Rivayet Kültürü ve Yanlış Din Anlayışı-İbrahim Sarmış. Düşün Yayınları, 2011
"Somali, Senegal, Sudan, Nijerya veya Bangladeş gibi ülkelerde yoksulluk, açlık, hastalık ve bakımsızlıktan derisi kemiğine yapışmış insanların ve pislikten geçilmeyen sokakların görüntülerinin paylaşıldığı ve sözde İslam ülkesi olarak nitelenen benzerlerinde, Allah'ın öğrettiği İslam değil emperyalizmin şekillendirdiği ve yönlendirdiği yöneticiler, yani mankurtlar iş başındadır. Bunu görmek için, emperyalizmin bilgisi ve izniyle halkların başına gelen veya getirilen monarşik, totaliter, işbirlikçi, cuntacı, seküler yönetimlere bakmak yeterlidir." Sayfa 17
"Batılı bir tarihçi Osmanlı için 'Derviş Devlet' nitelemesini kullanır. Tanrının soyutluğu/uzaklığı evliya kültüyle, Kabe bu velilerin türbeleri ile, Peygamberin uzaklığı da şeyh ve erenlerle aşılmaya çalışılmıştır. Tarikat şeriatın, gelenek sünnetin, mevlid ise tilavetin yerini almıştır. Şeriattan ziyade tarikatın buyruklarına boyun eğilmiştir." Sayfa 27
"Emeviler, iktidarı kanla ele geçirerek, şura yönetimini babadan oğula geçen saltanata çevirmiş, haksız yönetimlerini meşrulaştırmak ve halka kabul ettirmek için uydurduğu kader inancına sarılmış, kayırmacılık, hortumculuk, ahlaksızlık, İslam öğretilerinin dışlanmasıyla beraber, makam/mevki vererek yahut para dağıtarak yanlarına çekemedikleri ve olumsuzluklarını eleştiren ulemayı ve grupları sindirmeye çalışmış, hapisle işkenceyle ölümle cezalandırmıştır." Sayfa 33
"Recm cezası Kur'an'a aykırı olduğu gibi, dinden dönen kişinin sırf dinden döndüğü için öldürülmesi anlayışı da Kur'an'a aykırıdır. Çünkü Kur'an, evli-bekar ayrımı yapmadan, zina edenlerin cezasının 100 sopa olduğunu söylemiş, dinden dönenlerin cezasının da öldürülmek değil aşağıdaki ayetlerde belirtildiği gibi amellerinin boşa gitmesi ve ahirette ebedi cehennem azabıyla cezalandırılmaları olduğunu söylemiştir..." Sayfa 41
"Dinden dönen her erkek de Müslümanlara karşı savaş karar ve eylemin içinde olmadığına göre 'dinden dönen, Müslümanlara karşı savaşmadıkça öldürülemez' hükmü daha doğru olacaktır. Bir dinin hem 'dinde zorlama yoktur' deyip hem de insanların Müslüman olmaları veya İslam'da kalmaları için zorlayacağı düşünülemez." Sayfa 50
"Kur'an'a aykırılığı açık rivayetlerden biri de 'Zina çocuğu, üçün (zina eden anne baba ve kendisi) en şerlisidir' rivayetidir. Bu rivayette çocuğun, zina eden anne babadan daha kötü olduğu anlatılmakta ve yine 'Zina çocuğu cennete giremez' rivayetiyle cennete girmesi de yasaklanmaktadır. Oysa çocuğun bu işte ne bir iradesi ve arzusu vardır ne de akıllanıp erginlik çağına gelinceye kadar bir sorumluluğu söz konusudur...
Bu konuda en güzel açıklama İbni Ömer'den nakledilmiştir. Ona bu hadis söylendiğinde; 'Bilakis o üçün en hayırlısıdır. Çünkü anne baba zina ile günahkar, bu çocuk ise masumdur' demiştir. Diğer önemli bir yaklaşım da İbn Abbas'tan nakledilmiştir: 'Madem öyle, neden annesi doğum yapıncaya kadar bekletilmekte ve recm cezası uygulanmamaktadır?"
Sayfa 89, 90
"Kur'an'ın uygulayıcısı olan Rasulullah, insanları Tasavvuf kültürüyle değil, Kur'an'ın öğretileriyle bilgilendirmiş, eğitmiş ve yetiştirmiştir." Sayfa 116
"Din anlayışının altüst edildiği yerlerden biri de cihad ve nefs tezkiyesi konusudur. 'Allah cihad edenleri oturanlardan büyük ecirler, dereceler, bağışlama ve rahmetle üstün kılmıştır.' (Nisa 95) diyerek düşmana karşı cihad etmenin en üstün ibadet olduğunu açık seçik söylediği ve hadisler bunu net olarak belirttiği halde, hadis olmayan bir rivayete dayanılarak güya hazreti Peygamber bir savaş dönüşünde 'Küçük cihattan büyük cihada döndük...O, kalbin cihadıdır' dedi, anlayışı oluşturulmuş ve kişinin nefs tezkiyesi/kendini arındırmaya çalışması, cephede Allah yolunda savaşmaktan ve şehit olmaktan daha üstün bir ibadet gibi sunulmuştur." Sayfa 117
"(Tasavvuftaki) Kişilerin kendilerini tezkiye edeceğim diye sürekli kendileriyle uğraşmasını, İslam'ın ve Müslümanların canına kasteden düşmana karşı savaşmak ve bunun için şehit olmaktan daha büyük bir cihat olarak göstermek, dinin altını üstüne getirmekten başka bir şey olmasa gerektir." Sayfa 120
"Cihadı her halükarda düşmana saldırı olarak anlayanların delil gibi gösterdikleri ayetlere bakıldığında gerçeğin böyle olmadığını görüyoruz. Şöyle ki: Savaş emrinin temelinde, onların kafir oluşlarının değil, saldırganlıklarının ve Müslümanlara hayat hakkı tanımayışları vardır. Örneğin Bakara 190. ayette, savaş emri açıkça karşı tarafın saldırgan olması şartına bağlanmış, 'savaşa mukabele' sınırının aşılmaması uyarısında bulunulmuştur. Demek ki saldırmadıkları sürece karşı taraf Müslüman olmasalar bile, Müslümanlar 'haddi aşarak' savaş başlatma hakkına sahip değillerdir." Sayfa 143
"Cihad terimini terörle özdeşleştiren küresel emperyalizm, Müslümanların her türlü direnişini ve haklı savunma savaşını İslami terör diye damgalamak suretiyle onları pasifize etmek ve uysal kalabalıklara dönüştürmek arzusundadır. Müslümanların cihad kelimesini dillendirmelerine bile imkan tanımayacak bir psikolojik baskı ortamı oluşturulurken, İslam adına konuşan kimi çevreler de 'cihad'ın içini boşaltıp onu sadece nefis tezkiyesine indirgeme gayretindeler." Sayfa 149
"Yüce Allah, insanların ve cinlerin dışındaki tüm varlıkları, ezelde takdir ettiği plana göre yaratıp yönlendirirken, insanın kendi kudret ve iradesi dahilindeki eylemlerini ve o eylemlere bağlı olguları, onun kendi tercihine bağlı olarak yaratmaktadır." Sayfa 241
"Kur'an okumak için değil dokunmak için bile birçok merasim gereklidir. Oysa namaz için abdest, Kur'an okumak için Euzü Besmele yeterlidir. Abdestli-abdestsiz, ayakta-oturarak ve yanları üzeri yatarak her durumda Kur'an okunabilir." Sayfa 272
"Merhum Gazali'nin tespiti ile 'Müslümanlar Kur'an'ı sadece okumak için öğrenirler. Dinlerini öğrenmek için okumazlar.' Halbuki dünyanın her yerinde insanlar öğrenmek için okurlar." Sayfa 272
"Rivayet kültürüne göre Hz İbrahim'in söylediği ileri sürülen üç yalandan(!) ikisi Kur'an'ın belirttiği yalanlar, diğeri de bu rivayette belirtilen yalanmış. Güya Hz İbrahim putperestlerin törenlerine katılmamak için kavmine hasta olduğunu, kendisi kırdığı halde putlarını büyük putun kırdığını ve canını kurtarmak için krala eşi olan Sare'nin kız kardeşi olduğunu söyleyerek yalan söylemiştir... Tevhid yolunda ateşe atılmaktan bile gözünü kırpmayan Hz İbrahim gibi bir peygamber için böyle bir şey hiçbir zaman düşünülemez. Acaba başka hangi peygamberin yalan söylediği söz konusu olmuştur ki Hz İbrahim yalan söylemiş olsun?" Sayfa 332, 334
"Abbasi yönetiminin öldürmesinden korkarak gizlendiği iddia edilen (Şia inancına göte mağarada saklandığı söylenen) son imamlarının, İran'da İslam Cumhuriyeti kurulduğu için artık korkmadan ortaya çıkması gerekmez mi?" Sayfa 347
"İslam, ne babadan oğula geçen saltanat yönetimidir, ne kutsal aileler, soylar, seyyidler, şerifler, şeyhler dinidir, ne papalık sisteminde olduğu gibi masum imamın Allah tarafından atandığı ve onun adına halkı yönettiği teokrasi yönetimidir, ne de din-dünya ayrımı yaparak dini siyasal ve kamusal alandan uzaklaştırıp vicdanlara ve tapınaklara hapsederek, toplumsal hayatı sekülerleştiren laisizm yönetimidir. İslam yönetimi, kadın-erkek halkın katılımıyla yöneticinin belirlenmesine dayanan ve öğretileriyle hayatın tümünü kuşatarak yönlendiren şura yönetimidir." Sayfa 350
"Kur'an pek çok yerde insanların başına gelenlerin ancak kendi elleriyle kazandıkları sonucu olduğunu ve işlediklerine göre ödüllendirilecek yahut cezalandırılacaklarını söyler. Geleneksel yazgı ve kader anlayışı ile anlamaksa Allah'ı kullar adına karar verip önceden yazdıklarını onlara dayatan ve bundan dolayı da sorumlu tutan olarak adaletsizlik yapmakla suçlamak olur." Sayfa 384
"Özellikle vaazlarda, ahiret süreci mümin-kafir ayrımı yapılmadan, istisnasız herkes için çok korkunç, azap ve bir sıkıntı dünyası gibi sunulmakta, deyim yerindeyse insanlar ahiretten ürkütülmektedir...Oysa Kur'an, ahiretin kötüler için sıkıntılı ve azaplı olduğunu söylerken, muttaki müminler içinse hiçbir korku ve üzülmenin olmadığını söyler. Örneğin Bakara 38, Bakara 62, Bakara 112 vd." Sayfa 391
"İman olmadan işlenen amel Allah katında geçersiz olduğu gibi, amel olmadan sözde iman da değersiz ve geçersizdir. Çünkü iman ve amel orantılı olarak birbirinin sebep ve sonucu yahut varlık ve yokluğunun göstergesidir. Çünkü birinin miktarı diğerinin miktarıyla doğru orantılıdır. Herkes İslamını buna göre ayarlamalı, cennete veya cehenneme gidişin hesabını da buna göre yapmalıdır." Sayfa 411
"Sadece 'la ilahe illallah' demenin kişinin cennete girmesine yeteceği anlayışı İslam'ın yanlış algılanmasına, farzların ve haramların önemsenmemesine, böylece dinin ihmal edilmesine ve seküler laik sistemlerin egemen olmasına yol açmıştır ve açmaktadır. İslam ümmetinin yozlaşıp bugün içine düştüğü zillet, sömürge ve esaretin sebebi bu sapmadır." Sayfa 415
"Bugün tüm İslam dünyasında itikat/ibadet Müslümanlığı yaygınken, iman ve ahlak Müslümanlığı cılızdır." Sayfa 417
"İbni Arabi, hadis ilimlerini ve rivayet sistemini takmayıp, felsefesine altyapı oluşturabilecek ne kadar uydurma ve saçma rivayet varsa hepsini 'naklen değil ama keşfen sahihtir' kılıfını uydurmuştur." Sayfa 436
"Allah'ın yukarıda, aşağıda, sağda, solda, önde, arkada olmadığını söyleyen bir adama Ebu Hanife'nin 'Sen Allah'ını yitirmişsin' dediği anlatılır. Gerçekten hiçbir yönde ve hiçbir yerde bulunmayan varlık yok demektir. Onun için arşa istiva ettiğini belirtmesinin dışında kendisine bir yer belirtmeyen varlığını kabul etmek, bir yere yerleştirmeden kendisini nitelediği isim ve sıfatlarla anmak, zatının varlığını kabul ederek keyfiyetini ve mahiyetini kavramaya çalışmaktan ise kaçınmak, yani orada durmak gerekir...Bizler onu ancak Vahiyle kendisini tanıttığı kadar tanır ve evrendeki ayetlerle gösterdiği kadar bilebiliriz." Sayfa 447
"Şüphesiz amacımız hadislere karşı bir antipati oluşturmak veya onları gölge düşürmek değildir. Sadece kültürel veya halk İslam'ının zayıf ve uydurma rivayetler sebebiyle nasıl hurafeler ve uydurmalar yumağına dönüştüğünü, Hazreti Muhammed'in kişiliğini abartma ve gerçek dışı yüceltme haleleriyle nasıl kuşatıldığını, hiçbir yönden Kur'an'la eşdeğer olmayan rivayetlerin neredeyse Kur'an'la özdeşleştirildiğini ve gayb konuları gibi ancak Vahyin bildirmesi ile öğrenilebilecek konularda bile ahad rivayetlerle nasıl inanç temelleri oluşturulduğunu, kısaca rivayet kültürü ile yanlış bir din anlayışının meydana getirildiğini gözler önüne sermek istedik." Sayfa 521