İmaj ve Takva-Fatma Barbarosoğlu. Profil Yayıncılık, 2010
"Modern zamanlarda, alem ile insan arasına, tefekkürün içe dönük nazarından ziyade, bilimin ölçüp biçen, dünyayı hesaplarla daraltan anlayışı girmiştir." Sayfa 14
"Modern öncesi dünyada, her şeyin azı makbuldür. Gösteriş ve ululanma, çula çaputa itibar etme, ruhun hastalıklı hallerine delalet eden ipuçları olarak görülür. Uyuma, karnını doyurma gaye değil, hayatın merkezi olan kalbin işleyişini sağlayan vasıtalardır." Sayfa 14
"Akl eden kalp, dünya ile ahiretin birleşik kaplar misali azalıp artan dengesinin, ahireti merkez kabul eden bir anlayışla sürüp gitmesini sağlar." Sayfa 14
"Modern öncesi dünyada, can bedende misafirdir ve bedenin misafire zarar vermesini engellemek amacıyla bedenin zevk aldığı her türlü faaliyet perhiz yoluyla sınırlanır. Ruhun kanatlanıp uçması için, bedenin alabildiğine sınırlandırılması ilkesi geçerlidir." Sayfa 14
"Modern dünyada diyetin amacı, ruhun ebedi huzuru yakalamasına vesile olacağı inancından değil, bedeni ebedi kılmak anlayışından kaynaklanır. Modern dünyanın diyet listeleri, bilimin ölüme çare bulacağı güne kadar, beden makinesini dinç ve taze tutma rüyasını ifade etmektedir." Sayfa 15
"Günümüzde, 'olmanın' yerini alan 'gibi olmak'; bedenin başkalarıyla mukayese edilerek içine düştüğü mutsuzluk halinden kostüm, makyaj ve gençlere özgü jest ve mimikler yoluyla teselli edilerek çıkarılmaya çalışılmasıdır." Sayfa 16
"Görüntü teknikleri, uzaktakini yakınlaştırıp yakındakini uzaklaştırırken, dünya küçük bir köy haline gelecek kadar küçüldü fakat kapı komşusu, nasıl yaşadığı bilinmeyecek kadar uzağa düştü." Sayfa 18
"Allah'ın yaratmış olduğu kul olarak, 'bir tarağın dişleri' gibi birbirinin aynı olan insanlar, takvadan imaja doğru seyreden ahir zaman yolculuğunda, insan olma paydasında eşitlenmek yerine, para paydasında eşitlenmeyi tercih ettiler." Sayfa 18
"Hayat, parası olanların ne kadar parası olduğunu gösterebilecekleri bir sahneye dönüşürken, parası olmayanlar sanki paraları varmış gibi görünerek, yani imaja sığınarak hayat sahnesinde starlaşamayanların tesellisini icat etti." Sayfa 18
"Korkusu kendinde saklı kalanlara der miyiz korkak diye? Sanmam. Korkak dediklerimiz, kendi korkuları için etrafındaki herkesi harcamaya boyun eğenlerdir." Sayfa 30
"Mahalle hayatının, 'taze bebeği var' koruması altında, her türlü yardımına koşulan ve her kusuru bağışlanan anneleri yok artık. Onun yerine, medya yoluyla toplumdan sözüm ona yansıyan mesaj geçerli; 'Sen böyle tek başına çocuk yetiştirmeye uğraşıp duvarlardan medet beklerken, dışarıda akıp gitmekte olan bir hayat var. Bir daha asla yetişemeyeceğin bir hayat." Sayfa 40
"Aksine, günümüzde 'ham kalmak', modern insanın önemli tercihlerinden biri. Ham kalışta ne olgunlaşma acıları var çünkü. Ne de olgunlukla birlikte gelecek olan mesuliyet duygusu." Sayfa 46
"İhtiyaçların sınırsızlığı anlayışı ve tüketim kültürü, medya ve reklamlar aracılığıyla insanların zihinlerine iyice yerleştirildiğinden, en fakirinden en zenginine kadar herkes, yarın korkusu yaşamaktadır. Dün başını sokacak bir eve ve düzenli aylık gelire sahip olduğunda kendisini huzurlu hisseden insanların yerini, bugün birbiri arkasına ilave edilmiş ihtiyaçlar listesi altında ezilmiş insanlar almıştır." Sayfa 66
"Kapitalist sistemde, toplumsal hiyerarşinin ekonomik duruma göre belirlenmiş olması, insanların para kazanma hırsını bilemekte, toplumsal kabul için herkes kendisini olduğundan daha zengin göstermenin mücadelesini vermektedir. Olduğundan daha zengin görünmek için insanlar, Hoca Nasrettin hesabı, kendisine itibar getirecek 'kürklerin' peşine düşmektedir." Sayfa 66
"Günümüzde kanaatkar olmak, insanın kendisi ve çevresi için daha iyisini istememek olarak yorumlanmakta, bu durum dini çevrelerde; 'Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır' anlayışıyla dile getirilirken, seküler çevrelerde; 'Hadi bugün kendin için bir şeyler yap, kendine en iyisinden bir şeyler al' anlayışıyla ifade edilmektedir." Sayfa 67
"Günümüzde 'insan her şeyin en iyisine layıktır' anlayışının içine, ne yazık ki sadece insanın 'kendisi' girmekte, egoyu beslemeyen davranışlar akılcı bulunmamaktadır." Sayfa 67
"Toplumsal barış, bir taraftan gelir dağılımındaki adaletsizlikler, diğer taraftan zenginlerin, aç yatan komşuların feryadını duymamak üzere geliştirmiş oldukları hijyenik kentlerle gittikçe güçleşmektedir." Sayfa 67
"Kendisini bir alt sınıf ile mukayese ederek şükretmek ve şükrünü kendisinden daha zor durumda olanlara yardım ederek ifade etmek yerine, halini kendisinden birkaç sınıf yukarıda olanlarla mukayese ederek, hayatı kendisine ve etrafındakilere zehir eden insan için nasibe inanmanın bir önemi olması gerek." Sayfa 67
"Başındaki örtüyü ailesinin baskısı sonucu taşıyan genç kız/kadın, dini ilkelere uymak konusunda kendini mesul hissetmemektedir. Bu mesuliyetsizlik, başörtüsünün kitleselleşmesine, başörtülülerde beklenmeyen davranışlara rastlanmasına sebep olmaktadır." Sayfa 118
"Müslümanların dilinde dini ve din dışı ayrımının anlamlı olmaması gerekir(di). Yani fert olarak bütün eylemlerimizde referans noktamız doğrudan din olmalı. Ama modern dünyaya laf yetiştirme telaşı, Müslümanların dünyayı ve ahireti bir bütün olarak gören algısını zaafa uğrattı." Sayfa 121
"Ölümü hayatımızdan çok uzakta kabul ederek, ölülerimizi de gittikleri ahiret hayatı içinde değil, artık olmadıkları bu dünya ve bu dünyada 'yaşayamadıkları' ile bağlantılı olarak anmaya devam ediyoruz." Sayfa 124
"Hegemonik kamunun en keskin yüzünü temsil eden laikçi feministler, kadın hakları adına kamusal alanda, kendi benzerlerinin dışında başka hiçbir kadının yer almaması için mücadele veriyor." Sayfa 132
"Kendilerini klişe yargılar içinde değerlendiren gruplara karşı o klişelere uymadıklarını ispat etmek çabası içinde; başörtülü ama özgür, başörtülü ama pervasız, başörtülü ama elinde sigarayla dolaşan, anarşist bir tutum ortaya koyma çabası içine girdiler. Bu çabadan elde edilen en verimli iltifat ise; 'Aa. Sen ne kadar farklısın! Hiç öteki başörtülülere benzemiyorsun' oldu." Sayfa 158
"Rejim, laikçi asri kadınlara, türbanlı kadınlara karşı durmaları ve onları kamusal alandan içeri sokmamaları için bodyguard'lık bahşetti. Bodyguard'lar, savundukları şeyin doğruluğunu ve yanlışlığını düşünmezler. Türbanlı kızların kendilerini anlatamadıkları tek kadın grubunun bunlar olması işte bu bodyguard müessesesine dayanmakta." Sayfa 181
"1983 yılında YÖK yasakları için bir grup tesettürlü kız, dönemin başbakanı Bülent Ulusu'ya çıktığında, Bülent Ulusu pencereye yaklaşarak eliyle sokağa işaret etti ve; 'Hani?' diye sordu. 'Bana sokakta sizin gibi giyinen kadınlar gösterin!' Doktor olacağız, eczacı olacağız, öğretmen olacağız diyorsunuz. Ben şimdiye kadar sizin gibi giyinen ne doktor, ne eczacı, ne de öğretmen gördüm' der." Sayfa 185
"Aile içi bireyciliğin en iyi göstergesi, eve getirilen ikinci, üçüncü televizyonlar..." Sayfa 189
"Modernite ile birlikte, yaşlılar geleneksel toplumda sahip oldukları hiyerarşik konumu kaybettiler. Neydi bu konum? Yaşlı/koca, aynı zamanda bilge anlamına gelmekteydi. Ama dünya artık değişmeyen ilkeler etrafında değil, her gün tekrar tekrar icad edilebilen 'yeninin gücü' etrafında dönmektedir. Geleneksel dünyada yaşlıya verilen kıymet, modern dünyada yerini çocuğa verilen öneme bırakmıştır." Sayfa 195
"Seküler taraf, dindarların ahlakını kolaylıkla denetleyebiliyor. 'Fakat bu İslam'da yok' hükmü, dini bilen bilmeyen pek çok kişi tarafından kullanılıyor. Peki dindarlar, seküler ahlak mensuplarını neye göre denetleyecekler?" Sayfa 206
"Ahlakı olmayanın dini olmaz' İslami düstur budur. Seküler ahlak anlayışında ise 'dini olmayanın ahlakı olur' anlayışı hakimdir." Sayfa 207
"Yaşam kalitesi' tabiri, tüketim toplumunun lokomotif kelimesi. Çünkü kalite, başkaları tarafından kontrol edilebilirliği çağrıştırır. Halbuki bizim meselemiz 'kaliteli' yani tüketime teşne bir hayat olmamalıdır. Onun için 'yaşam kalitesi' yerine 'değerli bir hayat yaşamak' kelimesini kullanmaktan yanayım.' Sayfa 213
"Tüketim toplumunun var olabilmesi için, kişilerin bencilliğine ihtiyaç vardır. Siz her şeyin en iyisini kendiniz için istemezseniz, hayatı kendiniz etrafında odaklandırmazsanız, tüketim toplumunun mantığı iflas eder." Sayfa 213
"Şarkıcı, artist gibi ünlü kişiler medya yoluyla zaaflarını, günahlarını ortaya koyunca kaybetmiyorlar. Aksine kazanıyorlar, yani günahın şöhrete endekslenmesi söz konusu. Bu durum, henüz yetişme çağında olan gençleri olumsuz etkiliyor. Onlar da zaaflarını, bir statü olarak ortaya koyarak kazanmak, farklılaşmak istiyorlar." Sayfa 222
"İnsanlar, 'zaafım' diye sunduğu ve bunu dürüstlük adına ilan ettiği pek çok şeyi, esasında zaaf olarak görmezler." Sayfa 223
"Erkekler ezmez, erkek gibi olanlar ezmeye kalkar. Çünkü kendisi, kendi gibilerin farkında olduğu için, başkaları da fark etmesin diye abartılmış bir erkek rolu oynamaya kalkar." Sayfa 224
"Refah'lı belediyelerin iş başına gelmesiyle 'Eyvah şehri köylüler mi yönetecek!' paranoyası görünürlük kazanırken, diğer taraftan herkesten daha çok şehirli olduğunu ispat etmeye çalışan, bunu ispat ederken de belli mekanlarda belli markalarda kendini konuşlandırmaya çalışan, tüketimi bir kimlik vurgusu olarak alan, yeni zengin Müslüman kesim ortaya çıktı." Sayfa 228