırakmaya yöneliyorlar." Sayfa 49.

     "Dünyada yükselen adil bir dünyanın kurulması talebine İslam'ın çağrısıyla cevap vermek ve adil bir dünyanın ancak tevhid akidesine teslimiyet ve Allah'ın indirdiği ile hükmetmekle mümkün olacağı hakikatinin şahitliğini yapmakla mükellef olan Müslümanların, bunu yapmak yerine soyut ve seküler adalet söylemine dahil olmaları kabul edilebilir bir yaklaşım değildir." Sayfa 52.

     "Adaletin kaynağı ancak ve ancak yüce Allah, imkanı ve güvencesi de insanlar için bildirilmiş olan hayat kaynağı rabbani hükümlerdir. Adaletin ön koşulu Tevhid akidesidir. Hüküm yalnız Allah'ındır, akidesine dayanmayan her türlü adalet söylem ve arayışı neticede bir aldanıştan başka bir şey değildir." Sayfa 53.

     "Adaleti insanların ortak paydası olarak kavramsallaştıran ve buradan yola çıkarak 'din devletine' karşı 'adalet devleti' şeklinde bir formülasyon ortaya koyan İhsan Eliaçık'ın, bu tezini referans olarak ileri sürdüğü Medine sözleşmesinin 42.maddesinde yer alan;  'taraflar arasında ortaya çıkacak anlaşmazlıkların Allah ve Resulüne götürülmesi gerektiği' kaydı, yüce Allah'tan ve onun Rasulü aracılığıyla bildirdiği ölçülerden bağımsız bir adalet arayışının dayanıksızlığını göstermeye yeterlidir." Sayfa 54.

     "Bütüncül bir hayat nizamı olarak İslam parçalara ayrılamaz, bir kısım ölçüleri alınıp diğer ölçüleri yok sayılamaz. Kendisi dışındaki dünya görüşleriyle sentez edilemez, hakkın yegane temsilcisi olarak dünya ve ahiret saadetinin yegane kaynağı olarak, batılla hiçbir şekilde uzlaştırılamaz. Batılın yanında veya yedeğinde bulunmayı kabul etmez. İslam batılın yanında kendisine hayat Hakkı talep etmeye razı olmaz, onu ortadan kaldırmayı amaçlar. (İsra 81, Enbiya 18)." Sayfa 67.

     "İnsanlık tarihi boyunca Vahyin öğrencileri, toplumların öğretmenleri misyonunu sürdürmüş olan Peygamberler ve onların takipçisi muvahhid öncüler batılla ilkesel bir uzlaşmayı, batılın tanıdığı bir alanda yaşamaya rıza gösterip batılı ortadan kaldırma hedefini terk etmeyi, Allah'ın hakimiyeti iddiasından vazgeçip batılın kanatları altında mahkum olarak var olmayı, payandalaşmayı ve Allah'ın dinini payandalaştırmayı kesin olarak reddetmişler, ölüm gelip çatana dek emrolundukları gibi dosdoğru olarak (Hud 112) mücadelelerini sürdürmüşlerdir/" Sayfa 67.

     "Yıllardır bu ülkede Diyanet kurumu ile bu kurumun atadığı müftüler ve cami görevlileri tarafından, İslam'ın kavram ve şiarları ulus devletinin çıkarları uğrunda pespaye şekilde istismar edilmekte, Rabbimiz tarafından insanlar için bütüncül bir hayat nizamı olarak bildirilmiş olan İslam, kendisine tabi olmayı kabul etmeyen bir batıl otoritenin ve o otoritenin savaşlarının payandası kılınmaktadır." Sayfa 70.

     "Batılı ortadan kaldırıp hakkı ikame etmek, münkerle her alanda savaşmak, Allah'ın hükümlerini hakim kılıp yeryüzünde fitneyi ortadan kaldırmak gibi temel iddialar nice oldu? Şimdilerde revaçta olan, demokratik laik işleyişler içerisinde İslam'ın yaşanabileceği alanlar dilenmek, batılla ve batılın türlü putları ile barışık olarak, onlarla kavga etmeden batılın lütfedeceği alanlarda müslümancılık oyunu oynamak." Sayfa 74.

     "İslam akidesi ile muhafazakar akide, dolayısıyla İslami siyaset ile muhafazakar siyaset arasındaki en temel farklılık; birinin hakla batılın arasını kesin hatlarla ayırmayı amaçlaması, diğerinin ise hakla batılı harmanlayan bir resmi yapıya sahip olarak hak-batıl karması bir toplumsal ve siyasal ortamı oluşturmaya yönelmesidir." Sayfa 74.

     "Anayasa tartışmalarında Müslümanlara yakışan tutum, liberalizmin değil İslam'ın tarafında yer almaktır. Müslümanlar sivil anayasanın değil, İslami anayasanın taraftarı olmalı ve bunu deklare etmelidirler." Sayfa 103.

     "İnsanlığın yaşadığı sorunların çözümünün İslam'da olduğu inancı ve söylemini baskılamak, hiçbir pratik karşılığı olmayan nostaljik bir slogan muamelesi yapmak ve hatta alay konusu haline getirmek, son dönemlerin moda tutumu haline geldi." Sayfa 119.

     "Çözüm İslam'da' söyleminden vazgeçmek, İslam olmadan da adaletin mümkün olacağını kabul etmektir ki bu beşer aklını mutlaklaştırmak ve ilahlaştırmak anlamına gelecektir. Oysa adaletin kaynağı ancak ve ancak alemlerin rabbi yüce Allah'tır ve onun ölçülerinden başka ölçülerle adaletin gerçekleştirilebilmesi mümkün değildir." Sayfa 121.

      "Doğru olan, mücadele alanlarında olmak adına ilkeleri aşındırmak değil, mücadele alanlarını ilkelerle biçimlendirmektir." Sayfa 129.

     "Allah'ın dinini iktidar talebinden vazgeçirme ve mevcut sistem içinde renklerden bir renk konumuna razı etme tehlikesi, bugün ihtimal olmaktan çıkmış, bizzat müşahede edilir duruma gelmiştir." Sayfa 134.

     "Muhafazakarlıkla taban tabana zıt bir dünya görüşü olmasına, önermeleri ve hedefleri itibarıyla birbiriyle telif edilmesi imkanı bulunmamasına rağmen, yaşadığımız coğrafyada İslami siyasetle muhafazakarlık arasına bir türlü net çizgi çekilememiştir." Sayfa 147.

     "Bugünün Türkiye'sinde İslami siyasetin başlangıç noktasının, muhafazakarlıktan ayrışmak olduğunu söylemek, sanırız abartılı bir tespit olmayacaktır." Sayfa 149.

     "Bugün bizler, seçim sandığının kendisine veya bizatihi seçim mevhumuna karşı olduğumuz için değil, seçimler mevcut cahiliye gemisinin kaptan ve işletmecilerini belirlemek için yapıldığından ötürü sandık başına gitmiyoruz. Allah'ın hükümlerinin hakim değil mahkum olduğu bir sisteme yönetici seçmeyi, akidevi açıdan doğru bulmuyor, Allah'ın hükmüyle hükmetme gibi bir yetkisi olmayan hiç kimseye vekaletimizi vermiyoruz." Sayfa 172.

     "Kandil ve benzeri anlayış ve pratikler, insanların İslam'a ulaşmalarında bir köprü vazifesi mi görüyor yoksa yapay bir tatmin ve doyum oluşturarak, insanların sahici İslami hayata yönelmesi önünde engel mi teşkil ediyor?" Sayfa 183.

     "Hz Peygamberin adeta dikensiz bir gül gibi anlatılması, onun herkesi seven, herkesi kucaklayan, hiç muhalefeti, kavgası olmayan, salt sevgi, merhamet kavramları ile anlatılması ciddi bir sorundur. Merhamet Peygamberi olduğu kadar şirke, zulme, küfre karşı savaş Peygamberi olduğu söz konusu edilmiyor ne yazık ki. Herkesi seven, herkese gül dağıtan, mücadelesi, kavgası olmayan bir peygamber portresi İslam'ın peygamberini anlatmıyor." Sayfa 184.

     "Kutlu Doğum törenlerinde bir araya gelip, Hz Peygamber'e övgülerde bulunan siyasi liderlerin, bir hafta sonra Anıtkabir'de buluşup bu defa M.Kemal'e övgü sırasına girmesi ise çok kutsallılığın her yıl tekrarlanan bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor." Sayfa 184.

     "İslam, batıla taraftar olan insanlara kendi toplumsal-siyasal bünyesinde yaşama hakkı tanısa da batıla hükümranlık hakkı asla tanımamaktadır. (Enbiya 18)" Sayfa 186.

     "Dinin görünürlüğüne hiçbir şekilde tahammülü olmayan jakoben laiklik yerine, dinin seküler egemenlik ilişkilerine müdahil olmadan, toplumsal ve hatta siyasal alanda görünür olmasını kabul eden ılımlı laikliçiliğe geçiş yaşanıyor. Fransız tipi laiklikten ABD ve İngiltere gibi ülkelerde uygulanan Anglo-Sakson tipi laikliğe geçiş yani." Sayfa 209.

     "Günümüzde yaygınlaştırılmak istenen laiklik modeli; namazını kıl, etliye sütlüye karışma, statükoyu destekle ama sen iyi bir dindar olmaya devam et. Birileri bu tür dindarlığı teşvik dahi ediyor." Sayfa 217.

     "Hz Peygamber de bazı ılımlı İslam teklifleri ile karşılaşmıştı. Ona, bizim putlarımıza karışma ama kendi dinini istediğin gibi yaşa demişlerdi. Aslında çok demokratik bir teklifti bu. Çok kültürlülük falan gibi, günümüzün modern anlayışları ile de örtüşüyordu. Ama O, ben davamdan vazgeçmem, dedi. Ben namazımı kılayım, ibadetimi yapayım ama batıl yerinde dursun, benim batılla ne işim var demedi.

     O biliyor ve bize öğretiyordu ki yüce Allah'ın sınırlarını tanımayan her otorite zalimdir. Allah'ın ölçülerini tanımayan ve bu ölçüleri kendine ölçü edinmeyen düzenler şirk düzenidir. Şu durumda biz Müslümanlar da batılla çatışmayan bir din algısını benimseyemeyiz. Münkerle çatışmayan, batılı ortadan kaldırma gibi bir vizyonu olmayan bir mücadele İslami bir mücadele değildir. Batıl ile çatışmayan ve onunla sorunu olmayan bir dindarlığı İslam kabul etmez." Sayfa 218.

     "Rabbimiz kitabında Kur'an okunduğu zaman gürültü yapan bir zümreden bahseder. Onlar, Kur'an'ın mesajı duyulmasın diye gürültü yapmaktadır.

     Şimdi bugün de gençler İslam'ın mesajı ile tanışmasın, ben niçin varım diye kendi kendilerine sormasınlar diye adeta modern gürültüler oluşturuyorlar. Bilgisayar oyunları, sosyal medya denilen ama insanları asosyalleştiren bir takım medya araçları, kumar, televizyon dizileri, profesyonel futbol bugünün en büyük gürültüleridir." Sayfa 220.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...