Ana içeriğe atla

Cihat Akademisi, İslam Devletini Nasıl Yanlış Anladık-Nicolas Henin



Cihat Akademisi, İslam Devletini Nasıl Yanlış Anladık-Nicolas Henin. Hattuşaş Yayıncılık, 2015

     "Okurlar ilerleyen sayfalarda esaret hikayemi bulamayınca şaşırabilirler. Hepsi de beni tutsak edenler tarafından öldürülen 24 Batılı ile birlikte 10 ay boyunca rehin tutuluşumu anlatabilirdim." Sayfa 5 

     "(Işid) Tutsaklığımdan sonra neye uğradığımı şaşırdım. Bunun sebebi, maruz kaldığım zorluktan ziyade, çok sevdiğim Ortadoğu'yu bir trajediye sürükleyen uluslararası toplumun yaptığı hatalardı. Bu hataların defalarca tekrar edilmesi karşısında büyük bir şaşkınlık yaşadım. Tarihten, hatta yakın geçmişten bile ders almadığımızda, tarih intikamını alır ve üzerimize çullanmak için geri döner." Sayfa 5 

     "Esirliğim bir kabustu. Ancak bu kabus, Suriye ve Irak'taki insanların katlandıkları çileler karşısında önemsiz kalır. Bu kabusun gerçeğe dönmesine sebep olan şartları hazırlayanlar, kendilerinin olmayan bir savaşa gönüllü olarak giden bilinçsiz fanatikleri yaratan ve onların sorunlarını idrak edemeyen dünyanın büyük güçleridir." Sayfa 6 

     "Beni rehin alan insanların korkusuyla dünyanın sanki eli ayağı tutulmuştu. Bu insanlar kendilerini süper teröristler gibi tanıtarak, ultra güçlü bir kuşak masalının tüccarlığını yapıyorlar. Biz de bu mite kanıyoruz. Dünya onları kötülüğün ve barbarlığın ta kendisi gibi görüyor, karşılarına dikilmek, savaşmak istiyor." Sayfa 6
 
     "2011 yılında son Amerikan birliğinin Irak'tan ayrılışıyla Irak'ın büyük bölümündeki ABD işgali çok daha sinsi bir olguyla, yani ulusal güvenlik kuvvetlerinin kendi ülkelerini iç işgaliyle sonuçlandı. Irak askerlerinin Irak yollarına askeri kontrol noktaları kurduklarını, kentin caddelerinde devriye gezdiklerini, ABD'li seleflerini taklit edip Irak halkına küçümseyerek bakmalarını görmek çok tuhaftı." Sayfa 11
 
     "İslam devletinin (IŞİD) yükselişine; ayrımcılığın, ötekileştirmenin ve bağnazlığın karışımı olanak sağladı. Batıda, toplumsal çelişkilere ve adaletsizliklere karşı isyanını dile getirecek bir yol bulmak isteyen, kimlik bunalımından muzdarip gençlere bir fırsat sağladı. Suriye ve Irak'ta şiddete maruz kalan, umudunu yitirmiş kitleler arasında gelişti." Sayfa 11

     "Fransa'nın kenar mahallelerindeki gençlerin umutsuzluğu, ülkelerinin güvenlik güçleri tarafından infaz edilen Suriyelilerin öfkesi ile birleşince, kamu kurumlarının neden halkıyla işbirliği içinde olması gerektiğini anlamak kolaylaşır." Sayfa 11 

     "Batı hemen her zaman olduğu gibi, krizlere güvenlik temelinden bakar ve İsrail'in güvenliği ile takıntılı bir şekilde, insan hakları ve sivillerin korunması gibi hayati konularda çelişkiler içindedir." Sayfa 12 

     "Hafız Esad, Suriye'de piramit şeklinde bir liderlik yapısı ve biat sistemini kurdu. En tepede devlet başkanı ve ailesi, sonra aşireti, daha aşağıda kendi zümresi yani sömürge döneminden beri Şii İslam'ın bir parçası kabul edilen Aleviler ve en altta da nüfusun geri kalanı vardı." Sayfa 15 

     "Uluslararası alanda çok az tepki çeken 1982 Hama katliamı, rejime 30 yıl süren ve bedeli oldukça yüksek, görece bir iç huzur sağladı. Ayaklanmayı bastırmak için bir dizi Hristiyan görevli rejim tarafından ön saflara gönderilmişti. Bu, Hristiyan toplumla yapılan kanlı anlaşmanın Makyavelist bir anlayışla mühürlenmesiydi. Mesaj çok açıktı: Eğer bir gün Sunniler intikam alacakları bir konuma gelirlerse, bize olduğu kadar size de saldıracaklar. Varoluşunuz rejimin ayakta kalmasına bağlı." Sayfa 17 

     "Suriye rejimi İslam Devleti (IŞİD) ile mücadele etmiyor. Onu yaratan zaten kendisiydi. İslam Devleti (Işid) de bunun karşılığında Suriye rejimi ile savaşmıyor." Sayfa 26
 
     "Halepli imam Ebu Kaka, Suriye'de şeriat kuralları ile idare edilen bir İslami devlet çağrısı yapıyordu. Irak'a gitmeye hazırlanan mücahitleri evinde açık açık misafir ediyordu. Her şeyi tespit edip cezalandırmada son derece hızlı olan Suriye istihbaratı ona hiçbir tepki göstermiyordu. Bu hoşgörünün sebebi daha sonraları ortaya çıktı. Ebu Kaka"nın genç askerlerinden bazıları Irak'a hiç ulaşmıyordu. Belli ki sağ dönen de yoktu. İmam aslında istihbaratçıların tabiriyle bir bal kabıydı. Yani cihatçı adayların kimliklerinin belirlenmesine yarıyordu. Irak'a mimlenmiş halde gidiyorlardı. Bazılarının üstü çiziliyor, bazıları da daha yola çıkmadan öldürülüyordu. Önemli olan ortadan kaldırılmış olmaları ve bir daha geri dönmemeleriydi." Sayfa 27    

     "Rejim, halk üzerindeki baskıyı sürdürmek için kullandığı çeşitli milisleri ve Şebbihayı (gizli servislerin kirli işlerini yapan, genellikle eski mahkumlardan oluşan paramiliter grup) besleyecek parayı bulmakta zorlanıyordu. Bundan dolayı, devrimcilerin elinden bir köy geri alındığında veya bir mahalleye boyun eğdirildiğinde, artık sadece yerel halka saldırılmıyor, yağma ve talan da yapılıyordu." Sayfa 45 

     "Hama da Sunni Pazarı adı altında bir pazar yeri açıldı. Burada, Sunni halktan yağmalanan mallar satılıyordu." Sayfa 46 

     "Şam'ın bir numaralı nakit sağlayıcısı haline gelen İran, aynı zamanda Moskova'dan satın alınan silahların da ödemesini yapıyordu." Sayfa 48 

     "Devrimin ilk günlerinden itibaren Suriye'de tanıştığım herkes, Esed diktatörlüğünün sona erdirilmesi için uluslararası yardımın gerekli olduğunu görüyordu. Fakat bu yardımın gelmeyeceğini Suriyelilerin idrak etmesi zaman aldı ve bu geç idrakın acı verici sonuçları oldu." Sayfa 60 

     "2013'te 1400 kişinin ölümüyle sonlanan Guta'nın kimyasal silahlarla bombalanmasına karşı tepkisiz kalınması en utanç verici olanıydı. Rejim ilk başlarda paniğe kapılmıştı. Batı müdahalesinin kaçınılmaz olduğu zannediliyordu. Yönetim üst kademesinin ülkeden kaçmaya hazırlandığı düşünülüyordu. Oysa tam aksine, uluslararası toplumdaki tepkisizlik rejime verilen açık çek gibi algılandı ve Batının hiçbir şey yapmayacağı görüldü. Esad hiç vakit kaybetmeden saldırılarının şiddetini arttırıp kimyasal tercihlerinin arasına klor gazını da ekledi." Sayfa 60 

     "Batı, cihatçıların temsil ettiği güvenlik riskini saplantı yapmıştı. Oysa asıl kurban bölge halkı ve en kötü teröristler de rejim güçleriydi." Sayfa 68 

     "Asıl katil ve Suriye halkı için en büyük tehdit Suriye güvenlik güçleridir. Suriyeliler böyle hissetmektedir ve bu korkuya, korunma talebine yanıt veremeyecek hiçbir siyasi çözüm bulunamaz." Sayfa 72 

      "Rejim, bizim cihatçılara karşı beslediğimiz takıntıyı gayet farkında ve bununla nasıl oynayacağını çok iyi biliyor. İslam Devleti (IŞİD) tarafından düzenlenen katliamların hemen ardından ordu tarafından ikiye katlanan şiddetin gelmesi tesadüf müdür? Biz tv'de IŞİD tutsağı Peter Kassig'in yüzüne bakarken, Humus yakınlarındaki Baba Amr kasabasında rejim güçleri tarafından infaz edilen erkek, kadın ve çocuklardan 381 kişinin cesetlerinin olduğu toplu mezardan bulundu. Bu insanlardan bahseden oldu mu?" Sayfa 73 

     "Birleşmiş Milletler Irak'ı tehdit etmeden önce ülkede cihatçılık yoktu. Amerikalıların kente girişini engellemek için tankları rpg roketleri ile taciz eden, sokaklarda, Fırat Nehri yatağında saklambaç oynarcasına dolaşanlar Filistinli, Yemenli, Mısırlı ve elbette Suriyeli cihatçılardı. Beni hiç çekinmeden ağırladılar ve savaşta onların yanında bulunmama müsaade ettiler. 8 Nisan'da her iki tarafa da ateş ettiklerini görünce şaşırdım. Bir makineli tüfek kente giren Amerikalılara, bir diğeri de Iraklılarla dolu bir kamyonete kurşun yağdırıyordu. Kamyonettekilerin yağmaya gelen Şiiler olduğunu sonradan fark ettim." Sayfa 78 

     "Irak'taki Amerikan işgal Kuvvetleri, Batının kendi hatalarıyla Ortadoğu'da kendine düşman yaratma lanetinden kaçamadı." Sayfa 79 

     "Akredite gazeteci olarak sık sık Irak'taki Amerikan askerlerine eşlik ettim. Görevlerinden biri de eğitime ihtiyacı olmayan Iraklı askerlere eğitim vermekti. Çünkü Irak ordusunun en büyük eksiği askeri eğitim değildir. Eksik olan şey, devlete sadakat ve vatan savunmasına bağlılıktır." Sayfa 84 

     "Aslında Irak'ta bir ordunun varlığından bahsetmek bile bir yanılgı. On yıl geçmesine rağmen ordu daha çok, mezhep temelinde bir araya gelmiş milis grubuna benziyor. Hala Şii ve Kürt milislerden oluşan derme çatma bir birlik özelliği taşıyor. Amerikan askerlerinin ayrılmaya hazırlandığı sırada Iraklıların kendi ülkelerinde işgalci olma yetenekleri karşısında hayrete düştüm. Iraklı polisler ve askerler kendi memleketlerinin işgalcileri haline geldiler. Üzerlerinde koalisyon güçlerinin üniforma ve silahlarıyla caddelerde onların yerini aldılar ve davranışlarını birebir taklit ettiler..." Sayfa 84

     Tanıştığım cihatçıların çoğu hapis yatmıştı. Suriye hapishanelerinin yanı sıra ABD ordusunun gözaltı kampları da etkili bir cihat akademisi hizmeti veriyordu." Sayfa 89 

     "F.Alani, Musul halkının tepkisini anlattı: 'Cihatçıların gelişini herkes çiçeklerle karşılamamıştı. Fakat halkın neredeyse tamamı, kaçan Iraklı askerlere taş atıyordu. Bölge halkı İslam Devletinin (IŞİD) tutunacak bir yer elde etmesine, örgütün fikirlerini desteklemekten ziyade umutsuzluk yüzünden müsaade etti. Ramadi, Felluce, Suriye'nin büyük kentlerinde olduğu gibi Musul'da da insanlar aynı duygular içindeydi." Sayfa 90 

      "Azınlıkların korunması aldatıcı bir tuzaktır. Bölgedeki bütün halklar güvenliği hak ediyor. Kürt, Yezidi ve Hristiyan azınlıkları için seferber olunması cemaatçiliğin bir türüdür ve mezhepçiliği körükler." Sayfa 94 

     "Bu sınır kasabasını (Kobane'yi) cihatçıların Stalingradı haline getirmek ve burayı savunan Kürtlere yardım etmek zorunda olduğumuz düşüncesi Batıda genel kabul gördü. Laikliği büyük ölçüde sağlayan, kadınları ve çocukları cepheye süren (ahlaki açıdan İslam Devletinin çocuk askerlerine kıyasla daha az sakıncalı görünüyordu) bu savaşçıların talebi her şeyin üstünde görüldü." Sayfa 94 

     "Kürtlerin, iktidarda kaldığı süre boyunca kendilerini acımasızca dışlayan Esed rejimiyle yaptıkları işbirliği, diğer gruplarla aralarındaki gerginliği arttırdı ve Özgür Suriye Ordusunun yanı sıra El Nusra Cephesi'yle de çatışmalarına neden oldu." Sayfa 97 

     "SNHR (Suriye İnsan Hakları Ağı), tahrip edilen kiliselerle ilgili  2015'te bir rapor yayınladı. 63 kilisenin hasar gördüğü, 40 tanesinin Esed rejimi ve sadece 7 tanesinin İslam Devleti (Işid) tarafından yakıldığı ortaya çıktı." Sayfa 104 

     "Azınlıkların korunması adına Esed'i desteklemek hem ahlaksız hem de saçma. Ahlaksız çünkü, azınlıkların korunması rejim tarafından onbinlerce sivilin katledilmesini, şehirlerin tamamen yerle bir edilmesini, milyonlarca insanın yerlerinden sürülmesini makul bir gerekçe haline getiriyor." Sayfa 105 

     "Suriye cihadı, yabancı savaşçıları devşirmekte neden bu kadar başarılı olmuştu? Birçok gencin ekranlarında izlediği rejimin suçları, Batının müdahale etmekte, uluslararası hukuku işletmekte çekingen davranması, Batının İslama yapılan saldırıların ortağı olmasa bile en iyimser görüşte suç ortağı olduğu fikrinin tetiklenmesi sayılabilir." Sayfa 108 

     "Batı müdahalesinin Sünnileri katleden rejimden ziyade sadece cihatçıları hedef alması, Sünnileri terk edilmişlik duygusundan çok kuşatılmış hissettirmiştir." Sayfa 120 

     "Cihatçıların çoğu sıradan, vasat Müslümanlar ve birçoğu Müslümanlığı yeni kabul etmiş veya yakın zamanda iman etmiş kişiler. Yeni iman etmiş olmalarını, olağanüstü radikallikle dengelemeye çalışıyorlar." Sayfa 140 

     "İslam Devletinin (IŞİD) başarısı, bizim hatalarımızın bir sonucudur. Sınır tanımayan cihatçılar ile kızgın Sunnilerin bileşiminden doğmuştur." Sayfa 151 

     "Radikalleşme, Batının zorba diktatörleri bu ülkelerin halklarına tercih etmelerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Batının Sisi'ye (Mısır) karşı tutumu, Arap baharının ilk dersini anlamadığımızın kanıtıdır. Diktatörlüğün aşırılık ve aşırı uçlara karşı etkin ve güçlü bir kalkan oluşturduğu düşüncesi, hala siyaset kurumunda hakim bir rol oynamakta. Oysa gördüğümüz ve de artık bildiğimiz gibi durum bunun tam tersidir. Diktatörlük hem radikalliğin yaşam alanı bulduğu çürük bir toprak parçası hem de yakıtıdır." Sayfa 152 

     "Batıyı rahatsız eden tek şey, Mısır'da Sisi'yi desteklediği gibi Esed'i desteklemesine, Esed'in bu kadar insan öldürmüş olduğu için imkan vermemesidir." Sayfa 154 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...