İslam ve Siyaset-Ümit Aktaş. Mana Yayınları, 2019
"Kaygıyla ve teessürle sezinlediği gibi İbni Haldun; çökmekte olan bir medeniyetin habercisiyken, Machiavelli; doğmakta olan bir çağın müjdesidir." Sayfa 13
"İnsanın onca payeler kazandığı ve hatta neredeyse tanrısallaştırıldığı aydınlanma çağının sonunun Hiroşima, Srebrenitsa veya Suriye olacağını kim söyleyebilirdi ki?" Sayfa 16
"Hz Muhammed, kendi otoritesini iktidarsal bir güce değil, Kur'an'ın (sözün) gücüne dayandırmıştır." Sayfa 17
"Aile ya da cemaat, kuruluşu için devlet gibi bir coğrafyaya ya da mekana muhtaç değildir. Dolayısıyla bir bilinç toplumu her koşulda kurulabilir ve kendi ilkelerini (yaşama biçimlerini) hayata geçirebilir." Sayfa 32
"Allah İbrahim'i kavmine önder kıldığında, İbrahim'in kendi soyundan da önder (imamlar) çıkarma talebini-duasını kabul etmemiştir. Çünkü hiçbir soyun bir masumiyeti ve dolayısıyla da garantilenmiş kutsallığı, korunmuşluğu söz konusu değildir." Sayfa 44
"Bir Müslümanın hakikat ufkunu doğrudan Allah oluşturur ve onunla Allah arasına hiçbir dünyevi otorite (papa, hoca, ulus devlet vs) giremez." Sayfa 44
"Kudüs'ün fethi sonrası, oraya doğru giderken devesine hizmetçisi ile birlikte sırayla binen Ömer'i karşılayan Ubeyde bin Cerrah, o sırada deveye binmekte olan hizmetçiyi görür ve Emir-ül Müminini karşılamaya gelen Kudüslüler için bunun iyi bir durum olmadığını söylediğinde Ömer şöyle der: "Ya Ebu Ubeyde, senin bu sözlerin buradaki insanlar için çok zararlıdır. İşitenler, şerefin bineğe binmekte ve süslü elbiseler giymekte olduğunu sanacaklar. Şerefin Müslümanlıkta ve kullukta olduğunu anlamayacaklar. Oysa biz zelil insanlardık. Allah bizi İslam'la şereflendirdi. Allah'ın verdiği şereften başka şeref ararsak, Allah bizi yeniden zelil kılar." Sayfa 54
"Toplumda kimi daha fazla üretir, kimisi ise daha fazla tüketir. Bu nedenle soyut anlamda bir eşitlikçiliktense gözetici, dayanışmacı, paylaşımcı ve onarıcı bir tavır daha doğrudur. Amaç, toplumsal uçlar arasındaki mesafenin açılmasının olabildiğince engellenmesidir." Sayfa 102
"Herhangi bir meselenin çözümünde zora başvurmak, Hz Peygamber açısından hiçbir zaman arzulanır bir seçenek olmamıştır. Onun açısından fetih; şehirlerin değil kalplerin fethedilmesi anlamına gelse de çağının ve toplumunun şartlarına kimi zaman boyun eğmek zorunda kalmıştır. Mekke saldırganlarına karşı hep savunmada kalmış, Yahudilerle işbirliği arayışında hep o olmuştur. Mekke'yi bile güç kullanarak değil, şartlar olgunlaştığında savaşsız bir biçimde fethetmiştir." Sayfa 135
"Örneğin İspanya'da hiçbir Müslüman kalamadığı halde, İslam dünyasının her tarafında gayrimüslimler yaşamaya devam etmektedir." Sayfa 136
"Muaviye kendi iktidarıyla bir devlet iktidarı (kendi deyimiyle Krallık) olarak Emeviliğin egemenliğini kuracaktır. Hele ki oğlu Yezid'i yerine bir veliaht olarak tayini, bu konudaki bilincini ve (kötü) niyetini apaçık ortaya koymaktadır. Bu kötü gidişatı Ömer Bin Abdülaziz düzeltmek istese de artık çok geçtir ve devlet iktidarı, toplumsal özerklik karşısında hükümranlığını (uydurma hadislerle, atanmış din adamlarıyla, kurgulanmış bir kelamla, korkutulmuş toplumla ve satın alınmış ileri gelenlerle) halka da kabul ettirmiştir." Sayfa 150
"İslam ne hayatı ve dünyayı küçümser veya aşağılar ne de hayat içindeki nimetleri. İslam'ın reddettiği sadece ve her konudaki aşırılıklardır." Sayfa 189
"Hristiyanlar tarih içinde dünyevileşirken, Müslümanlar ise ruhanileşmeye çalışmışlardır. İslam, hayatı kapsamlı bir bütünlük olarak telakki ettiğinden, din ve siyaset gibi ayrımlara girmezken, Hristiyanlık ise daha en başından dualist bir anlayış, yani dini otorite ile dünyevi otoritenin ayrılığı anlayışını geliştirmiştir." Sayfa 190
"İslam'da yönetimin esasları Kur'an-ı Kerim'de açıklanmıştır. İslam'ın önerdiği yönetim biçimi cumhuri/istişari bir yönetimdir. Ancak bu yönetimin Batılı anlamda demokrasi fikriyle biçimsel veya esasa ilişkin uyuşmazlıkları bulunur. Çünkü Batı demokrasilerinin esası, Seküler nitelikli bir halk hakimiyeti iken, İslami yönetim temelde Allah'ın hakimiyeti esasına dayanır." Sayfa 191
"Siyasetin ahlak ve maneviyattan ayrıştırılmaması gibi bir yol, tarih boyunca çeşitli istismarlara konu olmuşsa da aksi de siyaseti ahlak ve maneviyattan uzaklaştırarak ilkesizleştirmekte ve başka sorunlara yol açmaktadır." Sayfa 206
"Allah'ın hakimiyeti ilkesi (egemenliğin Allah'a ait olması) toplumsal ve bireysel özgürlükleri kısıtlamadığı gibi, tam aksine bu özgürlüklerin bazı yerel egemenler tarafından vesayet altına alınmasına karşı da temel güvencedir. Sorun bu egemenlikte değil, bu egemenliği temsil ve tesis etme iddiasındadır. Yani bu egemenlik fikrine dayanan iktidar sahiplerinin, kendilerini toplumların ve hatta dünyanın tanrılarına dönüştürme zihniyetindedir." Sayfa 210
"Yöneten ya da yönetilenlerin Müslüman olmaları, yönetimin de İslami olması anlamına gelmez. İslami yönetim, hak ve adaleti öne alan İslam toplumunun bir tezahürüdür. Toplumu kendisine tabileştiren bir iktidar aygıtı değildir." Sayfa 221
"Peygamber sonrasında ayakta tutulmaya çalışılan İslami siyaset, geniş kitlelerin İslamı yeterince özümseyemeden İslam'a katılmaları ve bunların getirdikleri farklı kültürlerin olumsuz etkileri, cahili arzuların dirilmesi ve özellikle ırkçı taassubun (Emevilik, Abbasilik) egemenleşmesi ile asli niteliğini yitirmiştir." Sayfa 222
"İslamlaşma ve medenileşme, fetihlerle genişleme hızının oldukça gerisinde kalmış ve hatta çoğu yerde bir ayak bağı olarak gözden çıkarılmıştır. Bu şartlar içerisinde emilen coğrafyalar ve halklar da tersinden bir asimilasyona uğratacaklardır bu fetihçileri. Bu kültürlerdeki olumsuz birçok söylem, uygun bir direnç ya da cevap üretilemediğinden İslam kültürüne dahil edilecektir." Sayfa 223
"Kurtuluşlarını, beklenen Mehdi'ye, akıllarını ruhbanlara, özgürleşmelerini ise yücelttikleri kimi şahsiyetlerin lütfuna havale eden sorumsuzluğun bedeli; Peygamberin şahsiyetini ve mücadelesini bile kavrayamayan bir akılsızlıktır." Sayfa 243