Ana içeriğe atla

İlhamiyat 1-2 Dini -Teolojik Aforizmalar-İlhami Güler



İlhamiyat 1-2  Dini -Teolojik Aforizmalar-İlhami Güler, Otto Yayınları, 2016 

     "En iyi olarak bildiğini sandığı şeylerden bile şüphe edebilme cesaretini gösteren, hakikati elinin altında hazır değil; onu içinde ve ufuklarda arayan ve vicdanını kolay kandıramayan herkese..." Sayfa 4, Giriş 

     "Ahlaklı/vicdanlı olmadan dindar olunmaz. Dindarlık ahlakın nedeni değil, olsa olsa ahlaklılığın -ve bazen de ahlaksızlığın- sigortası olabilir. Yahudilikte seçilmişlik, Hristiyanlıkta kurtulmuşluk, İslam'da ise son hak dine sahip olmak inancı, birçok insan için ahlaksızlığın sigortası olabiliyor." Sayfa 13 

     "İnsan kendini korumuyorsa 'Allah korusun' duası kendini kandırmadır. Trafik kazası yapmış birçok araçta 'Allah korusun' duasının yazılı olduğu görülür. Tembel dindar, tabiattan gelen belaları Tanrının bir hikmeti olarak yorumlar." Sayfa 18 

     "Bazı Müslümanları nitelemek için uydurulan 'radikal' gibi tabirler, aslında birçok durumda klasik fıkhın tasnifinde ruhsat-azimet ikilisindeki azimeti tercih edenlere denk düşer. Yani işin kolayını tutmak yerine, sorumluluğun/imtihanın meşakkat ve cesaret isteyen zorlu bölümünü tercih eden tutum. Bu yaftaları Müslümanlar hakkında terörist iması ile kullanan ve Müslüman olduğunu söyleyen kişilerin, kendi tercihlerinin 'ruhsat' mı yani kolay olanı tercih mi yoksa işbirlikçilik, yalakalık, korkaklık. ne şiş yansın ne kebapçılık mı olduğuna bakması gerekir." Sayfa 22 

     "Zihin, kendinde olan herşeyin 'olduğu gibi' olduğunu sanır ama zamanla birçok şeyin sandığı gibi olmadığını görür, birçoğunu da göremeden öyle olduğunu sanarak ölür. Marifet, zihnin böyle olduğunu bilmek, cahillik ise bilmemektir." Sayfa 26 

     "Evliyası, mübarekleri, hazretleri, uluları, önderleri bol olan toplumlar kolay kolay düşünemezler. Düşünce ve değer üretemezler. Çünkü kendileri küçüktür." Sayfa 29 

     "Ömrü öğüten ve bugünü değersizleştiren 'yarın' veya 'bir gün'e güvendir." Sayfa 31 

     Kritik etme ve temellendirme dini hayatın sigortasıdır. Oysa Tasavvuf, Alevilik ve Şia, sigortası atmış İslam coğrafyası dindarlıklarıdır. Hristiyanlık da öyle." Sayfa 44

     "İnanç anlamındaki tasdik iman değildir. Tasdik veya inanç, insanı kafir olmaktan çıkarır ancak mümin yapmaz. İman, tasdikten sonra Allah'a karşı saygı, sevgi, şükran, ümit ve güven gibi kalp fiillerini edinmek ve bunları beslemektir. İman artar ve eksilir, imanı olmayanın ameli olmaz. İman ve amel ayrı şeylerdir ancak zincirin halkaları gibi birbirine bağlı şeylerdir. Biri ne kadar varsa öteki de o kadar vardır." Sayfa 46

     "Üretip kazanmak ve cömertçe infak etmek, işte zor dindarlık budur. İbadetler yoluyla dindar olmaya çalışmak ve dindarlığı buna indirgemek ise Allah'ın hakkına rivayet edip, kulların hakkını görmemektir. Dinin yarısını dinin bütünü sanmaktır." Sayfa 22 

     "Dini hayatta kişi kültüne sarılma (şeyh, dede, baba veli, haham  papaz vs) kitlelerin cehaletinin ürünüdür. Anadolu'nun ve Türklerin kitlesel dinsel cehaleti dini, alimden/kitaptan değil, Tasavvuf ulularından öğrenmesi sayesinde, bir evliyalar ve erenler dini ortaya çıktı. İlkellerin putları tahtadan ve taştandı, bazı dindarlarınkiler ise etten ve kandan." Sayfa 53 

     "Dini tecrübe, sufilerin/mistiklerin iddia ettiği gibi Allah ile bizzat karşılaşma, melekut alemine vukufiyet ve oralarda boğulmak değil, iman ve salih amel bağlamında Allah ile beraber, yeryüzünde ve insanların arasında olmak ve bu beraberliği hissetmek/yaşamaktır." Sayfa 56 

     "Şiiler Hazreti Ali'yi mitleştirerek/mitolojikleştirerek, Sunniler ise Muaviye'nin siyasi, seküler, makyavellist/muaviyeist mirasını gönüllü benimseyerek İslam'ın siyasi adalet davasını buharlaştırdılar." Sayfa 58 

     "Bir insanın bir din ile ilişkisi, kişinin denize dalmasına benzer. İyi yüzme bilmiyorsa kolay boğulur." Sayfa 62 

     "Dinin kökü iman, gövdesi ibadetler, dalları/meyvesi ise ahlaktır. İman itikada, ibadetler ise alışkanlığa/adete dönüşünce dalsız/meyvesiz bir ağaç olur." Sayfa 64 

     "Teolog; cahil insanlara zor konularda yarı doğru söyleyen, filozof; akıllı insanlara zor konularda doğruyu söylediğini sanan, peygamber ise herkese her konuda doğruyu dürüstçe söyleyen insan demektir." Sayfa 83 

     "İnsan genellikle birkaç konuda tam, birkaç konuda yarım, binlerce konuda da çok az bilgiyle veya bilgisiz yaşar gider. Akıllılar bunun farkındadır, cahiller ise değil." Sayfa 84 

     "Halk nezdinde paranın, -özellikle de dövizin- bütünlüğüne verilen önem/ihtimam ile Müslüman olmanın kimliğine verilen önem mukayese kabul etmez. Zira para -örneğin onda biri- yırtılmış veya kopmuş olsa geçmez. Ancak yüzde bir Müslümanlık, kolayca tüm Müslümanlığın yerine geçer. Bu, Sunniliğin Tasavvufla meczedilmiş, gevşek Müslüman kimlik tanımından gelir." Sayfa 90 

     "Siyasal İslam; öncelikle bir Müslüman kimliğinin oluşturulması, bu kimliğin en genel anlamda korunması, sürdürülmesi, Müslüman halkların yok olmaktan ve sömürülmekten kurtarılması, sonra da insanlığın zulümden korunması faaliyetlerinin toplamıdır." Sayfa 100 

     "Kur'an kalpleri eğiterek onları kendinin müftüsü yapmaya çalışırken, ulema kendini müftü ilan edip, halkı cahile/avama çevirdi." Sayfa 113 

     "16. yüzyıldan itibaren modernite Batıda yükselirken, İslam dünyası kendi modernitesini yaratamadı. Bugün Müslümanların çoğunluğu da her yerde hazır ve nazır olan moderniteyi 'olması gereken' olarak algılıyor." Sayfa 116 

     "Ölüm ya vakitsizdir ya da vakitli. Ya sahip olduğun her şeyi 'kaybederek' ya da gerçek sahibine 'terk ederek', birkaç kişinin hayatından 'zor', geri kalanınkinden ise 'kolayca' çekip gitmektir." Sayfa 127 

     "Ölüm, kimi zaman yakından kimi zaman uzaktan görünerek bize kendini sürekli hatırlatır. Ancak o bize gelinceye kadar kimse tarafından dikkate ve ciddiye alınmaz." Sayfa 127 

     "Günümüzde azimeti tercih etmek 'radikallik', ruhsat veya kitabına uydurmayı, hülleyi, hile-i şeriye'yi tercih etmek ise bugünkü dilde ılımlılık veya normallik olmuştur. Örneğin Kur'an'ın nazil olduğu dönemde azimete sarılan yani 'radikal' Müslümanlar, Peygamberin çağırdığı her savaşa gitmeyi hemen kabul ederken, ılımlıları (oturup geride kalanlar) kendilerince mazeret üretip 'evlerimiz açıktır' diyerek Peygamberden izin istiyordu (Ahzab 13). Kimin kime 'radikal' dediği önemlidir." Sayfa 138 

     "İslam, eşitlik değil, bir adalet davasıdır." Sayfa 140 

     "Bugün tasavvuf, Ortaçağ'da olduğu gibi zühdü ve takvayı değil, egemen sisteme kolayca eklemlenmeyi ifade ediyor. Çünkü sırtında 'şeriat' ve 'cihat' bagajları yok...İslam'ın Tasavvufa ihtiyacı yoktur. Çünkü o Kur'an'ın deyimiyle ekmeldir (Maide 3) ancak Tasavvufun İslam'a ihtiyacı vardır. Çünkü o eksik, özü ve kökü dışarıdan gelen (mistisizm) bir dinselliktir." Sayfa 150 

     "Tasavvufun yarısı İslam değildir. O süte su katılması, sap ile samanın birbirine karıştırılması veya suyun bulandırılmasıdır. İslam'ın kaynağı içeride (Kur'an ve Sünnet), Tasavvufun kaynağı dışarıdadır (Hint ve Hermes)." Sayfa 153 

     "Mistiklerin Tanrı tasavvuru -biraz ağır olacak ama- Kur'an'ın Allah tasavvurundan çok şeytana yakın değil mi? Zira Allah, insanın normal halini değiştirmesini isterken, Şeytan insanı olduğu gibi kabul ediyor. Mistiklerin aşırı toleranslı tanrısı insanı olduğu gibi kabul edip bütün günahlarıyla affetmiyor mu? 'O aldatıcı (şeytan) sizi Allah ile aldatmasın' (Fatır 5) uyarısı boşuna mı? 1000 defa bozulmuş tövbeyi kabul edebilecek bir tanrı tasavvuru (Mevlana) ile Adem ve Havva'yı işledikleri ilk günahtan ötürü bir defa dahi tövbe etme imkanı tanımadan cennetten kovan Tanrı aynı olamaz. Adem'in tövbesi bilindiği gibi Cennetten kovulduktan sonra kabul edildi (Bakara 37). Sonuç; din ciddi bir sorumluluktur, çocuk oyuncağı değil." Sayfa 156 

     "Fakih, muhaddis ve müfessirlerin hepsi İslam'ın ve şeriatın hizmetçileri olarak gördüler kendilerini. Hataları kendilerine, doğruları İslam'a hamlettiler. Mutasavvıflar ise kendilerini direkt Allah'a nispet ederek (evliya) müstakil/müstağni dini otoritelerini kurdular. Ulema bu illegaliteye uzun süre direndi fakat ilk defa Kuşeyri ve Gazali kaçak gecekonduya imar izni verdi. Sonradan Mevlana şu sözü söyleme cesaretini gösterebildi: 'Kur'an'ın özünü biz aldık, kabuğunu köpeklerin (ulema) önüne attık." Sayfa 157 

     "(Tasavvufta) En büyük sufi/veli aslında biraz toy ve delikanlıdır. Aşık olduğu sevgilinin bir iki cilvesi veya tecellisi ile aklı başından gider ve 'aşkın beni deli eyledi. Bana seni gerek seni' diyerek hemen sarhoş olup dünyadan kopar. Oysa alim veya mümin olma sorumluluğu Allah ile ilişkiyi, birinci dereceden saygı/huşu ikinci dereceden ise sevgi/dostluk ilişkisi olarak kurup aklı başında olarak dünyadaki hilafet sorumluluğunu kemal-i ciddiyetle yerine getirmektir." Sayfa 158 

     "Vahdeti Vücud öğretisi, karnındaki pislik ile birlikte kendilerini (haşa) Allah sananların (Enel Hakk) dini meşrebidir. İbni Arabi'ye Hallacı Mansur'a kıyamayanlar, Allah'a ve Tevhid akidesine kılları kıpırdamadan kıyabiliyorlar." Sayfa 159 

     "İslam'ın (Kur'an'ın) davası hayvansı olan beşeri insanlaştırmak (Müslüman) iken, Tasavvufun davası bu varlığı melekleştirmektir (insan-ı kamil). İslam'ın davası insan fıtratına uygunken Tasavvufunki ona aykırıdır." Sayfa 160 

     "Kafir; kendi varlığının ve hayatının hesabını hasbice vermeyen ve veremeyen kişidir." Sayfa 167 

     "Uyku ölümün, uyanma dirilmenin, rüya ise ahiretin temsilidir." Sayfa 172 

     "Türk halkının din alimlerinden çok din ulularını (evliya, ermiş, baba, dede...) sevmesinin sırrı nedir acaba? Bunun esprisi, sanırım bu ikincilerin halkın sınırsız arzularına ve cehaletine ses çıkarmadan, zımnen onları onaylamasındaki ultra hoşgörü ve popülizmde yatar." Sayfa 176 

     "Kur'an'ın sürekli olarak hatırlatıcı (tezkire) olduğunu ifade ediyor oluşu, hatırlattığı ahlaki ve dini değer/duyguların (şükür, adalet, ihsan, ihlas, merhamet.. ) kaynaklarının insanın içine konulduğunu (Şems 8) gösterir." Sayfa 204

     "Bilim, varlıkların ve aralarındaki ilişkinin resminin yapılması veya fotoğrafının çekilmesi, dinsel hakikat ise bunların röntgeninin çekilmesidir. Bunun için de röntgen aletine (kalb-i selim) ihtiyaç vardır." Sayfa 208

     "İslam; gözleri ve kulakları şehadet aleminde olup, kalbiyle gayb alemine uzanan, sınırda muteyakkız, uykusuz, tetikte bir manevi/manalı duruştur." Sayfa 254 

     "Türkiye'de hırsızlık organize yani siyasi, bürokratik ve kanuni kılıflara sokulmuş ise 'başarı' veya 'beceri' olarak addedilir. Bireysel olarak yapılır veya ağzına gözüne bulaştırırsan ancak o zaman suç sayılır." Sayfa 265 

     "İslam, imanı ile Türkiye'nin kurtarılmasına yardım etmiştir ancak düşüncesi ile onun kuruluşuna yardım edememiştir." Sayfa 270 

     "Tasavvuf ile Kur'an öğretileri arasındaki temel fark, Kur'an'ın mantığa dayanarak sürekli dini çelişkiler, zıtlıklar (iman-küfür, adalet-zulüm) üzerine vurgu yapması, Tasavvufun ise zıtlık ve çelişkileri ortadan kaldıran vahdetçi bakış açısıdır. Tasavvuftaki sınırsız 'hoşgörü' işte buradan geliyor. Hala bu iki öğretinin aynı şey olduğunu söyleyenler mantığı iptal edenlerdir. Zahir ile batın hikayesinin aslı da budur." Sayfa 302 

     "Bektaşilik (Alevilik); okuma yazma bilmeyen fakir (köylü, yeniçeri) alt tabakaların, Nakşilik; orta boy kasaba ve şehirlerin, esnaf, orta tabakaların, Mevlevilik ise üst ve yönetici elitlerin bir tarım imparatorluğundaki (Osmanlı) dinsellikleridir. Cumhuriyet Türkiye'sinde ise bunların karikatürleri devam ediyor." Sayfa 303 

     "İbni Arabi, İslam'ın genetiği ile oynamış birisidir. Kur'an'ın dil/gramer ve mantığa dayalı olarak vuku bulmuş, sağduyuya dayanan 'normal' anlamlı söylemini (Halik-mahluk) değiştirerek, bozarak, dil-mantık ötesi, batıni yeni bir söylem üretmiştir (Vahdeti Vücud). Arap dilini ve mantığı esas alanlara göre o şeyh-i ekfer, keyfi olarak Batıniliği ölçü alanlara göre ise o şeyhi ekberdir." Sayfa 307 

     "Kur'an'da din; sadece Tanrı ile ilişki (iman-ibadet) değil aynı zamanda insanlarla ilişki, onlara karşı sorumluluk (salih amel) olduğu için, hukuk-iktisat ve siyaseti zorunlu olarak içererek anti-laik bir çizgide konumlanır." Sayfa 330 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı

Adet ile İbadet Arasında Bocalayan Müslüman-Mustafa Varlı. Ensar Neşriyat, 2017      "Teknik ve kültürel imkanların alabildiğine gelişmiş olmasına rağmen, günümüz Müslümanının yaşayışı ile Asrı Saadet dönemi Müslümanlarının anlayış ve yaşayışları arasında büyük farklar görmekteyiz." Sayfa 10       "Âdetlerin, ibadetlere karışması ve ibadet gibi kabul edilmesi İslam kavramını ve imajını zedelemektedir. Görüntüsü ve yaşantısı zedelenmiş bir İslam ise kesinlikle yüce Allah'ın indirdiği İslam değildir." Sayfa 13       "İmanın dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibaret olduğu anlayışındaki günümüz insanı, dil ile Müslüman olduğunu söyleyip kalbinden de buna inandığı takdirde ibadet etmese bile Müslüman kabul edileceğini ve sonunda bununla da cennete gidebileceğine inanmaktadır. Bu düşüncedeki pek çok kişi, işlediğim günahların cezasını bir süre çektikten sonra nasıl olsa Allah beni cennete sokacak, o halde dünyanın zevklerinden ke...

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin Sesi-Murat Sülün

Kur'an Kılavuzu Mutlak Gerçeğin  Sesi-Murat Sülün. Ensar Neşriyat, 2013       "Kur'an-ı Kerim, İslamiyet'in temel metni olmakla birlikte  bilinen anlamda bir din ve dua kitabı değildir. Kur'an'ın asıl konusu insan olup, Allah, cennet-cehennem, melek gibi gaybi kavramların sahih anlamını ortaya koymakla yetinir. Doğru ile yanlışın, gerçek ve sahtenin kriteridir." Sayfa 11       "Hak Teala insanları, Kur'an ve kainat kitaplarına karşı takındıkları tutuma göre yüceltip alçalttığı için, bu iki kitaba karşı tutumumuzu gözden geçirmek durumundayız. Bunun için de kutsal kitabımızı iyi tanımalı, işlevinden bihaber olmamalıyız." Sayfa 11       "Arapça bilmeyen Müslümanlar, Kur'an'la anlamaya dayalı değil, saygıya dayalı bir ilişki kurmuş, onun içine fazla girememiş, İslam öğretilerini sıhhatleri kuşkulu bilgilerle dolu kaynaklardan öğrenmişlerdir." Sayfa 13      "Adalet, çalışma, dürüstlük, hesap verme fi...

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan

Nehri Geçerken-Abdurrahman Aslan. Beyan Yayınları, 2010      "Hristiyanlığı hurafelerden ayıklayarak o ilk asli haliyle yaşamak isteyen Hristiyanlar, onu yorumladılar ama bir müddet sonra baktılar ki o Hristiyanlık, kapitalist dünyanın modern dünyanın manevi sübabı olmuş. Bunun böyle olacağını ne tahmin ettiler ne de böyle bir amaçları vardı." Sayfa 21       "İnsan, ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdüremez. Sekülerizm ise insanın ilahi ve kutsal olana rağmen varlığını sürdürme girişimidir, iddiasıdır." Sayfa 30       "İslam'ı Modernitenin uygun bulduğu bir form içinde yaşamaya talibiz. Acaba bu ne kadar sağlıklıdır ve dinin bu şekilde yaşanması gerçekten sonuçta geriye İslam'dan ne bırakacaktır bize?" Sayfa 31       "Modernite ile birlikte insan her şeyin, iyinin, kötünün, güzelliğin, adaletin, doğrunun, sevginin ve sanatın anlamının kaynağına kendini yerleştirir. Düşünce biçiminde rasyonaliz...